0
Kaybedenlerin Birincileri : İkinciler - 1. bölüm
27 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bir yarışta ikinciyi geçen yarışmacı kaçıncı sıraya yükselir?
Evet bildiniz.
Bu bölümde ele alacağımız konu tam da onlar işte.
0
Tarihi hatalar: BBC arşivleri
9 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Hepimizin içi cız etmiştir tarih dersinde İskenderiye Kütüphanesi’nin yağmalandığını, bir çok değerli kitabın yok olup gittiğini okuduğumuzda. Hatta doğal olarak “İyi ki 20. yüzyılda yaşıyoruz da böyle aptallıklarla uğraşmak zorunda kalmıyoruz…” diye düşünmüşüzdür. Oysa bu yüzyılda karşılaştığımız bazı olaylar o günlerden hiç de uzak olmadığımızı göstermekte.
1922 yılında kurulan ve halen tüm ciddiyeti ve güvenilirliği ile yayın hayatına devam eden BBC’de, 1967 yılına gelindiğinde ilginç bir olay yaşanır. Bu olayın sorumlusu olan bürokratın adını bilemiyoruz ama yaptığı şeyin etkileri hiç de İskenderiye Kütüphanesi’nin yağmalanmasından farklı değil kültür dünyası için.
Daha önce belirtildiği üzere 1922 yılında yayın hayatına başlayıp 1967 yılına gelindiğinde bir dolu önemli yayına ev sahipliği dolayısıyla müthiş de bir de arşiv yapmıştır BBC. Belgeseller, filmler, konserler, diziler, haberler, spor karşılaşmaları…
Her ne kadar bu kurum yayınları konusunda son derece özerk bir durumda idiyse de sonuçta bir kamu kuruluşuydu ve harcamalarının da bir şekilde denetlenmesi ve gerekiyorsa kıstlanması gerekiyordu. Zira o yıllar zor yıllardı ve kurum arşiv için kullandığı video kasetlere çok para harcamaktaydı. Üstelik arşiv alanları da azdı ve bu duruma bir çözüm bulunmalıydı. Her program saklanıyordu evet ve karşılığında bir video kaset arşive giriyor bir başka program için de yeni bir tane daha alınıyordu. Oysa o video kasetlere defalarca kayıt yapılabilirdi pekala.
İçinizden “inşallah bunu kimse akıl edememiştir, aman Tanrım olamaz!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama olaylar tam da sizin korktuğunuz gibi gelişir. O adını anımsayamadığımız bürokrat maalesef video kasetlerin bu özelliğini akıl eder günün birinde. Böylece arşivlerde bulunan kasetler silinip üzerlerine yeniden kayıtlar yapılmaya başlanır. Üstelik ta 1978 yılına kadar.
Peki o esnada kaybolan programlar nelerdir?
Beatles’ın ilk konserlerinin de yer aldığı, konser kayıtları, belgeseller, diziler, spor karşılaşmaları… Daha bir dolu şey…
Hikayede hep kötü adamlar olacak değil ya. Tüm bunlar olup biterken iki müzik prodüktörü verilen emre uymak yerine bildiklerini okuyup Rolling Stones’un ilk konserleri de dahil bir çok şeyi silmek yerine saklamak yolunu seçmişler. Böylece aralarında “Dr Who” adlı dizinin kayıp bölümleri de olmak üzere bir çok program bu sayede kurtulabilmiş…
Peki tanesi 2-9 pound olan video kasetlerden kar edeceğini düşünüp, ileride belki de milyonlarca pound edebilecek o müthiş arşivin silinmesine sebep olan akıllı bürokrata ne olmuştur dersiniz?
İnanın bilemiyorum ama muhtemelen ya milletvekili ya da bakan falan olmuştur.
0
“Matěj Kůs” İngilizce Kursu
8 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - İnsan bazı olaylar karşısında “Allah iyiliğinizi versin, nasıl ana babasınız anlamıyorum ki; insan çocuklarını gönderdiği kursa önce bir gidip bakmaz mı? Kursun adı ne anlama geliyor internetten bir araştırmaz mı?” demekten alamıyor kendini.
İstanbul Avcılar’da yeni açılan İngilizce kursunda eğitimlerine başlayan ve yaşları 12 ila 17 arasında değişen kimi çocukların, kurs sonrası evlerine kafalarında şişlikler ve morluklarla gelmesiyle başlar olaylar. Bu durum çocuklarının İngilizce öğreneceğini umut eden aileler arasında önce büyük bir şaşkınlık ve meraka daha sonra da korkuya neden olur. Kurs esnasında kandırılan öğrenciler bir türlü olayın gerçek nedenini açıklamazlar. Ailelerin ısrarlı soruları karşısında “Kapıya çarptım, tuvalette düştüm, arkadaşla çarpıştık…” gibi kaçamak yanıtlar verirler.
Torununu aynı kursa yazdıran ve işin peşini bırakmayan emekli öğretmen Serdar Akarsu’nun araştırmaları ve pencereden gizlice çektiği fotoğraflar sayesinde aydınlanır olay. Sorumlular savcılığa sevkedilirken mahalleli de derin bir oh çeker. Kandırılan çocuklar ise kafalarındaki şişlikler morluklarla kalırlar İngilizce öğrenmek yerine.
Kendiyle sabah kahvaltısı yaptığı mahalle kahvesinde söyleşi yapma imkanı bulduğumuz Serdar Aksu’dan dinliyoruz olanları:
Önce kursun adını araştırdım. Öyle ya böyle kurs adı mı olurmuş? Meğer olayın gerçek yüzü de orada gizliymiş. Bakın anlatayım. Matěj Kůs, Çek Cumhuriyeti’nden bir genç motosiklet yarışçısı. Aynı zamanda da öğrenci. Tek kelime İngilizce de bilmiyor antiparantez. Bir gün İskoçya’daki bir yarışta motorsikletinden düşüp kafasını yere çarpıyor. Hafıza kaybı yaşayan bu genci alıp hastaneye yetiştiriyorlar. Bir süre sonra uyanıyor ve başlıyor anadili gibi İngilizce konuşmaya. Tabii herkes şaşkınlık içinde kalıyor. İşte bu soysuzlar da gûya bunu bilimsel bir metodmuş gibi uygulamaya çalışıyorlar sınıflarda. Zavallı çocuklara duvarlara, sıralara hatta birbirlerine kafa atmalarını öğütlüyorlar. Gûya böylece İngilizce öğreneceklermiş. Yahu soysuz adamlar, burası Türkiye, o Çek çocuk İskoçya’da çarpıyor kafasını. Madem bu yönteme pek güvendin al götürsene çocukları oralara. Burada öğrensen öğrensen Türkçe öğrenirsin. İnsan bari bunu düşünür.
Kendisini “Olur mu Serdar abi, kafa atarak dil öğrenilse Zidane da İtalyanca öğrenirdi Matterazi’ye attığı o kafadan sonra” diyerek uğurladığımız bay Aksu’nun “O kaç yıl Juventus’ta top oynadı, biliyordur İtalyanca’yı zaten” demesi karşısında kısa bir şok yaşayıp olay yerinden ayrıldık.
Haber ekibi olarak, hepimizin yüzünde bir gülümseme ve kafamızda ülkemizin bulunduğu eğitim seviyesine ve o güzel halkımızın saflığına ilişkin aynı düşünceler geçiyordu:
Hayır google’dan baktım da gerçekten de Matěj Kůs adında biri varmış ve kafayı yere çarptıktan sonra da İngilizceyi bülbüller gibi şakımış. Allah allah, bir denesek mi?
1
Ben kimim? (Mitolojik Bulmaca) - 7
7 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
- Evet biliyorum bir çoğunuz benden nefret ediyorsunuz.
- O eski mitolojik öyküye meraklı bazılarınız çok iyi tanıyacaksınız anlattıklarımı dinlediğinizde beni.
