Archive for Eylül, 2008

2
Ben neresiyim? (Mitolojik bulmaca) - 6

24 Eylül 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
  • Uzun yıllar önce ortaya çıkmış tek tanrılı bir dinin içinde yer alırım.
  • Bu dine göre ölenlerin ruhları benim adımı taşıyan bir köprüden geçmeye çalışırlar.
  • Bu onlar için bu alemden diğer aleme geçmenin tek yoludur aynı zamanda.
  • Üzerimden iki tip insan geçmeye çabalar. İyiler ve kötüler.
  • Kötüler için kılıçtan bile keskin olurum ve her biri aşağıya karanlıklar içine düşerler.
  • Aşağıya düşen kötüler üçe ayrılır.
  • Tamamen kötü olanlar, çok günah işlemiş ama iyiliği de olanlar ve günahları ve sevapları eşit olanlar.
  • İyiler kolayca geçer üzerimden.
  • Benim adımı taşıyan köprüden geçen iyiler de üçe ayrılırlar kötüler gibi.
  • İyi düşünmüş olanlar, iyi konuşmuş olanlar ve iyi yapmış olanlar.
  • Cennete ulaşan bu iyi insanlar kapıda sorgulanır ve içeri girerler.
  • Söyleyin bakalım ben hangi köprüyüm?

Yanıt

0
Sanat dünyasındaki ‘bug’lar: Görünmez Adam

19 Eylül 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Yüzü bandajlarla kaplı, siyah gözlükler takmış gizemli bir adam, İngiltere’nin küçük bir köyündeki bir hana yerleşir. Aslında bu kişi görünmez olmanın formülünü bulmuş ve kendi üzerinde denemiş bir bilim adamıdır. Ancak o artık Görünmez Adam’dır zira ilacın etkisi geri çevrilememektedir.

Esrarlı adam kaldığı han odasında gizlice deneyler yaparak bir çözüm arar. Ne var ki onu görünmez yapan ilaç aynı zamanda kurbanını yavaş yavaş delirtmektedir de. Bu durum Görünmez Adam’a korkunç suçlar işletecektir.

Yukarıda özetini verdiğimiz 1933 yılı yapımı, yönetmenliğini James Whale’in yaptığı filmin ve aynı adlı kitabın adı başlıktan da tahmin edebileceğiniz gibi “Görünmez Adam”. (Tahmin için verdiğimiz resmi kullananların olabileceğini de inkar edemeyiz bu arada.)

Kitabın yazarı ve aynı zamanda filmin de senaristi olan H. G. Wells görünmez adamı yaratırken olayı şu mantığa dayandırmıştı: “İlacı aldığı anda görünmez adamın kırılma indisi havanınki ile eşit olmalıydı. Böylece ışınlar herhangi bir yansıma ve kırılmaya uğramadan kahramanımızın içinden geçip gidebileceklerdi.”

Oysa Wells’in görünmez adamı gerek filmde gerekse kitapta görebiliyordu. Peki soruyorum size: “Görebilen bir görünmez adam olabilir mi?”

Gelin yanıtını hep birlikte arayalım.

Görebilmemiz için çevremizdeki nesnelerin görüntülerinin gözümüzdeki ağ tabakasına düşmesi gerekir. Bunun gerçekleşebilmesi için ise, ışığın gözlerimizin dış yüzeyinde kırılmaları gerekir. Üstelik ışık enerjisinin bir kısmının ağ tabakası tarafından soğurulması da gerekir ki beynimiz görüntüyü yorumlayabilsin.

Oysa görünmez bir adam için bu yazdıklarımızın olabilmesi imkansız. Şayet olabilseydi, görünmez adamın gözlerinin diğer kişiler tarafından görünüyor olması gerekirdi ki bu durumda da görünemez adam diye bir şeyden söz etmemiz olanaksız olacaktı. Anlaşılacağı üzere görünmez adamın tam görünmez olabilmesi için kör olması gereklidir.

