1
Ben kimim? (Mitolojik Bulmaca) - 7
7 Ekim 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
- Evet biliyorum bir çoğunuz benden nefret ediyorsunuz.
- O eski mitolojik öyküye meraklı bazılarınız çok iyi tanıyacaksınız anlattıklarımı dinlediğinizde beni.
- Siz değil misiniz bu gün tarih kitaplarında adımın karşısına “kötü ve kalleş” sıfatlarını yakıştıran?
- Ne yazık, o son akşam yemeğine gitmeseydim şimdi böyle olmayacaktı.
- O son akşam yemeğinde “Tanrının Oğlu” benim yüzümden ölmeyecekti.
- Benim dışımda 12 kişi daha vardı o son akşam yemeğinde. Tanrının oğlu dahil 12 kişi.
- Ben 13. kişi oldum. Ve o, güzel, dürüst, güvenilir olan, kısaca “Tanrının oğlu” benim yüzümden öldü.
- Dedim ya 13. kişiydim o yemekte.
- O rakamın uğursuz olduğu sanılıyor bu yüzden.
- Üstelik eğer “Triskaidekafobi” yani “13 rakamının uğursuzluğundan korkmak” diye bir hastalık varsa psikolojide bunun benim yüzümden olduğunu da sanıyorlar hiç kendi zayıflıklarına, cahilliklerine bakmadan.
- O eski mitolojik hikayeye inananlar, böylece beni anımsayanlar benden nefret ediyorlar ölesiye.
- Kötülük ve kalleşlikle beraber anılıyor adım.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Ben kimim? (Mitolojik Bulmaca) - 3
17 Ağustos 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
- Tanrı bana seslendi “Evini sök. Bir gemi yap. Serveti bırak. Yaşamı ara! Canını kurtar! Canlı yaratıkların her türünden geminin içine yükle. Yapacağın geminin her yanı uyumlu bir ölçüde olsun. Yağmura karşı onun her yanına bir çatı kur.”
- Hemen gemiyi yapmaya koyuldum.
- Beş günde geminin kaburgasını oluşturdum. Geminin omurgası 3528 metrekareydi. Kenarları (küpeştesi) 60 metre yüksekliğindeydi. Üst güvertesi de alt güverteye tümüyle eşitti. Bunun da her yanı 60 metre uzunluğundaydı.
- Sonra geminin dış yüzünü (bordasını) hazırladım ve boyadım. Gemiyi altı katlı yaptım. Geminin alt ve üst güvertelerini yedi bölüme ayırdım, ambarını da dokuza böldüm.
- Ortasına da su kazıkları çaktım. Güzel kürek seçtim ve geminin yedeklerini ambara koydum. Eritmek için kazana zift döktüm. Bunun yarısını saf zift olarak gemiye sakladım.
- Geminin yapımını yedinci günde tamamladım.
- Elime geçen her şeyi içine yükledim. Bütün soyumu sopumu gemiye bindirdim. Vahşi ve evcil hayvanları gemiye aldım.
- Geminin içine bindim ve kapımı kapayıp tufanı beklemeye başladım.
- Gökten kara bulutlar yükseldi. Büyük fırtına, ülkeyi bir çanak gibi parçaladı. Bir gün karayel esip hepsini sildi süpürdü. Sonra birdenbire poyraz esip ülkenin altını üstüne getirdi. Rüzgârlar insanların tepesinde savaş edercesine çarpıştılar. Kimse kimseyi göremiyordu.
- Fırtına ve tufan, altı gün yedi gece sürdü tüm hızıyla.
- Yedinci gün gelince tufan fırtınası durdu. Önceden dalgaları bir ordu gibi birbiriyle savaşan deniz, şimdi dinginleşti. Kötü rüzgâr dindi ve tufan sona erdi. Havaya baktığım zaman ortalıkta sessizlik vardı. Ve bütün insanlık çamur olmuştu. Suyun bastığı yüzey dümdüzdü. Bunun üzerine hava deliğini açtığım zaman, güneşin sıcağı burnumun kanatlarına vurdu. Diz çöküp oturdum ve ağladım.