- Siz değil misiniz bu gün tarih kitaplarında adımın karşısına “kötü ve kalleş” sıfatlarını yakıştıran?
- Ne yazık, o son akşam yemeğine gitmeseydim şimdi böyle olmayacaktı.
- O son akşam yemeğinde “Tanrının Oğlu” benim yüzümden ölmeyecekti.
- Benim dışımda 12 kişi daha vardı o son akşam yemeğinde. Tanrının oğlu dahil 12 kişi.
- Ben 13. kişi oldum. Ve o, güzel, dürüst, güvenilir olan, kısaca “Tanrının oğlu” benim yüzümden öldü.
- Dedim ya 13. kişiydim o yemekte.
- O rakamın uğursuz olduğu sanılıyor bu yüzden.
- Üstelik eğer “Triskaidekafobi” yani “13 rakamının uğursuzluğundan korkmak” diye bir hastalık varsa psikolojide bunun benim yüzümden olduğunu da sanıyorlar hiç kendi zayıflıklarına, cahilliklerine bakmadan.
- O eski mitolojik hikayeye inananlar, böylece beni anımsayanlar benden nefret ediyorlar ölesiye.
- Kötülük ve kalleşlikle beraber anılıyor adım.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Norton Protector
6 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Norton antivirüs yazılımından söz edeceğimizi sanmayın. Bu yazıda ele alacağımız “koruyucu” canlı kanlı bir insan. Üstelik bilgisayarlarımızın değil koca bir ülkenin koruyucusu. Daha da üstelik belki de bu ünlü yazılıma adını veren kişi de odur kim bilir?
Red Kit’in “Büyük İmparator” adlı o ünlü macerasını hepimiz biliriz sanırım. Hani deli bir imparator paralı bir ordu kurar ve macera da böylece başlamış olur. Anımsadınız değil mi? Üstelik yalnızca Ret Kit değil gerek sinema filmi gerek roman olsun daha bir çok başka yerde benzer öyküyle karşılaştığınızı da anımsadınız beraberinde eminim. Peki bu öykülere ilham kaynağı olan tarihi kişiliği anımsadınız mı? Daha doğrusu bu kişiyi biliyor musunuz?
Tam adı; “Joshua Abraham Norton“. Diğer bir deyişle “Kral 1. Norton” ya da ülkece tanındığı ünvanıyla söyleyecek olursak; “Amerika Birleşik Devletlerinin Kralı ve Meksika’nın Koruyucusu”
Joshua A. Norton 1819 yılında Londra’da doğmuş bir İngiliz’dir aslında. 1849 yılında ABD’ye göç edip San Francisco’ya yerleşmiş ve ticaretle uğraşmaya başlamıştır. O sıralar Çin’in pirinç ticaretini durdurmasıyla şehirde birden dokuz kat artan pirinç fiyatlarından yararlanmak isteyip tüm parasını Peru’dan gelen pirinç yüklü bir gemiye yatırmış ve bu da onun piyasanın düzelmesi nedeniyle iflasına yol açmıştır. Buraya kadar şanssız ve normal bir hayat süren bu ilginç kişilik olayın etkisiyle olacak birden ortadan kaybolmuş ve kendisinden yaklaşık üç yıl haber alınamamıştır. Ta ki bir gün “Evening Bulletin” gazetesinin kapısından içeriye garip görünüşlü birisi girinceye kadar.
Bu kişi Joshua’dır. Başında önünde horoz tüyünden süsü olan komik yeşil bir silindir şapka, üzerinde yine koyu yeşil, omuzları apoletli bir giysi vardır. Pantolonun kenarları ise kırmızı bilyelerle süslüdür. Kemerinde asılı ve elini dayadığı kılıca aldırmadan hızla yazı işleri müdürünün odasına dalan kahramanımız kendisinin Amerika Birleşik Devletleri’nin İmparatoru olduğunu söyler ve ilk bildirgesini şaşkın adama doğru uzatır. Bildirgeye göre Norton her eyaletten gelecek temsilcinin yer alacağı bir meclisin kurulmasını istemektedir. Bu meclis halkın istediği yasaları çıkarmak hususunda kendisine yardımcı olacaktır.
Olaydan yararlanmak isteyen yazı işleri müdürü bu bildirgeyi basar ve olaylar beklenmedik şekilde gelişir. Ertesi gün yazıyı okuyanlar o kadar çok severler ki haberi, gazeteyi telgraf yağmuruna tutup olay hakkında daha detaylı bilgi isterler. Böylece işler daha da büyür ve Kral Norton’un istekleri hergün gazetede yer almaya başlar. İnsanlar gülmekten kırılırlar yazılanlara ama Kral gayet ciddidir. İş başındaki hükümetin görevden alınmasını, içinde cumhuriyetçilerin ve demokratların da bulunduğu tüm partilerin kapatılmasını istediği bir çok bildirge yayınlanır gazetede. Sonunda da kendi adıyla yeni banknotlar bastırılmasını ister. Banknot konusundaki isteği hemen yerine getirilir gazetenin matbaasında. Her yaştan San Franciscolu’nun sevgilisi haline gelen Kral 1. Norton’un banknotları 50 sentten satılmaya başlar. Böylece ekonomik olarak bir rahatlama dönemine girilir.
İlerleyen zamanlarda vergi de toplamaya başlayan bu sevimli Kral, insanların verdiği küçük meblalar ve banknot satışı sayesinde en iyi yerlerde yemek yer ve en güzel otellerde kalır. Gerek istekleri gerekse yaptıkları ilgiyle izlenen bu meczup adamın ünü de tüm ülkeye yayılmıştır böylece.
1880 yılında aniden ölmesi herkeste derin bir üzüntüye yol açmış ve cenazesine yaklaşık 30.000 kişi katılmıştır. San Franscisco valisinin cenazesinde konuşma yaptığı Amerika’nın bu ilk ve tek kralının mezarı günümüzde halen ziyaret edilmekte ve renkli kişiliği ve ilginç yaşam öyküsüyle çağımız kültürünü etkilemeye devam etmektedir.
Bir yarışta ikinciyi geçen yarışmacı kaçıncı sıraya yükselir?
Evet bildiniz.
Bu bölümde ele alacağımız konu tam da onlar işte.
0
Tarihi hatalar: BBC arşivleri
9 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Hepimizin içi cız etmiştir tarih dersinde İskenderiye Kütüphanesi’nin yağmalandığını, bir çok değerli kitabın yok olup gittiğini okuduğumuzda. Hatta doğal olarak “İyi ki 20. yüzyılda yaşıyoruz da böyle aptallıklarla uğraşmak zorunda kalmıyoruz…” diye düşünmüşüzdür. Oysa bu yüzyılda karşılaştığımız bazı olaylar o günlerden hiç de uzak olmadığımızı göstermekte.
1922 yılında kurulan ve halen tüm ciddiyeti ve güvenilirliği ile yayın hayatına devam eden BBC’de, 1967 yılına gelindiğinde ilginç bir olay yaşanır. Bu olayın sorumlusu olan bürokratın adını bilemiyoruz ama yaptığı şeyin etkileri hiç de İskenderiye Kütüphanesi’nin yağmalanmasından farklı değil kültür dünyası için.
Daha önce belirtildiği üzere 1922 yılında yayın hayatına başlayıp 1967 yılına gelindiğinde bir dolu önemli yayına ev sahipliği dolayısıyla müthiş de bir de arşiv yapmıştır BBC. Belgeseller, filmler, konserler, diziler, haberler, spor karşılaşmaları…
Her ne kadar bu kurum yayınları konusunda son derece özerk bir durumda idiyse de sonuçta bir kamu kuruluşuydu ve harcamalarının da bir şekilde denetlenmesi ve gerekiyorsa kıstlanması gerekiyordu. Zira o yıllar zor yıllardı ve kurum arşiv için kullandığı video kasetlere çok para harcamaktaydı. Üstelik arşiv alanları da azdı ve bu duruma bir çözüm bulunmalıydı. Her program saklanıyordu evet ve karşılığında bir video kaset arşive giriyor bir başka program için de yeni bir tane daha alınıyordu. Oysa o video kasetlere defalarca kayıt yapılabilirdi pekala.