H. G. Wells’in görünmez adamı nasıl oluyorsa görebiliyordu. Hem görüp hem de görünmez olmak bilimsel olarak olanaksızdır ve sanat dünyası açısından bakıldığında bu yapılanlar seyirciyi hafife almaktan da öte büyük bir ayıptır.

0
Yararlı bilgiler: Boğazın köprülerini nasıl tanırız?

18 Eylül 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Bu köprü hangisi? Fatih Sultan Mehmet mi, Boğaziçi mi?

İstanbul’da yaşayan biriyseniz şayet, Kadıköy civarında bilmece mafyası tarafından kaçırılıp gözlerinizin bağlandığını ve bir süre sonra boğazın iki tarafını birbirine bağlayan bir köprü üzerinde gözlerinizin açılıp, yaklaşık 70 derece yukarı bakmanıza izin verildiğini bir düşünün. Durum şu sizin açınızdan: Bir köprüdesiniz ve size bunun hangi köprü olduğu soruluyor. Fatih Sultan Mehmet mi, yoksa Boğaziçi mi? Yaşamanız bu soruyu bilmenize bağlı. Ne kadar saçma değil mi?

Peki ya bu köprü?

Peki ya İzmir’e görmeye gittiğiniz bir arkadaşınız kahvaltıda size gazetede İstanbul ile ilgili bir haberin ekinde yer alan köprü resmini gösterip “Bu hangisiydi sahi? Boğaziçi mi Fatih Sultan Mehmet mi?” diye sorsa?

Diyelim ki o resimler bu yazıda yer alan resimler olsun. Tanıyabildiniz mi?

Bulunduğu konumdan, sağda solda yer alan binalardan yola çıkılarak elbette yerinde bir tahmin yapılabilir. Ama ya resim bu ipuçlarından yoksunsa bu sayfadakiler gibi? Ne yanıt verirdiniz? Bilemezdiniz değil mi?

Oysa bu iki köprü arasındaki fark oldukça açıktır. Yazımızın amacı da sizleri bu farktan haberdar etmek.

Şekil-1

Farkı oluşturan şey köprülerin taşıyıcı sistemlerinden başka bir şey değil. Köprülerden birisinde yer alan ve yolu taşıyan çelik halatlar “y” ekseninde çapraz şekilde görünür ve yukardaki ana taşıyıcı çelik halata her mesnette iki adet düşey çelik halat bağlanır. (Şekil-1)

Şekil-2

Oysa ki diğerinde, ana taşıyıcı çelik halat üzerindeki her mesnete bir tane düşey çelik halat bağlanmış olup, bu hatlar “y” eksenine paralel yani yola dik şekildedir. (Şekil-2)

Hangi köprü hangi şekilde bunu da sizler bileceksiniz, bulunduğunuz kenti doyasıya yaşayarak.

Bu yazı belki de ders olur size hergün geçtiğiniz köprünün sağına soluna bakmak için.

0
Çin’deki piramitleri Türkler mi yapmış? (Bölüm 1)

17 Eylül 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Beyaz Piramit?

Beyaz Piramit?

II. Dünya Savaşı’nın sonlarına doğru Çin üzerinde askeri nakliye uçağı ile uçuş yapmakta olan pilot James Gaussman, bir vadinin üzerinden geçerken yerde dev bir piramit görür. Gaussman’ın tahminine göre Mısır’daki piramitlerden bile çok daha büyük olan bu piramit bembeyazdır; metal veya taşla kaplı gibi görünen pürüssüz yüzeyi, etrafında uzanan bomboş arazide parıldamaktadır. Piramitin tepesi Mısır’dakiler gibi sivri değil, sanki bıçakla kesilmiş gibi düzdür; ve üzerinde kristal veya elmas görünümünde dev bir taş vardır. Gaussman uçağı indirip piramiti yakından incelemek istese de yerin engebesi buna izin vermez; bu yüzden pilot havadan birkaç fotoğraf çekerek yoluna devam etmek zorunda kalır.