- Sonra ufuklara bakarak denizin kıyısını aradım. Her yana on iki kez on iki defa bakınca denizden bir ada yükseldi sanki. Aslında bu bir ada değil, haşmetli bir dağın en tepesiydi.
- Sonunda gemi bu dağın zirvesine oturdu….
Bilin bakalım ben kimim?
3
Ben kimim? (Mitolojik Bulmaca)-1
6 Ağustos 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
1- Güneşi ve ışığı temsil ederim.
2- 25 Aralık’ta doğdum ve annem bir bakireydi. Babam da Tanrı’ydı dolayısıyla.
3- Doğumum doğudaki bir yıldızla birlikte meydana geldi.
4- Üç kral bu yıldızı takip ederek yeni doğan kurtarıcıyı yani beni buldular ve güzelce süslediler.
5- 12 yaşıma geldiğimde cömert bir öğretmen olmuştum.
6- 30 yaşıma geldiğimde ise suyla vaftiz edilip görevime başladım.
7- Birlikte yolculuk ettiğim 12 havarim vardı.
8- Hastaları iyileştirdim, su üzerinde yürüdüm ve daha bunlara benzer bir dolu mucizeler gerçekleştirdim.
9- Bana “gerçek”, “ışık”, “Tanrı’nın oğlu”, “güzel çoban”, “sabah yıldızı” gibi birçok isim koydular.
9- İhanete uğradım ve yakalanıp çarmıha gerildim. 3 gün ölü kaldım ve sonra dirildim.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Manananggal
9 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Manananggal ya da Wakwak, Filipin kökenli bir efsaneye göre, geceleri vücudunu ikiye ayırıp üst yarısıyla uçabilen yaşlı ve güzel bir kadındır. Çoğunlukla yataklarında uyumakta olan hamile kadınları hedef alır ve uzun diliyle fetüslerin kalplerini çalar; kimi zaman da insanların kanını emer.
Batıdaki vampir figürüne benzemekle beraber Manananggal ölümle yaşam arasında kalmış (undead) bir yaratık değildir; gece Manananggal’a dönüşen kadınları gündüz normal insanlardan ayırt etmek mümkün değildir.
Fakat aynen batıdaki vampirler gibi, Manananggal da sarımsak kokusundan nefret eder. Bu nedenle Filipinler’in kırsal kesimlerinde kimi evlerin kapılarına ve pencerelerine sarımsak demetleri asılır. Manananggal’ı yoketmenin yolu, bedeninin üstü altından ayrıldıktan ve uçup gittikten sonra, savunmasız kalan alt bölümün üzerine tuz, dövülmüş sarımsak veya kül serpmektir. Bedenin üst kısmı geri döndüğünde alt kısımla birleşemez ve bu şekilde kalan Manananggal gün doğumuyla birlikte yokolur. Ancak bu zayıf noktasının farkında olan Manananggal, bedeninin alt bölümünü çok gizli ve güvenli bir yerde bırakır, dolayısıyla yerini belirleyene kadar uzun süre ve dikkatle takip etmek gerekir.
0
Almas
28 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Moğolca’da “yabani insan” anlamına gelen Almas, Kafkaslar’dan Tibet’e dek uzanan geniş bir coğrafyanın efsanelerini süsleyen insansı bir yaratıktır. Çoğu bilimadamı Almas’ın yalnızca efsanelerde varolduğuna inanmakla birlikte, kriptozooloji uzmanları, efsanelerde tarif edilen Almas’lar ile, modern bilimin tarif ettiği Neanderthal insanlar arasındaki benzerliklerin son derece çarpıcı olduğunu kaydetmektedirler.
0
Abatwa
30 Mayıs 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Zulu kökenli bir efsaneye göre, Abatwa halkı dünyanın en küçük insanlarından oluşur. Abatwa’lar öyle küçüktür ki çimlerin altına saklanabilir veya karıncalara binebilirler.