İçinizden “inşallah bunu kimse akıl edememiştir, aman Tanrım olamaz!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama olaylar tam da sizin korktuğunuz gibi gelişir. O adını anımsayamadığımız bürokrat maalesef video kasetlerin bu özelliğini akıl eder günün birinde. Böylece arşivlerde bulunan kasetler silinip üzerlerine yeniden kayıtlar yapılmaya başlanır. Üstelik ta 1978 yılına kadar.
Peki o esnada kaybolan programlar nelerdir?
Beatles’ın ilk konserlerinin de yer aldığı, konser kayıtları, belgeseller, diziler, spor karşılaşmaları… Daha bir dolu şey…
Hikayede hep kötü adamlar olacak değil ya. Tüm bunlar olup biterken iki müzik prodüktörü verilen emre uymak yerine bildiklerini okuyup Rolling Stones’un ilk konserleri de dahil bir çok şeyi silmek yerine saklamak yolunu seçmişler. Böylece aralarında “Dr Who” adlı dizinin kayıp bölümleri de olmak üzere bir çok program bu sayede kurtulabilmiş…
Peki tanesi 2-9 pound olan video kasetlerden kar edeceğini düşünüp, ileride belki de milyonlarca pound edebilecek o müthiş arşivin silinmesine sebep olan akıllı bürokrata ne olmuştur dersiniz?
İnanın bilemiyorum ama muhtemelen ya milletvekili ya da bakan falan olmuştur.
0
“Matěj Kůs” İngilizce Kursu
8 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - İnsan bazı olaylar karşısında “Allah iyiliğinizi versin, nasıl ana babasınız anlamıyorum ki; insan çocuklarını gönderdiği kursa önce bir gidip bakmaz mı? Kursun adı ne anlama geliyor internetten bir araştırmaz mı?” demekten alamıyor kendini.
İstanbul Avcılar’da yeni açılan İngilizce kursunda eğitimlerine başlayan ve yaşları 12 ila 17 arasında değişen kimi çocukların, kurs sonrası evlerine kafalarında şişlikler ve morluklarla gelmesiyle başlar olaylar. Bu durum çocuklarının İngilizce öğreneceğini umut eden aileler arasında önce büyük bir şaşkınlık ve meraka daha sonra da korkuya neden olur. Kurs esnasında kandırılan öğrenciler bir türlü olayın gerçek nedenini açıklamazlar. Ailelerin ısrarlı soruları karşısında “Kapıya çarptım, tuvalette düştüm, arkadaşla çarpıştık…” gibi kaçamak yanıtlar verirler.
Torununu aynı kursa yazdıran ve işin peşini bırakmayan emekli öğretmen Serdar Akarsu’nun araştırmaları ve pencereden gizlice çektiği fotoğraflar sayesinde aydınlanır olay. Sorumlular savcılığa sevkedilirken mahalleli de derin bir oh çeker. Kandırılan çocuklar ise kafalarındaki şişlikler morluklarla kalırlar İngilizce öğrenmek yerine.
Kendiyle sabah kahvaltısı yaptığı mahalle kahvesinde söyleşi yapma imkanı bulduğumuz Serdar Aksu’dan dinliyoruz olanları:
Önce kursun adını araştırdım. Öyle ya böyle kurs adı mı olurmuş? Meğer olayın gerçek yüzü de orada gizliymiş. Bakın anlatayım. Matěj Kůs, Çek Cumhuriyeti’nden bir genç motosiklet yarışçısı. Aynı zamanda da öğrenci. Tek kelime İngilizce de bilmiyor antiparantez. Bir gün İskoçya’daki bir yarışta motorsikletinden düşüp kafasını yere çarpıyor. Hafıza kaybı yaşayan bu genci alıp hastaneye yetiştiriyorlar. Bir süre sonra uyanıyor ve başlıyor anadili gibi İngilizce konuşmaya. Tabii herkes şaşkınlık içinde kalıyor. İşte bu soysuzlar da gûya bunu bilimsel bir metodmuş gibi uygulamaya çalışıyorlar sınıflarda. Zavallı çocuklara duvarlara, sıralara hatta birbirlerine kafa atmalarını öğütlüyorlar. Gûya böylece İngilizce öğreneceklermiş. Yahu soysuz adamlar, burası Türkiye, o Çek çocuk İskoçya’da çarpıyor kafasını. Madem bu yönteme pek güvendin al götürsene çocukları oralara. Burada öğrensen öğrensen Türkçe öğrenirsin. İnsan bari bunu düşünür.
Kendisini “Olur mu Serdar abi, kafa atarak dil öğrenilse Zidane da İtalyanca öğrenirdi Matterazi’ye attığı o kafadan sonra” diyerek uğurladığımız bay Aksu’nun “O kaç yıl Juventus’ta top oynadı, biliyordur İtalyanca’yı zaten” demesi karşısında kısa bir şok yaşayıp olay yerinden ayrıldık.
Haber ekibi olarak, hepimizin yüzünde bir gülümseme ve kafamızda ülkemizin bulunduğu eğitim seviyesine ve o güzel halkımızın saflığına ilişkin aynı düşünceler geçiyordu:
Hayır google’dan baktım da gerçekten de Matěj Kůs adında biri varmış ve kafayı yere çarptıktan sonra da İngilizceyi bülbüller gibi şakımış. Allah allah, bir denesek mi?
1
Ben kimim? (Mitolojik Bulmaca) - 7
7 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
- Evet biliyorum bir çoğunuz benden nefret ediyorsunuz.
- O eski mitolojik öyküye meraklı bazılarınız çok iyi tanıyacaksınız anlattıklarımı dinlediğinizde beni.
- Siz değil misiniz bu gün tarih kitaplarında adımın karşısına “kötü ve kalleş” sıfatlarını yakıştıran?
- Ne yazık, o son akşam yemeğine gitmeseydim şimdi böyle olmayacaktı.
- O son akşam yemeğinde “Tanrının Oğlu” benim yüzümden ölmeyecekti.
- Benim dışımda 12 kişi daha vardı o son akşam yemeğinde. Tanrının oğlu dahil 12 kişi.
- Ben 13. kişi oldum. Ve o, güzel, dürüst, güvenilir olan, kısaca “Tanrının oğlu” benim yüzümden öldü.
- Dedim ya 13. kişiydim o yemekte.
- O rakamın uğursuz olduğu sanılıyor bu yüzden.
- Üstelik eğer “Triskaidekafobi” yani “13 rakamının uğursuzluğundan korkmak” diye bir hastalık varsa psikolojide bunun benim yüzümden olduğunu da sanıyorlar hiç kendi zayıflıklarına, cahilliklerine bakmadan.
- O eski mitolojik hikayeye inananlar, böylece beni anımsayanlar benden nefret ediyorlar ölesiye.
- Kötülük ve kalleşlikle beraber anılıyor adım.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Norton Protector
6 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Norton antivirüs yazılımından söz edeceğimizi sanmayın. Bu yazıda ele alacağımız “koruyucu” canlı kanlı bir insan. Üstelik bilgisayarlarımızın değil koca bir ülkenin koruyucusu. Daha da üstelik belki de bu ünlü yazılıma adını veren kişi de odur kim bilir?
