Yazan: Doruk Somunkıran
Almas
Moğolca’da “yabani insan” anlamına gelen Almas, Kafkaslar’dan Tibet’e dek uzanan geniş bir coğrafyanın efsanelerini süsleyen insansı bir yaratıktır. Çoğu bilimadamı Almas’ın yalnızca efsanelerde varolduğuna inanmakla birlikte, kriptozooloji uzmanları, efsanelerde tarif edilen Almas’lar ile, modern bilimin tarif ettiği Neanderthal insanlar arasındaki benzerliklerin son derece çarpıcı olduğunu kaydetmektedirler.
Efsaneye göre boyları 1.5-2 metre arasında değişen Almas’ların vücutları kızıl-kahverengi tüylerle kaplıdır. Geniş bir alın, basık bir burun ve zayıf bir çeneden oluşan antropomorfik bir kafa yapıları vardır (gerçi efsanelerde antropomorfik sözcüğünün kullanıldığını sanmıyorum).
Yörede yuzyıllardır varolan Almas efsanelerine, 15. yüzyıldan itibaren bu yaratıkları gördüğünü iddia eden Batılı gezginlerin ifadeleri de eklenmiştir. Bunlardan ilki, Türkler tarafından esir alınan ve zamanın Moğol prensinin maiyetine verilen Hans Schiltenberger isimli bir Almandı. 1427 yılında ülkesine döndükten sonra deneyimlerini bir kitapta toparlayan Schiltenberger, Moğolistan’ın Tien Shan bölgesi için “yöre halkı, dağların ardında, dünyanın ucunda yer alan ve kimsenin yaşayamayacağı kadar çetin koşulların hüküm sürdüğü bir çöl olduğunu söylüyor. Dağlarda ise insanlarla hiç ilgisi olmayan vahşi bir halk yaşıyormuş; tepelerde hayvanlar gibi koşuşturup buldukları bitkileri ve diğer besinleri yiyorlarmış” demiştir. Schiltenberger, daha sonra, o bölgeden sorumlu Bey’in Moğol prensine bu yabani insanlardan iki tanesini hediye olarak getirdiğini, yanlarında da üç adet eşek büyüklüğünde yabani at olduğunu anlatmıştır [sözü edilen atların gerçek olduğu sonradan anlaşıldığı için (bkz. Przewalski atları) Schiltenberger'in bu anlatımının itibarı da artmıştır].
İngiliz antropolog Myra Shackley, 19. yüzyıla ait bir Tibet tıp kitabında Almas’lardan bahsedildiğini görmüştür (bkz. yandaki resim): “Yabani insan dağlarda yaşar. Kökenleri ayıya yakındır. Vücudu insana benzer. Son derece güçlüdür. Eti akıl hastalıklarını tedavi etmek için yenilebilir, safrası da sarılığa iyi gelir”. Shackley, kitapta o yöreye ait binlerce yaratığa dair bilgilerin yeraldığını ve bunların hepsinin gerçek yaratıklar olduğunu kaydetmiştir.
1800′lerin ortasında Abhazya’nın bir köyünde ele geçirilen ve Almas soyundan geldiğine inanılan bir kadın, zaman içerisinde asimile olmuş ve köy yaşamına uyum sağlamıştır. Çok sayıda çocuğu olmuş olup, bunlardan birinin kafatası halen saklanmaktadır. Kafatası üzerinde yapılan testlerden henüz kesin bir sonuç alınamamıştır.
1941 yılında Almanya’nın S.S.C.B.’ni işgali sırasında Kızıl Ordu tarafından Kafkasya dağlarında ele geçirilen bir “esirin” de Almas olduğu iddia edilmiştir. 1963 yılında Ivan Ivlov adındaki bir pediatri uzmanı Altay Dağları’nda yolculuk ederken şoförüyle birlikte bir grup Almas görmüş ve durumu yetkililere bildirmiştir.
Almas’lara ilişkin çeşitli teoriler mevcuttur; kimileri onların yalnızca zihinsel ya da fiziksel farklılıklarından dolayı köylerinden dışlanmış sıradan insanlar olduklarını, doğa koşulları içinde yaşamaya çalışırken kendilerini tanımayan insanlarca görüldüklerinde yabani insanlar gibi algılandıklarını söylerken, kimi Neanderthal insanların bir nedenle evrimleşememiş bir kolu olduklarını iddia etmektedir. Himalaya’lardaki Yeti’lerle akraba olduklarını öne sürenler çıkmıştır.
Moskova’daki Darwin Müzesi’nde çalışan Dmitri Bayanov’un ifadesiyle: “insansı yaratıklar efsanelerimize bu kadar işlemiş olmasalardı, belki gerçeklikleri sorgulanabilirdi”.
Kaynak: http://home.clara.net/rfthomas/papers/living8.html
http://en.wikipedia.org/wiki/Almas_(cryptozoology)
Bu yazıya puan verin:
Siz de yorum yazın
RSS feed for comments on this post · TrackBack URI


(5 oy verilmiş, ortalama puan: 5 üzerinden 4.8)