Efsanenin bir çeşitlemesine göre göçebe olan ve sürekli av peşinde koşan Abatwa’lar, diğer bir versiyona göre karınca yuvasına benzer yeraltı şehirleri inşa ederek oralarda yaşarlar; bu şehirler karınca yuvalarından çok daha derinlere iner ve son derece karmaşık mimari yapıları vardır. Doğal bitki boyalarıyla yapılmış duvar resimlerinin ve tohumlarla bezenmiş mozaiklerin süslediği bu yeraltı şehirleri aynı zamanda Abatwa’ların avlanma operasyonları için üs teşkil eder.
Topluca avlanan Abatwa’lar avlarını öldürmek için zehirli oklar kullanırlar. Kendilerinden yüzlerce kat ağır hayvanları avlayıp yuvalarına taşıyacak kadar güçlü oldukları ve yuvaya götürülen hayvanın yine topluca saniyeler içinde tüketildiği rivayet olunur.
Normal boydaki insanlarla etkileşimleri sınırlıdır; kendi istekleriyle ancak dört yaşın altındaki çocuklara, büyücülere ve hamile kadınlara görünürler. Bunun dışında kalan durumlarda bir insanla karşılaşmak zorunda kaldıklarında genellikle çekingen ve mesafeli davranırlar; ancak yine de bu tavırlarına ve küçük boyutlarına aldanıp onları hafife almamak gerekir. Abatwa’lar boyutları konusunda alıngan olabilirler ve bu konuyu gündeme getirmek aşırı tepkiler vermelerine neden olabilir. Efsaneye göre karşılaştıkları insanlara “Beni nereden gördün?” diye sorarlar. Bu tuzak bir sorudur; “Seni ta şu karşıdaki dağın tepesindeyken görmüştüm” türünden bir cevap verilmesi gerekir. Yanılıp da “şimdi farkettim, farketmesem üstüne basacaktım” benzeri bir cevap verenler Abatwa’ların gazabına ve zehirli oklarına maruz kalabilir. Okların etkisi üzerine rivayet muhteliftir.
Hamile kadınlara müstakbel çocukları hakkında bilgi ve tavsiyeler verdikleri, büyücülerle de insanlarla paylaştıkları doğal dengenin korunması hakkında görüş alışverişinde bulundukları söylenir.
(bu yazıda kullanılan resim www.occultopedia.com adresinden alınmıştır)
- Evet biliyorum bir çoğunuz benden nefret ediyorsunuz.
- O eski mitolojik öyküye meraklı bazılarınız çok iyi tanıyacaksınız anlattıklarımı dinlediğinizde beni.
- Siz değil misiniz bu gün tarih kitaplarında adımın karşısına “kötü ve kalleş” sıfatlarını yakıştıran?
- Ne yazık, o son akşam yemeğine gitmeseydim şimdi böyle olmayacaktı.
- O son akşam yemeğinde “Tanrının Oğlu” benim yüzümden ölmeyecekti.
- Benim dışımda 12 kişi daha vardı o son akşam yemeğinde. Tanrının oğlu dahil 12 kişi.
- Ben 13. kişi oldum. Ve o, güzel, dürüst, güvenilir olan, kısaca “Tanrının oğlu” benim yüzümden öldü.
- Dedim ya 13. kişiydim o yemekte.
- O rakamın uğursuz olduğu sanılıyor bu yüzden.
- Üstelik eğer “Triskaidekafobi” yani “13 rakamının uğursuzluğundan korkmak” diye bir hastalık varsa psikolojide bunun benim yüzümden olduğunu da sanıyorlar hiç kendi zayıflıklarına, cahilliklerine bakmadan.
- O eski mitolojik hikayeye inananlar, böylece beni anımsayanlar benden nefret ediyorlar ölesiye.