Red Kit’in “Büyük İmparator” adlı o ünlü macerasını hepimiz biliriz sanırım. Hani deli bir imparator paralı bir ordu kurar ve macera da böylece başlamış olur. Anımsadınız değil mi? Üstelik yalnızca Ret Kit değil gerek sinema filmi gerek roman olsun daha bir çok başka yerde benzer öyküyle karşılaştığınızı da anımsadınız beraberinde eminim. Peki bu öykülere ilham kaynağı olan tarihi kişiliği anımsadınız mı? Daha doğrusu bu kişiyi biliyor musunuz?
Tam adı; “Joshua Abraham Norton“. Diğer bir deyişle “Kral 1. Norton” ya da ülkece tanındığı ünvanıyla söyleyecek olursak; “Amerika Birleşik Devletlerinin Kralı ve Meksika’nın Koruyucusu”
Joshua A. Norton 1819 yılında Londra’da doğmuş bir İngiliz’dir aslında. 1849 yılında ABD’ye göç edip San Francisco’ya yerleşmiş ve ticaretle uğraşmaya başlamıştır. O sıralar Çin’in pirinç ticaretini durdurmasıyla şehirde birden dokuz kat artan pirinç fiyatlarından yararlanmak isteyip tüm parasını Peru’dan gelen pirinç yüklü bir gemiye yatırmış ve bu da onun piyasanın düzelmesi nedeniyle iflasına yol açmıştır. Buraya kadar şanssız ve normal bir hayat süren bu ilginç kişilik olayın etkisiyle olacak birden ortadan kaybolmuş ve kendisinden yaklaşık üç yıl haber alınamamıştır. Ta ki bir gün “Evening Bulletin” gazetesinin kapısından içeriye garip görünüşlü birisi girinceye kadar.
Bu kişi Joshua’dır. Başında önünde horoz tüyünden süsü olan komik yeşil bir silindir şapka, üzerinde yine koyu yeşil, omuzları apoletli bir giysi vardır. Pantolonun kenarları ise kırmızı bilyelerle süslüdür. Kemerinde asılı ve elini dayadığı kılıca aldırmadan hızla yazı işleri müdürünün odasına dalan kahramanımız kendisinin Amerika Birleşik Devletleri’nin İmparatoru olduğunu söyler ve ilk bildirgesini şaşkın adama doğru uzatır. Bildirgeye göre Norton her eyaletten gelecek temsilcinin yer alacağı bir meclisin kurulmasını istemektedir. Bu meclis halkın istediği yasaları çıkarmak hususunda kendisine yardımcı olacaktır.
Olaydan yararlanmak isteyen yazı işleri müdürü bu bildirgeyi basar ve olaylar beklenmedik şekilde gelişir. Ertesi gün yazıyı okuyanlar o kadar çok severler ki haberi, gazeteyi telgraf yağmuruna tutup olay hakkında daha detaylı bilgi isterler. Böylece işler daha da büyür ve Kral Norton’un istekleri hergün gazetede yer almaya başlar. İnsanlar gülmekten kırılırlar yazılanlara ama Kral gayet ciddidir. İş başındaki hükümetin görevden alınmasını, içinde cumhuriyetçilerin ve demokratların da bulunduğu tüm partilerin kapatılmasını istediği bir çok bildirge yayınlanır gazetede. Sonunda da kendi adıyla yeni banknotlar bastırılmasını ister. Banknot konusundaki isteği hemen yerine getirilir gazetenin matbaasında. Her yaştan San Franciscolu’nun sevgilisi haline gelen Kral 1. Norton’un banknotları 50 sentten satılmaya başlar. Böylece ekonomik olarak bir rahatlama dönemine girilir.
İlerleyen zamanlarda vergi de toplamaya başlayan bu sevimli Kral, insanların verdiği küçük meblalar ve banknot satışı sayesinde en iyi yerlerde yemek yer ve en güzel otellerde kalır. Gerek istekleri gerekse yaptıkları ilgiyle izlenen bu meczup adamın ünü de tüm ülkeye yayılmıştır böylece.
1880 yılında aniden ölmesi herkeste derin bir üzüntüye yol açmış ve cenazesine yaklaşık 30.000 kişi katılmıştır. San Franscisco valisinin cenazesinde konuşma yaptığı Amerika’nın bu ilk ve tek kralının mezarı günümüzde halen ziyaret edilmekte ve renkli kişiliği ve ilginç yaşam öyküsüyle çağımız kültürünü etkilemeye devam etmektedir.
Hepimizin içi cız etmiştir tarih dersinde İskenderiye Kütüphanesi’nin yağmalandığını, bir çok değerli kitabın yok olup gittiğini okuduğumuzda. Hatta doğal olarak “İyi ki 20. yüzyılda yaşıyoruz da böyle aptallıklarla uğraşmak zorunda kalmıyoruz…” diye düşünmüşüzdür. Oysa bu yüzyılda karşılaştığımız bazı olaylar o günlerden hiç de uzak olmadığımızı göstermekte.
1922 yılında kurulan ve halen tüm ciddiyeti ve güvenilirliği ile yayın hayatına devam eden BBC’de, 1967 yılına gelindiğinde ilginç bir olay yaşanır. Bu olayın sorumlusu olan bürokratın adını bilemiyoruz ama yaptığı şeyin etkileri hiç de İskenderiye Kütüphanesi’nin yağmalanmasından farklı değil kültür dünyası için.
Daha önce belirtildiği üzere 1922 yılında yayın hayatına başlayıp 1967 yılına gelindiğinde bir dolu önemli yayına ev sahipliği dolayısıyla müthiş de bir de arşiv yapmıştır BBC. Belgeseller, filmler, konserler, diziler, haberler, spor karşılaşmaları…
Her ne kadar bu kurum yayınları konusunda son derece özerk bir durumda idiyse de sonuçta bir kamu kuruluşuydu ve harcamalarının da bir şekilde denetlenmesi ve gerekiyorsa kıstlanması gerekiyordu. Zira o yıllar zor yıllardı ve kurum arşiv için kullandığı video kasetlere çok para harcamaktaydı. Üstelik arşiv alanları da azdı ve bu duruma bir çözüm bulunmalıydı. Her program saklanıyordu evet ve karşılığında bir video kaset arşive giriyor bir başka program için de yeni bir tane daha alınıyordu. Oysa o video kasetlere defalarca kayıt yapılabilirdi pekala.
İçinizden “inşallah bunu kimse akıl edememiştir, aman Tanrım olamaz!” dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama olaylar tam da sizin korktuğunuz gibi gelişir. O adını anımsayamadığımız bürokrat maalesef video kasetlerin bu özelliğini akıl eder günün birinde. Böylece arşivlerde bulunan kasetler silinip üzerlerine yeniden kayıtlar yapılmaya başlanır. Üstelik ta 1978 yılına kadar.
Peki o esnada kaybolan programlar nelerdir?
Beatles’ın ilk konserlerinin de yer aldığı, konser kayıtları, belgeseller, diziler, spor karşılaşmaları… Daha bir dolu şey…
Hikayede hep kötü adamlar olacak değil ya. Tüm bunlar olup biterken iki müzik prodüktörü verilen emre uymak yerine bildiklerini okuyup Rolling Stones’un ilk konserleri de dahil bir çok şeyi silmek yerine saklamak yolunu seçmişler. Böylece aralarında “Dr Who” adlı dizinin kayıp bölümleri de olmak üzere bir çok program bu sayede kurtulabilmiş…
Peki tanesi 2-9 pound olan video kasetlerden kar edeceğini düşünüp, ileride belki de milyonlarca pound edebilecek o müthiş arşivin silinmesine sebep olan akıllı bürokrata ne olmuştur dersiniz?
İnanın bilemiyorum ama muhtemelen ya milletvekili ya da bakan falan olmuştur.