Piramitlerin yalnızca Mısır ve Orta Amerika’ya has yapılar olmadığı, Çin’de de piramitler olduğu böylelikle batı dünyası tarafından ögrenilmiş olur. Gaussman’ın çektiği fotoğrafta görülen piramit metalden yapılmış gibi görünmese de, üzerinde kristal veya elmas benzeri bir taş bulunmasa da, Beyaz Piramit Efsanesi çığ gibi büyümeye başlar. Efsane kendi devinimini kazanmış ve ortak bilinçaltımızda yer etmiştir artık.

Gaussman’ın fotoğrafı ilk başta şüpheyle karşılanır ve Çin’de gerçekten piramitlerin varolduğunu kanıtlamak için yeterli bulunmaz. Çin yönetiminin bu konudaki sessizliği ve piramitlerin yeraldığı iddia edilen bölgelere yabancıların girişine yakın tarihlere kadar izin vermemesi nedeniyle bağımsız ve objektif bir araştırma da yapılamaz.

Konuyu “şehir efsanesi” kategorisine yerleştirmiş, mutlu mesut hayatıma devam ederken, yakınlarda aldığım bir email mesajı beni bu konuyu daha derinlemesine araştırmaya yöneltti. Önce mesajdan bir bölüm okuyalım:

Çin’de saklanan Türk Piramitleri

Uygur bölgesinde bulunan, Mısır piramitlerinden yüzyıllarca önce yapılan ve Mısır piramitlerinden daha yüksek/büyük olan piramitleri yapan Türklerdir. Çin hükümeti buraya girişi tamamı ile yasaklamıştır. Çünkü bu piramitlerin içinde proto-Türk yazılar mevcut. Arkeologların dahi girişine kati surette izin verilmiyor. Çünkü dünya tarihinin tekrar yazılması gerekebilir.

Öncelikle, Çin’de gerçekten çok sayıda piramit var. Google Maps ile yaptığım bir araştırma sonucunda yakın bir alana yayılmış belki bir düzine piramit gördüm. Sonuçları siz de buraya tıklayarak inceleyebilirsiniz; bir miktar geri zoom yaptıktan sonra komşu piramitleri görüp kendi piramit avınıza başlayabilirsiniz. Ben de bu arada bir kahve alayım, sonra birlikte devam edelim.

0
Ben kimim? (Mitolojik bulmaca) - 5

16 Eylül 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
  • Bir gün Tanrı dediği için karımı, yeğenimi, mallarımı, uşaklarımı yanıma alıp filanca ülkeye doğru yola çıktım.
  • Gideceğim ülkeye yaklaştığımda karıma: “Güzel bir kadın olduğunu biliyorum. Olur ki seni görüp, bu onun karısı diyerek beni öldürür, seni sağ bırakırlar. Lütfen Onun kızkardeşiyim de ki, senin hatırın için bana iyi davransınlar, canıma dokunmasınlar.” dedim.
  • Gerçekten gittiğim ülkede yaşayanlar karımın çok güzel olduğunu farkettiler.
  • Kadını gören kralın adamları, karımın güzelliğini krala övdüler. Böylece karımı saraya aldılar.
  • Karımın hatırı için kral bana iyi davrandı. Böylece davar, sığır, eşek, erkek ve kadın köle, deve sahibi oldum.
  • Ama Tanrı benim ve karımın yüzünden kralın ev halkının başına korkunç felaketler getirdi.
  • Kral beni çağırarak, “Nedir bana bu yaptığın? Neden karın olduğunu söylemedin? Niçin ‘kızkardeşimdir’ diyerek onunla evlenmeme izin verdin? Al karını, git!” dedi. Benim için adamlarına buyruk verdi. Böylece karımla birlikte sahip olduğum her şeyle birlikte bizi gönderdiler.
  • Oradan bir başka ülkeye geçtim.
  • Yine karım için, “Bu kadın kızkardeşimdir” dedim. Bunun üzerine o ülkenin kralı da adam gönderip karımı aldırttı.
  • Ama Tanrı gece düşünde krala görünerek onu da uyardı.
  • Kral henüz karıma dokunmamıştı.
  • Sabah erkenden kalktı, bütün adamlarını çağırarak olup biteni anlattı. Adamlar dehşete düştü.
  • Beni çağırtarak, “Ne yaptın bize?” dedi, “Sana ne haksızlık ettim ki, beni ve krallığımı bu büyük günaha sürükledin? Bana bu yaptığın yapılacak iş değil.”
  • Sonra, “Amacın neydi, niçin yaptın bunu?” diye sordu.
  • “Çünkü burada hiç Tanrı korkusu yok” diye yanıtladım, “Karım yüzünden beni öldürebilirler diye düşündüm”.
  • Üstelik, karım gerçekten de kızkardeşimdir aynı zamanda. Babamız bir, annemiz ayrıdır.