0
“Matěj Kůs” İngilizce Kursu
8 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - İnsan bazı olaylar karşısında “Allah iyiliğinizi versin, nasıl ana babasınız anlamıyorum ki; insan çocuklarını gönderdiği kursa önce bir gidip bakmaz mı? Kursun adı ne anlama geliyor internetten bir araştırmaz mı?” demekten alamıyor kendini.
İstanbul Avcılar’da yeni açılan İngilizce kursunda eğitimlerine başlayan ve yaşları 12 ila 17 arasında değişen kimi çocukların, kurs sonrası evlerine kafalarında şişlikler ve morluklarla gelmesiyle başlar olaylar. Bu durum çocuklarının İngilizce öğreneceğini umut eden aileler arasında önce büyük bir şaşkınlık ve meraka daha sonra da korkuya neden olur. Kurs esnasında kandırılan öğrenciler bir türlü olayın gerçek nedenini açıklamazlar. Ailelerin ısrarlı soruları karşısında “Kapıya çarptım, tuvalette düştüm, arkadaşla çarpıştık…” gibi kaçamak yanıtlar verirler.
Torununu aynı kursa yazdıran ve işin peşini bırakmayan emekli öğretmen Serdar Akarsu’nun araştırmaları ve pencereden gizlice çektiği fotoğraflar sayesinde aydınlanır olay. Sorumlular savcılığa sevkedilirken mahalleli de derin bir oh çeker. Kandırılan çocuklar ise kafalarındaki şişlikler morluklarla kalırlar İngilizce öğrenmek yerine.
Kendiyle sabah kahvaltısı yaptığı mahalle kahvesinde söyleşi yapma imkanı bulduğumuz Serdar Aksu’dan dinliyoruz olanları:
Önce kursun adını araştırdım. Öyle ya böyle kurs adı mı olurmuş? Meğer olayın gerçek yüzü de orada gizliymiş. Bakın anlatayım. Matěj Kůs, Çek Cumhuriyeti’nden bir genç motosiklet yarışçısı. Aynı zamanda da öğrenci. Tek kelime İngilizce de bilmiyor antiparantez. Bir gün İskoçya’daki bir yarışta motorsikletinden düşüp kafasını yere çarpıyor. Hafıza kaybı yaşayan bu genci alıp hastaneye yetiştiriyorlar. Bir süre sonra uyanıyor ve başlıyor anadili gibi İngilizce konuşmaya. Tabii herkes şaşkınlık içinde kalıyor. İşte bu soysuzlar da gûya bunu bilimsel bir metodmuş gibi uygulamaya çalışıyorlar sınıflarda. Zavallı çocuklara duvarlara, sıralara hatta birbirlerine kafa atmalarını öğütlüyorlar. Gûya böylece İngilizce öğreneceklermiş. Yahu soysuz adamlar, burası Türkiye, o Çek çocuk İskoçya’da çarpıyor kafasını. Madem bu yönteme pek güvendin al götürsene çocukları oralara. Burada öğrensen öğrensen Türkçe öğrenirsin. İnsan bari bunu düşünür.
Kendisini “Olur mu Serdar abi, kafa atarak dil öğrenilse Zidane da İtalyanca öğrenirdi Matterazi’ye attığı o kafadan sonra” diyerek uğurladığımız bay Aksu’nun “O kaç yıl Juventus’ta top oynadı, biliyordur İtalyanca’yı zaten” demesi karşısında kısa bir şok yaşayıp olay yerinden ayrıldık.
Haber ekibi olarak, hepimizin yüzünde bir gülümseme ve kafamızda ülkemizin bulunduğu eğitim seviyesine ve o güzel halkımızın saflığına ilişkin aynı düşünceler geçiyordu:
Hayır google’dan baktım da gerçekten de Matěj Kůs adında biri varmış ve kafayı yere çarptıktan sonra da İngilizceyi bülbüller gibi şakımış. Allah allah, bir denesek mi?
1
Ben kimim? (Mitolojik Bulmaca) - 7
7 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
- Evet biliyorum bir çoğunuz benden nefret ediyorsunuz.
- O eski mitolojik öyküye meraklı bazılarınız çok iyi tanıyacaksınız anlattıklarımı dinlediğinizde beni.
- Siz değil misiniz bu gün tarih kitaplarında adımın karşısına “kötü ve kalleş” sıfatlarını yakıştıran?
- Ne yazık, o son akşam yemeğine gitmeseydim şimdi böyle olmayacaktı.
- O son akşam yemeğinde “Tanrının Oğlu” benim yüzümden ölmeyecekti.
- Benim dışımda 12 kişi daha vardı o son akşam yemeğinde. Tanrının oğlu dahil 12 kişi.
- Ben 13. kişi oldum. Ve o, güzel, dürüst, güvenilir olan, kısaca “Tanrının oğlu” benim yüzümden öldü.
- Dedim ya 13. kişiydim o yemekte.
- O rakamın uğursuz olduğu sanılıyor bu yüzden.
- Üstelik eğer “Triskaidekafobi” yani “13 rakamının uğursuzluğundan korkmak” diye bir hastalık varsa psikolojide bunun benim yüzümden olduğunu da sanıyorlar hiç kendi zayıflıklarına, cahilliklerine bakmadan.
- O eski mitolojik hikayeye inananlar, böylece beni anımsayanlar benden nefret ediyorlar ölesiye.
- Kötülük ve kalleşlikle beraber anılıyor adım.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Norton Protector
6 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Norton antivirüs yazılımından söz edeceğimizi sanmayın. Bu yazıda ele alacağımız “koruyucu” canlı kanlı bir insan. Üstelik bilgisayarlarımızın değil koca bir ülkenin koruyucusu. Daha da üstelik belki de bu ünlü yazılıma adını veren kişi de odur kim bilir?
Red Kit’in “Büyük İmparator” adlı o ünlü macerasını hepimiz biliriz sanırım. Hani deli bir imparator paralı bir ordu kurar ve macera da böylece başlamış olur. Anımsadınız değil mi? Üstelik yalnızca Ret Kit değil gerek sinema filmi gerek roman olsun daha bir çok başka yerde benzer öyküyle karşılaştığınızı da anımsadınız beraberinde eminim. Peki bu öykülere ilham kaynağı olan tarihi kişiliği anımsadınız mı? Daha doğrusu bu kişiyi biliyor musunuz?
Tam adı; “Joshua Abraham Norton“. Diğer bir deyişle “Kral 1. Norton” ya da ülkece tanındığı ünvanıyla söyleyecek olursak; “Amerika Birleşik Devletlerinin Kralı ve Meksika’nın Koruyucusu”
Joshua A. Norton 1819 yılında Londra’da doğmuş bir İngiliz’dir aslında. 1849 yılında ABD’ye göç edip San Francisco’ya yerleşmiş ve ticaretle uğraşmaya başlamıştır. O sıralar Çin’in pirinç ticaretini durdurmasıyla şehirde birden dokuz kat artan pirinç fiyatlarından yararlanmak isteyip tüm parasını Peru’dan gelen pirinç yüklü bir gemiye yatırmış ve bu da onun piyasanın düzelmesi nedeniyle iflasına yol açmıştır. Buraya kadar şanssız ve normal bir hayat süren bu ilginç kişilik olayın etkisiyle olacak birden ortadan kaybolmuş ve kendisinden yaklaşık üç yıl haber alınamamıştır. Ta ki bir gün “Evening Bulletin” gazetesinin kapısından içeriye garip görünüşlü birisi girinceye kadar.
Bu kişi Joshua’dır. Başında önünde horoz tüyünden süsü olan komik yeşil bir silindir şapka, üzerinde yine koyu yeşil, omuzları apoletli bir giysi vardır. Pantolonun kenarları ise kırmızı bilyelerle süslüdür. Kemerinde asılı ve elini dayadığı kılıca aldırmadan hızla yazı işleri müdürünün odasına dalan kahramanımız kendisinin Amerika Birleşik Devletleri’nin İmparatoru olduğunu söyler ve ilk bildirgesini şaşkın adama doğru uzatır. Bildirgeye göre Norton her eyaletten gelecek temsilcinin yer alacağı bir meclisin kurulmasını istemektedir. Bu meclis halkın istediği yasaları çıkarmak hususunda kendisine yardımcı olacaktır.
Olaydan yararlanmak isteyen yazı işleri müdürü bu bildirgeyi basar ve olaylar beklenmedik şekilde gelişir. Ertesi gün yazıyı okuyanlar o kadar çok severler ki haberi, gazeteyi telgraf yağmuruna tutup olay hakkında daha detaylı bilgi isterler. Böylece işler daha da büyür ve Kral Norton’un istekleri hergün gazetede yer almaya başlar. İnsanlar gülmekten kırılırlar yazılanlara ama Kral gayet ciddidir. İş başındaki hükümetin görevden alınmasını, içinde cumhuriyetçilerin ve demokratların da bulunduğu tüm partilerin kapatılmasını istediği bir çok bildirge yayınlanır gazetede. Sonunda da kendi adıyla yeni banknotlar bastırılmasını ister. Banknot konusundaki isteği hemen yerine getirilir gazetenin matbaasında. Her yaştan San Franciscolu’nun sevgilisi haline gelen Kral 1. Norton’un banknotları 50 sentten satılmaya başlar. Böylece ekonomik olarak bir rahatlama dönemine girilir.
İlerleyen zamanlarda vergi de toplamaya başlayan bu sevimli Kral, insanların verdiği küçük meblalar ve banknot satışı sayesinde en iyi yerlerde yemek yer ve en güzel otellerde kalır. Gerek istekleri gerekse yaptıkları ilgiyle izlenen bu meczup adamın ünü de tüm ülkeye yayılmıştır böylece.
1880 yılında aniden ölmesi herkeste derin bir üzüntüye yol açmış ve cenazesine yaklaşık 30.000 kişi katılmıştır. San Franscisco valisinin cenazesinde konuşma yaptığı Amerika’nın bu ilk ve tek kralının mezarı günümüzde halen ziyaret edilmekte ve renkli kişiliği ve ilginç yaşam öyküsüyle çağımız kültürünü etkilemeye devam etmektedir.
(Haber Merkezi) - İnsan bazı olaylar karşısında “Allah iyiliğinizi versin, nasıl ana babasınız anlamıyorum ki; insan çocuklarını gönderdiği kursa önce bir gidip bakmaz mı? Kursun adı ne anlama geliyor internetten bir araştırmaz mı?” demekten alamıyor kendini.
İstanbul Avcılar’da yeni açılan İngilizce kursunda eğitimlerine başlayan ve yaşları 12 ila 17 arasında değişen kimi çocukların, kurs sonrası evlerine kafalarında şişlikler ve morluklarla gelmesiyle başlar olaylar. Bu durum çocuklarının İngilizce öğreneceğini umut eden aileler arasında önce büyük bir şaşkınlık ve meraka daha sonra da korkuya neden olur. Kurs esnasında kandırılan öğrenciler bir türlü olayın gerçek nedenini açıklamazlar. Ailelerin ısrarlı soruları karşısında “Kapıya çarptım, tuvalette düştüm, arkadaşla çarpıştık…” gibi kaçamak yanıtlar verirler.
Torununu aynı kursa yazdıran ve işin peşini bırakmayan emekli öğretmen Serdar Akarsu’nun araştırmaları ve pencereden gizlice çektiği fotoğraflar sayesinde aydınlanır olay. Sorumlular savcılığa sevkedilirken mahalleli de derin bir oh çeker. Kandırılan çocuklar ise kafalarındaki şişlikler morluklarla kalırlar İngilizce öğrenmek yerine.
Kendiyle sabah kahvaltısı yaptığı mahalle kahvesinde söyleşi yapma imkanı bulduğumuz Serdar Aksu’dan dinliyoruz olanları:
Önce kursun adını araştırdım. Öyle ya böyle kurs adı mı olurmuş? Meğer olayın gerçek yüzü de orada gizliymiş. Bakın anlatayım. Matěj Kůs, Çek Cumhuriyeti’nden bir genç motosiklet yarışçısı. Aynı zamanda da öğrenci. Tek kelime İngilizce de bilmiyor antiparantez. Bir gün İskoçya’daki bir yarışta motorsikletinden düşüp kafasını yere çarpıyor. Hafıza kaybı yaşayan bu genci alıp hastaneye yetiştiriyorlar. Bir süre sonra uyanıyor ve başlıyor anadili gibi İngilizce konuşmaya. Tabii herkes şaşkınlık içinde kalıyor. İşte bu soysuzlar da gûya bunu bilimsel bir metodmuş gibi uygulamaya çalışıyorlar sınıflarda. Zavallı çocuklara duvarlara, sıralara hatta birbirlerine kafa atmalarını öğütlüyorlar. Gûya böylece İngilizce öğreneceklermiş. Yahu soysuz adamlar, burası Türkiye, o Çek çocuk İskoçya’da çarpıyor kafasını. Madem bu yönteme pek güvendin al götürsene çocukları oralara. Burada öğrensen öğrensen Türkçe öğrenirsin. İnsan bari bunu düşünür.
Kendisini “Olur mu Serdar abi, kafa atarak dil öğrenilse Zidane da İtalyanca öğrenirdi Matterazi’ye attığı o kafadan sonra” diyerek uğurladığımız bay Aksu’nun “O kaç yıl Juventus’ta top oynadı, biliyordur İtalyanca’yı zaten” demesi karşısında kısa bir şok yaşayıp olay yerinden ayrıldık.
Haber ekibi olarak, hepimizin yüzünde bir gülümseme ve kafamızda ülkemizin bulunduğu eğitim seviyesine ve o güzel halkımızın saflığına ilişkin aynı düşünceler geçiyordu:
Hayır google’dan baktım da gerçekten de Matěj Kůs adında biri varmış ve kafayı yere çarptıktan sonra da İngilizceyi bülbüller gibi şakımış. Allah allah, bir denesek mi?
1
Ben kimim? (Mitolojik Bulmaca) - 7
7 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
- Evet biliyorum bir çoğunuz benden nefret ediyorsunuz.
- O eski mitolojik öyküye meraklı bazılarınız çok iyi tanıyacaksınız anlattıklarımı dinlediğinizde beni.
- Siz değil misiniz bu gün tarih kitaplarında adımın karşısına “kötü ve kalleş” sıfatlarını yakıştıran?
- Ne yazık, o son akşam yemeğine gitmeseydim şimdi böyle olmayacaktı.
- O son akşam yemeğinde “Tanrının Oğlu” benim yüzümden ölmeyecekti.
- Benim dışımda 12 kişi daha vardı o son akşam yemeğinde. Tanrının oğlu dahil 12 kişi.
- Ben 13. kişi oldum. Ve o, güzel, dürüst, güvenilir olan, kısaca “Tanrının oğlu” benim yüzümden öldü.
- Dedim ya 13. kişiydim o yemekte.
- O rakamın uğursuz olduğu sanılıyor bu yüzden.
- Üstelik eğer “Triskaidekafobi” yani “13 rakamının uğursuzluğundan korkmak” diye bir hastalık varsa psikolojide bunun benim yüzümden olduğunu da sanıyorlar hiç kendi zayıflıklarına, cahilliklerine bakmadan.
- O eski mitolojik hikayeye inananlar, böylece beni anımsayanlar benden nefret ediyorlar ölesiye.
- Kötülük ve kalleşlikle beraber anılıyor adım.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Norton Protector
6 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Norton antivirüs yazılımından söz edeceğimizi sanmayın. Bu yazıda ele alacağımız “koruyucu” canlı kanlı bir insan. Üstelik bilgisayarlarımızın değil koca bir ülkenin koruyucusu. Daha da üstelik belki de bu ünlü yazılıma adını veren kişi de odur kim bilir?