Bilin bakalım ben kimim?

Yanıt

0
Ajax 3000 yıl sonra yeniden Çanakkale’de

15 Eylül 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi

Yunan mitolojisinden Ajax'ın heykeli

(Haber Merkezi) - Yunan mitolojisine göre Salamis Kralı, Telamon’un oğlu olan ve Truva savaşlarında Achilles’den (Aşil) sonra kahramanlığı ile en fazla ün kazanmış savaşçının kim olduğunu sorsam acaba adı kaçımızın aklına gelir?

Peki ya Avrupa’da bir zamanlar fırtına gibi esip tüm kupaları müzesine götüren, Cruyff, Van Basten, Seedorf gibi futbolcuların yetiştiği, önünde kırmızı bir bant olan klasik beyaz formalarıyla tanınan ve Hollanda futbolunun lokomotifi olan futbol takımı sorsam?

Kim hangi soruyu yanıtladı bilemeyiz tabii ama iki sorunun yanıtı da aynı adı işaret ediyor aslında: Ajax…

FC Ajax futbol takımının logosu

Evet ünlü futbol klübünün logosunda taşıdığı bu tarihi kişilik Truva savaşında Hector ile teke tek savaşan ilk savaşçıdır aynı zamanda. İlginç olan ise Hector tam da Ajax’ı öldürmek üzere iken Tanrılar izin vermeyişi, birden gece olması ve her iki ordunun da ateşkes ilan etmesi. Futbolda şansın ne kadar önemli olduğunu biliyoruz ama bu şansın bir zamanlar efsanelere de yön verdiğine şahit olmak oldukça keyifli aslına bakarsanız. Gerçi buna çok da şaşmamak gerek. Günümüz anlayışına göre futbol bir savaş değil mi?

Ajax'ın ölümü

Biz en iyisi mitolojiye geri dönelim. Devam eden günlerde Aşil’den sonra en dikkat çeken savaşçı Ajax olur. Aşil’i ikna etmek için toplanıp çadırına giden komutanlardan birisi yine odur. Hatta Aşil Paris tarafından topuğundan vurulup öldürüldüğünde Aşil’in ölüsünü savaş meydanından taşıyan yine Ajax’tır. Bu Yunanlı savaşçının sonu da ilginçtir. Agamemnon’un Aşil’e ait eşyaları kendisine değil de başka bir savaşçıya vermesini hazmedemez ve yere gömdüğü kılıcın üstüne yaslanarak kendi canına kıyar.

Katalog fotoğraflarının belki de en anlamlısı Truva Atı önünde olanıydı

İşte bu tarihi kişiliği logosunda barındıran Hollanda’nın en ünlü futbol takımı FC. Ajax, katalog çekimleri yapmak için geçen haftanın büyük bir bölümünü ülkemizde Truva savaşının olduğu Çanakkale’de geçirdi. Truva atı önünde toplu fotoğraf çektiren futbolcu ve teknik ekibin mutluluğu gözlerinden okunmaktaydı. Konuyla ilgili sorularımızı yanıtlayan Ajax teknik direktörü Marco Van Basten “Klübün adını aldığı kahramanın bu topraklarda bulunmuş ve savaşmış olması çok ilginç. Adını bu savaşçıdan alan bir futbol takımı olarak aynı kararlılığı ve azmi göstermeleri açısından futbolcularımın bu atmosferi yaşamalarını istedim. Bu seneki çekimleri ülkenizde yapmaya karar vermekle ne derece doğru bir karar verdiğimizi şimdi daha iyi anladık. Aynı topraklarda bizim katalog fotoğrafları çektiriyor olmamız inanın tarifsiz bir mutluluk veriyor bizlere. İnşallah Çanakkale Spor Avrupa kupalarına katılır ve bizimle eşleşir. Bu daha da ilginç kılacaktır olup biteni. Rüyada gibiyiz.” dedi.