Red Kit’in “Büyük İmparator” adlı o ünlü macerasını hepimiz biliriz sanırım. Hani deli bir imparator paralı bir ordu kurar ve macera da böylece başlamış olur. Anımsadınız değil mi? Üstelik yalnızca Ret Kit değil gerek sinema filmi gerek roman olsun daha bir çok başka yerde benzer öyküyle karşılaştığınızı da anımsadınız beraberinde eminim. Peki bu öykülere ilham kaynağı olan tarihi kişiliği anımsadınız mı? Daha doğrusu bu kişiyi biliyor musunuz?
Tam adı; “Joshua Abraham Norton“. Diğer bir deyişle “Kral 1. Norton” ya da ülkece tanındığı ünvanıyla söyleyecek olursak; “Amerika Birleşik Devletlerinin Kralı ve Meksika’nın Koruyucusu”
Joshua A. Norton 1819 yılında Londra’da doğmuş bir İngiliz’dir aslında. 1849 yılında ABD’ye göç edip San Francisco’ya yerleşmiş ve ticaretle uğraşmaya başlamıştır. O sıralar Çin’in pirinç ticaretini durdurmasıyla şehirde birden dokuz kat artan pirinç fiyatlarından yararlanmak isteyip tüm parasını Peru’dan gelen pirinç yüklü bir gemiye yatırmış ve bu da onun piyasanın düzelmesi nedeniyle iflasına yol açmıştır. Buraya kadar şanssız ve normal bir hayat süren bu ilginç kişilik olayın etkisiyle olacak birden ortadan kaybolmuş ve kendisinden yaklaşık üç yıl haber alınamamıştır. Ta ki bir gün “Evening Bulletin” gazetesinin kapısından içeriye garip görünüşlü birisi girinceye kadar.
Bu kişi Joshua’dır. Başında önünde horoz tüyünden süsü olan komik yeşil bir silindir şapka, üzerinde yine koyu yeşil, omuzları apoletli bir giysi vardır. Pantolonun kenarları ise kırmızı bilyelerle süslüdür. Kemerinde asılı ve elini dayadığı kılıca aldırmadan hızla yazı işleri müdürünün odasına dalan kahramanımız kendisinin Amerika Birleşik Devletleri’nin İmparatoru olduğunu söyler ve ilk bildirgesini şaşkın adama doğru uzatır. Bildirgeye göre Norton her eyaletten gelecek temsilcinin yer alacağı bir meclisin kurulmasını istemektedir. Bu meclis halkın istediği yasaları çıkarmak hususunda kendisine yardımcı olacaktır.
Olaydan yararlanmak isteyen yazı işleri müdürü bu bildirgeyi basar ve olaylar beklenmedik şekilde gelişir. Ertesi gün yazıyı okuyanlar o kadar çok severler ki haberi, gazeteyi telgraf yağmuruna tutup olay hakkında daha detaylı bilgi isterler. Böylece işler daha da büyür ve Kral Norton’un istekleri hergün gazetede yer almaya başlar. İnsanlar gülmekten kırılırlar yazılanlara ama Kral gayet ciddidir. İş başındaki hükümetin görevden alınmasını, içinde cumhuriyetçilerin ve demokratların da bulunduğu tüm partilerin kapatılmasını istediği bir çok bildirge yayınlanır gazetede. Sonunda da kendi adıyla yeni banknotlar bastırılmasını ister. Banknot konusundaki isteği hemen yerine getirilir gazetenin matbaasında. Her yaştan San Franciscolu’nun sevgilisi haline gelen Kral 1. Norton’un banknotları 50 sentten satılmaya başlar. Böylece ekonomik olarak bir rahatlama dönemine girilir.
İlerleyen zamanlarda vergi de toplamaya başlayan bu sevimli Kral, insanların verdiği küçük meblalar ve banknot satışı sayesinde en iyi yerlerde yemek yer ve en güzel otellerde kalır. Gerek istekleri gerekse yaptıkları ilgiyle izlenen bu meczup adamın ünü de tüm ülkeye yayılmıştır böylece.
1880 yılında aniden ölmesi herkeste derin bir üzüntüye yol açmış ve cenazesine yaklaşık 30.000 kişi katılmıştır. San Franscisco valisinin cenazesinde konuşma yaptığı Amerika’nın bu ilk ve tek kralının mezarı günümüzde halen ziyaret edilmekte ve renkli kişiliği ve ilginç yaşam öyküsüyle çağımız kültürünü etkilemeye devam etmektedir.
- Evet biliyorum bir çoğunuz benden nefret ediyorsunuz.
- O eski mitolojik öyküye meraklı bazılarınız çok iyi tanıyacaksınız anlattıklarımı dinlediğinizde beni.
- Siz değil misiniz bu gün tarih kitaplarında adımın karşısına “kötü ve kalleş” sıfatlarını yakıştıran?
- Ne yazık, o son akşam yemeğine gitmeseydim şimdi böyle olmayacaktı.
- O son akşam yemeğinde “Tanrının Oğlu” benim yüzümden ölmeyecekti.
- Benim dışımda 12 kişi daha vardı o son akşam yemeğinde. Tanrının oğlu dahil 12 kişi.
- Ben 13. kişi oldum. Ve o, güzel, dürüst, güvenilir olan, kısaca “Tanrının oğlu” benim yüzümden öldü.
- Dedim ya 13. kişiydim o yemekte.
- O rakamın uğursuz olduğu sanılıyor bu yüzden.
- Üstelik eğer “Triskaidekafobi” yani “13 rakamının uğursuzluğundan korkmak” diye bir hastalık varsa psikolojide bunun benim yüzümden olduğunu da sanıyorlar hiç kendi zayıflıklarına, cahilliklerine bakmadan.
- O eski mitolojik hikayeye inananlar, böylece beni anımsayanlar benden nefret ediyorlar ölesiye.
- Kötülük ve kalleşlikle beraber anılıyor adım.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Norton Protector
6 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Norton antivirüs yazılımından söz edeceğimizi sanmayın. Bu yazıda ele alacağımız “koruyucu” canlı kanlı bir insan. Üstelik bilgisayarlarımızın değil koca bir ülkenin koruyucusu. Daha da üstelik belki de bu ünlü yazılıma adını veren kişi de odur kim bilir?
Red Kit’in “Büyük İmparator” adlı o ünlü macerasını hepimiz biliriz sanırım. Hani deli bir imparator paralı bir ordu kurar ve macera da böylece başlamış olur. Anımsadınız değil mi? Üstelik yalnızca Ret Kit değil gerek sinema filmi gerek roman olsun daha bir çok başka yerde benzer öyküyle karşılaştığınızı da anımsadınız beraberinde eminim. Peki bu öykülere ilham kaynağı olan tarihi kişiliği anımsadınız mı? Daha doğrusu bu kişiyi biliyor musunuz?
Tam adı; “Joshua Abraham Norton“. Diğer bir deyişle “Kral 1. Norton” ya da ülkece tanındığı ünvanıyla söyleyecek olursak; “Amerika Birleşik Devletlerinin Kralı ve Meksika’nın Koruyucusu”
Joshua A. Norton 1819 yılında Londra’da doğmuş bir İngiliz’dir aslında. 1849 yılında ABD’ye göç edip San Francisco’ya yerleşmiş ve ticaretle uğraşmaya başlamıştır. O sıralar Çin’in pirinç ticaretini durdurmasıyla şehirde birden dokuz kat artan pirinç fiyatlarından yararlanmak isteyip tüm parasını Peru’dan gelen pirinç yüklü bir gemiye yatırmış ve bu da onun piyasanın düzelmesi nedeniyle iflasına yol açmıştır. Buraya kadar şanssız ve normal bir hayat süren bu ilginç kişilik olayın etkisiyle olacak birden ortadan kaybolmuş ve kendisinden yaklaşık üç yıl haber alınamamıştır. Ta ki bir gün “Evening Bulletin” gazetesinin kapısından içeriye garip görünüşlü birisi girinceye kadar.
Bu kişi Joshua’dır. Başında önünde horoz tüyünden süsü olan komik yeşil bir silindir şapka, üzerinde yine koyu yeşil, omuzları apoletli bir giysi vardır. Pantolonun kenarları ise kırmızı bilyelerle süslüdür. Kemerinde asılı ve elini dayadığı kılıca aldırmadan hızla yazı işleri müdürünün odasına dalan kahramanımız kendisinin Amerika Birleşik Devletleri’nin İmparatoru olduğunu söyler ve ilk bildirgesini şaşkın adama doğru uzatır. Bildirgeye göre Norton her eyaletten gelecek temsilcinin yer alacağı bir meclisin kurulmasını istemektedir. Bu meclis halkın istediği yasaları çıkarmak hususunda kendisine yardımcı olacaktır.
Olaydan yararlanmak isteyen yazı işleri müdürü bu bildirgeyi basar ve olaylar beklenmedik şekilde gelişir. Ertesi gün yazıyı okuyanlar o kadar çok severler ki haberi, gazeteyi telgraf yağmuruna tutup olay hakkında daha detaylı bilgi isterler. Böylece işler daha da büyür ve Kral Norton’un istekleri hergün gazetede yer almaya başlar. İnsanlar gülmekten kırılırlar yazılanlara ama Kral gayet ciddidir. İş başındaki hükümetin görevden alınmasını, içinde cumhuriyetçilerin ve demokratların da bulunduğu tüm partilerin kapatılmasını istediği bir çok bildirge yayınlanır gazetede. Sonunda da kendi adıyla yeni banknotlar bastırılmasını ister. Banknot konusundaki isteği hemen yerine getirilir gazetenin matbaasında. Her yaştan San Franciscolu’nun sevgilisi haline gelen Kral 1. Norton’un banknotları 50 sentten satılmaya başlar. Böylece ekonomik olarak bir rahatlama dönemine girilir.
İlerleyen zamanlarda vergi de toplamaya başlayan bu sevimli Kral, insanların verdiği küçük meblalar ve banknot satışı sayesinde en iyi yerlerde yemek yer ve en güzel otellerde kalır. Gerek istekleri gerekse yaptıkları ilgiyle izlenen bu meczup adamın ünü de tüm ülkeye yayılmıştır böylece.
1880 yılında aniden ölmesi herkeste derin bir üzüntüye yol açmış ve cenazesine yaklaşık 30.000 kişi katılmıştır. San Franscisco valisinin cenazesinde konuşma yaptığı Amerika’nın bu ilk ve tek kralının mezarı günümüzde halen ziyaret edilmekte ve renkli kişiliği ve ilginç yaşam öyküsüyle çağımız kültürünü etkilemeye devam etmektedir.
Norton antivirüs yazılımından söz edeceğimizi sanmayın. Bu yazıda ele alacağımız “koruyucu” canlı kanlı bir insan. Üstelik bilgisayarlarımızın değil koca bir ülkenin koruyucusu. Daha da üstelik belki de bu ünlü yazılıma adını veren kişi de odur kim bilir?
Red Kit’in “Büyük İmparator” adlı o ünlü macerasını hepimiz biliriz sanırım. Hani deli bir imparator paralı bir ordu kurar ve macera da böylece başlamış olur. Anımsadınız değil mi? Üstelik yalnızca Ret Kit değil gerek sinema filmi gerek roman olsun daha bir çok başka yerde benzer öyküyle karşılaştığınızı da anımsadınız beraberinde eminim. Peki bu öykülere ilham kaynağı olan tarihi kişiliği anımsadınız mı? Daha doğrusu bu kişiyi biliyor musunuz?
Tam adı; “Joshua Abraham Norton“. Diğer bir deyişle “Kral 1. Norton” ya da ülkece tanındığı ünvanıyla söyleyecek olursak; “Amerika Birleşik Devletlerinin Kralı ve Meksika’nın Koruyucusu”
Joshua A. Norton 1819 yılında Londra’da doğmuş bir İngiliz’dir aslında. 1849 yılında ABD’ye göç edip San Francisco’ya yerleşmiş ve ticaretle uğraşmaya başlamıştır. O sıralar Çin’in pirinç ticaretini durdurmasıyla şehirde birden dokuz kat artan pirinç fiyatlarından yararlanmak isteyip tüm parasını Peru’dan gelen pirinç yüklü bir gemiye yatırmış ve bu da onun piyasanın düzelmesi nedeniyle iflasına yol açmıştır. Buraya kadar şanssız ve normal bir hayat süren bu ilginç kişilik olayın etkisiyle olacak birden ortadan kaybolmuş ve kendisinden yaklaşık üç yıl haber alınamamıştır. Ta ki bir gün “Evening Bulletin” gazetesinin kapısından içeriye garip görünüşlü birisi girinceye kadar.
Bu kişi Joshua’dır. Başında önünde horoz tüyünden süsü olan komik yeşil bir silindir şapka, üzerinde yine koyu yeşil, omuzları apoletli bir giysi vardır. Pantolonun kenarları ise kırmızı bilyelerle süslüdür. Kemerinde asılı ve elini dayadığı kılıca aldırmadan hızla yazı işleri müdürünün odasına dalan kahramanımız kendisinin Amerika Birleşik Devletleri’nin İmparatoru olduğunu söyler ve ilk bildirgesini şaşkın adama doğru uzatır. Bildirgeye göre Norton her eyaletten gelecek temsilcinin yer alacağı bir meclisin kurulmasını istemektedir. Bu meclis halkın istediği yasaları çıkarmak hususunda kendisine yardımcı olacaktır.
Olaydan yararlanmak isteyen yazı işleri müdürü bu bildirgeyi basar ve olaylar beklenmedik şekilde gelişir. Ertesi gün yazıyı okuyanlar o kadar çok severler ki haberi, gazeteyi telgraf yağmuruna tutup olay hakkında daha detaylı bilgi isterler. Böylece işler daha da büyür ve Kral Norton’un istekleri hergün gazetede yer almaya başlar. İnsanlar gülmekten kırılırlar yazılanlara ama Kral gayet ciddidir. İş başındaki hükümetin görevden alınmasını, içinde cumhuriyetçilerin ve demokratların da bulunduğu tüm partilerin kapatılmasını istediği bir çok bildirge yayınlanır gazetede. Sonunda da kendi adıyla yeni banknotlar bastırılmasını ister. Banknot konusundaki isteği hemen yerine getirilir gazetenin matbaasında. Her yaştan San Franciscolu’nun sevgilisi haline gelen Kral 1. Norton’un banknotları 50 sentten satılmaya başlar. Böylece ekonomik olarak bir rahatlama dönemine girilir.
İlerleyen zamanlarda vergi de toplamaya başlayan bu sevimli Kral, insanların verdiği küçük meblalar ve banknot satışı sayesinde en iyi yerlerde yemek yer ve en güzel otellerde kalır. Gerek istekleri gerekse yaptıkları ilgiyle izlenen bu meczup adamın ünü de tüm ülkeye yayılmıştır böylece.
1880 yılında aniden ölmesi herkeste derin bir üzüntüye yol açmış ve cenazesine yaklaşık 30.000 kişi katılmıştır. San Franscisco valisinin cenazesinde konuşma yaptığı Amerika’nın bu ilk ve tek kralının mezarı günümüzde halen ziyaret edilmekte ve renkli kişiliği ve ilginç yaşam öyküsüyle çağımız kültürünü etkilemeye devam etmektedir.


