Çanakkale Büyükşehir Belediye Başkanı’nın “Biz alışkınız böyle şeylere, her sene anzakların torunları gelir taa Avusturalyalardan, Hollandalıları da bekleriz tabii ki.” diyerek Ajax taraftarlarına davetiye çıkarması ise özellikle esnaf çevresi tarafından takdirle karşılandı.

3
Hdai br dneey ypaaılm

12 Eylül 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Şdmi szinile bir knuyou palyşamak itisyroum svgeili okrluar. Gçelneerde bir arkşdaatan dyuudm da innaadmım. Bu gzidüe sfalaryada yer aılp almsmaıanı blie çok dşünüdüm ama bnei var eedn slzerile plyaşadman da eemdedim dğrousu. Oaly ksacıa şduur:

Ben szückleöri yzaraken araakdi hraflrein ssrıaını dğiştierecğeim ama siizn iiçn hiç bir şey fretkameyceek. Zria svgeili bliim aamdalrı dyiorumş ki: İsann benyi szüklcöerin bşınaadki ve snounakdi haflri yrleernide gödrükerli zmaan dğeir hrfeariln sraısnıın bir öemni klamıoyr. Htata aardn hraf ble atbiliyaorunsuz itsrseeniz. Byin hr drumuda szöcülekri okyabiluioyr. Dloaısıyyla uuzn mintleeri de.

Ne desirniz szice de bu dorğu mu? Ben hiç samınyourm. Şyaet bu dğoru ise ilma kuarlarılnın, okllaruakdi eitğiimn bir dğeeri kaılr mı? MSN çouklcarı ile edbiyeatıçlar aasrıdna bir frak klıar mı?

Sçmaaılk. Greçkteen sçmaalık…

3
Uzay Yolu - Star Trek

8 Eylül 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

1966 yılında bugün, Uzay Yolu dizisinin ilk bölümü ABD’de NBC televizyon kanalında yayınlandı. O zaman hiçkimse bu dizinin sonraki yıllarda 6 farklı TV dizisi (toplam 716 bölüm), 11 uzun metrajlı film (biri halen post-prodüksiyon aşamasında), çok sayıda kitap ve kendine has bir alt kültür doğuracak büyüklüğe ulaşacağını tahmin etmiyordu.

Atılgan

Atılgan

Uzay Yolu efsanesine göre, insanlık 21. yüzyılda yaşanan nükleer savaş ve ardından gelen felaket sonrasında uzayda ışıktan hızlı yolculuk edebilecek teknolojiyi geliştirir ve galaksideki diğer uygarlıklarla biraraya gelerek Birleşik Gezegenler Federasyonu’nu oluşturur. Sistemin para değil, bilgi ve araştırma üzerine kurulu olduğu yarı ütopik bir düzen içerisinde Federasyona dahil olmayan güçlerle sürdürülen mücadele, Uzay Yolu maceralarının belkemiğini oluşturur.

Kullandığı semboller başka bir çağa ait olsa da, Uzay Yolu 60′ların dünyasının sorunlarını ve çelişkilerini yansıtan bir ayna gibidir. Dizinin yaratıcısı Gene Roddenberry, “kendine has kuralları olan yeni bir evren kurarak, cinsellik, din, Vietnam, politika ve kıtalararası füzeler gibi konular hakkında mesajlar verdik. Neyse ki bunları semboller aracılığıyla aktardığımız için tümü televizyon kanalının denetiminden geçti” demiştir. Dizinin sonraki türevleri de bu geleneği sürdürerek kendi dönemlerinin önemli sorunlarını ele almaya devam etmişlerdir.

Dizinin açılışında yer alan ve sloganı haline gelen “daha önce hiçkimsenin gitmediği yere cesaretle gitmek” sözü Beyaz Saray’ın uzay yarışıyla ilgili bir kitapçığından alınmıştır. Kaptan Kirk - Spock - McCoy üçlemesi de klasik mitolojik anlatımdan esinlenmektedir.

Dizinin popülerliği sadece yayınlarla sınırlı kalmamış, Uzay Yolu konvansiyonları düzenlenmeye başlamış, kendi alt kültürünü yaratan dizinin hayranlarına “Trekkie” veya “Trekker” adı verilmiştir. Günümüzde halen sürmekte olan bu konvansiyonlar, zaman zaman Roddenberry ve dizi oyuncularının da katıldığı önemli toplantılar haline gelmiştir.

Roddenberry, “Uzay Yolu’nun Yapımı” adlı araştırma kitabına verdiği röportajda, dizinin ana karakteri Kaptan Kirk’ün Iowa eyaletinde doğduğunu belirttikten sonra, bu eyaletteki Riverside şehir konseyi oy birliğiyle Riverside şehrini Kirk’ün gelecekteki resmi doğum yeri olarak ilan etmiş, Roddenberry bu kararı onaylamıştır.

“Uzay Yolu” adını taşıyan ve maceranın şimdiye kadar anlatılan bölümlerinden daha geriye giderek başlangıcını anlatan bir film (prequel) halen post-prodüksiyon aşamasında olup, 2009 yılı Mayıs ayında gösterime girmesi hedeflenmektedir.

0
Rüya diyalogları - 2

4 Eylül 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

- Alo?
- Ferda? Nasılsın?
- İyiyim Murat sağol. Ya sen?
- Valla idare ediyorum işte. Şey diyecektim, eğer bu akşam işin yoksa…
- Murat neredesin sen? Nedir o gürültü? Ayrıca o koku da ne?
- Balık pazarından geçiyorum… Ama dur bir dakika… Telefondan kokuyu nasıl aldın?
- Bilmem… Normalde almamam gerekir doğru… Murat yine rüya görüyorsun dimi?
- Galiba… Ne bileyim?
- Ya ben seni anlamıyorum Murat, her rüyana beni dahil etmek zorunda mısın?
- Bilmem? Kötü birşey mi bu?
- Ya bıktım her gece senin rüyalarına girmekten! Yeter! Senin yüzünden sabahları çuval gibi uyanıp işe sürüne sürüne gidiyorum. Rahat bırak beni artık!
- Olur mu öyle saçmalık? Rüyama girdin diye yorulacak değilsin ya?
- Olur tabii, her türlü saçmalık olur. Rüya değil mi bu?
- Eh sen de haklısın tabii.
- Bak bir daha rüyanda beni görürsen öyle bir karabasana çeviririm ki bir hafta etkisinden kurtulamazsın. Çok korku filmi seyrettim ben!
- Ferda rüyamda kimi göreceğimi seçmek elimde mi sanıyorsun?
- Ne yani, elinde olsa kimi seçerdin?
- Eee, aslında yine seni seçerdim tabii…
- Bak işte! Bak!
- Ama ne yapayım, elimde değil gerçekten. Yorulmanı ben de istemem. Ayakta mısın? Otur bari…
- Ayakta değilim, yataktayım, tam da rüya görüyordum sen arayıp uyandırmadan önce.
- E belki ben arayıp uyandırmamışımdır, sen hala rüyandasındır, rüyanda benim seni aradığımı görüyorsundur?
- Saçmalama! Senin rüyaların yetmedi bir de benim rüyalarımda mı seni görmeye başlayacağım?
- Görüyorsun ya işte?
- Saçmalama Murat! Bu benim rüyam değil, senin rüyan!
- Seee-niiiin! Seee-niiiin!
- İyi peki madem. Sen istedin. Zehir edicem sana bu rüyayı. Şu andan itibaren bu rüyanın adı karabasan olarak değişmiştir. Onsekiz yaşından küçüklerin izlemesi sakıncalıdır!
- Benim için hava hoş! Benim değil, senin karabasanın…
- Sen geç dalganı bakalım. Şimdi telefonun içinden çıkıcam ve hayatında gördüğün ennnnn korkunç…
- En korkunç ne? Ne? Ferda? Ferdaaaa? Hay allah, şarjım bitti!

0
Dagen H

3 Eylül 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Dagen H logosu

Dagen H logosu

1967 yılında bugün, İsveç’te trafiğin akışı yolun solundan sağına aktarıldı. Högertrafikomläggningen (trafiğin sağa aktarılması) 40 yıldır tartışılan ve halkın sıcak bakmadığı bir konuydu. 1955′te bu konuda yapılan bir referandumda halkın % 83′ü yolun solunda gitmekten memnun olduğunu belirtmişti. Devlet buna rağmen trafiği sağa aktarma konusundaki ısrarını sürdürdü ve 1963 yılında değişikliğin yapılması karara bağlandı. Değişiklik tarihi olarak 3 Eylül 1967 benimsendi; bu tarih Dagen H (H günü) olarak adlandırıldı.

Devletin bu konudaki ısrarının nedenleri vardı: Öncelikle, İsveç’in tüm komşularında trafik sağdan akıyordu; bu durum özellikle Norveç’e gidildiğinde veya Norveç’ten konuklar geldiğinde dar yollarda sollama/sağlama esnasında kafa kafaya çarpışmalara yol açmaktaydı. İkincisi, otomobillerin farları (günümüzde olduğu gibi) karşıdan gelen sürücünün gözünü almamaları ve yol kenarındaki tabelaları aydınlatmaları için hafifçe “dışa doğru” ayarlanmaktaydı; İsveç’le Norveç’in “dışa doğru” ayarları birbirine ters olduğu için karşı karşıya geldiklerinde sürücülerin gözlerini alıp kaza riskini artırıyordu.

Dagen H logosunu taşıyan iç çamaşırı

Dagen H logosunu taşıyan iç çamaşırı

Dagen H için hazırlıklar 4 yıl sürdü ve psikologların da katkıda bulunduğu bir eğitim programı uygulandı. Bu program kapsamında Dagen H logosu, kadın iç çamaşırı dahil olmak üzere, akla gelebilecek her yerde kullanıldı. Trafik sağa geçtikten sonra kullanılacak işaretler, levhalar ve yer çizgileri önceden hazırlanıp üzerleri siyah bantlarla kaplandı. Tek yönlü sokaklarda otobüs durakları yolun karşı tarafına alındı. 1000′in üzerinde yeni otobüs satın alındı, 8000 otobüsün kapılarının yeri değişti, değiştirilemeyenler Pakistan’a ve Kenya’ya satıldı. Çoğu şehirde tramvaylar hizmetten kaldırıldı.

Dagen H gelip çattığında, gece saat 01:00′den 06:00′ya kadar tüm trafik yasaklandı. Bu süre boyunca görevliler levhaların ve çizgilerin üzerindeki siyah bantları çıkardılar. Zorunluluk gereği yolda olan araçlar 04:50′de tamamen durdu; dikkatlice yolun diğer tarafına geçip yollarına devam etti.

Dagen H sonrasında ülke genelinde trafik kazalarında önemli bir düşüş oldu. Çoğu yaşlı sürücü, yeni düzene uyum sağlamaktansa otomobil kullanmaktan vazgeçmeyi yeğledi. Ölümle sonuçlanan kaza miktarında önemli bir düşüş gözlendi. Kimileri bunu sağdan akan trafiğin sürücülerin yolu daha iyi görmelerini sağlayan psikolojik etkenlere, kimi yeni sistemin getirdiği tedirginlik dolayısıyla herkesin daha dikkatli davranmasına, kimi de yasal hız sınırının geçici olarak 10 kilometre aşağı çekilmesine bağladı.

İsveç’teki trafik kazası oranı, Dagen H’den itibaren iki yıl içinde eski düzeyine geri döndü.