- Kötülük ve kalleşlikle beraber anılıyor adım.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Ben kimim? (Mitolojik Bulmaca) - 3
17 Ağustos 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
- Tanrı bana seslendi “Evini sök. Bir gemi yap. Serveti bırak. Yaşamı ara! Canını kurtar! Canlı yaratıkların her türünden geminin içine yükle. Yapacağın geminin her yanı uyumlu bir ölçüde olsun. Yağmura karşı onun her yanına bir çatı kur.”
- Hemen gemiyi yapmaya koyuldum.
- Beş günde geminin kaburgasını oluşturdum. Geminin omurgası 3528 metrekareydi. Kenarları (küpeştesi) 60 metre yüksekliğindeydi. Üst güvertesi de alt güverteye tümüyle eşitti. Bunun da her yanı 60 metre uzunluğundaydı.
- Sonra geminin dış yüzünü (bordasını) hazırladım ve boyadım. Gemiyi altı katlı yaptım. Geminin alt ve üst güvertelerini yedi bölüme ayırdım, ambarını da dokuza böldüm.
- Ortasına da su kazıkları çaktım. Güzel kürek seçtim ve geminin yedeklerini ambara koydum. Eritmek için kazana zift döktüm. Bunun yarısını saf zift olarak gemiye sakladım.
- Geminin yapımını yedinci günde tamamladım.
- Elime geçen her şeyi içine yükledim. Bütün soyumu sopumu gemiye bindirdim. Vahşi ve evcil hayvanları gemiye aldım.
- Geminin içine bindim ve kapımı kapayıp tufanı beklemeye başladım.
- Gökten kara bulutlar yükseldi. Büyük fırtına, ülkeyi bir çanak gibi parçaladı. Bir gün karayel esip hepsini sildi süpürdü. Sonra birdenbire poyraz esip ülkenin altını üstüne getirdi. Rüzgârlar insanların tepesinde savaş edercesine çarpıştılar. Kimse kimseyi göremiyordu.
- Fırtına ve tufan, altı gün yedi gece sürdü tüm hızıyla.
- Yedinci gün gelince tufan fırtınası durdu. Önceden dalgaları bir ordu gibi birbiriyle savaşan deniz, şimdi dinginleşti. Kötü rüzgâr dindi ve tufan sona erdi. Havaya baktığım zaman ortalıkta sessizlik vardı. Ve bütün insanlık çamur olmuştu. Suyun bastığı yüzey dümdüzdü. Bunun üzerine hava deliğini açtığım zaman, güneşin sıcağı burnumun kanatlarına vurdu. Diz çöküp oturdum ve ağladım.
- Sonra ufuklara bakarak denizin kıyısını aradım. Her yana on iki kez on iki defa bakınca denizden bir ada yükseldi sanki. Aslında bu bir ada değil, haşmetli bir dağın en tepesiydi.
- Sonunda gemi bu dağın zirvesine oturdu….
Bilin bakalım ben kimim?
3
Ben kimim? (Mitolojik Bulmaca)-1
6 Ağustos 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
1- Güneşi ve ışığı temsil ederim.
2- 25 Aralık’ta doğdum ve annem bir bakireydi. Babam da Tanrı’ydı dolayısıyla.
3- Doğumum doğudaki bir yıldızla birlikte meydana geldi.
4- Üç kral bu yıldızı takip ederek yeni doğan kurtarıcıyı yani beni buldular ve güzelce süslediler.
5- 12 yaşıma geldiğimde cömert bir öğretmen olmuştum.
6- 30 yaşıma geldiğimde ise suyla vaftiz edilip görevime başladım.
7- Birlikte yolculuk ettiğim 12 havarim vardı.
8- Hastaları iyileştirdim, su üzerinde yürüdüm ve daha bunlara benzer bir dolu mucizeler gerçekleştirdim.
9- Bana “gerçek”, “ışık”, “Tanrı’nın oğlu”, “güzel çoban”, “sabah yıldızı” gibi birçok isim koydular.
9- İhanete uğradım ve yakalanıp çarmıha gerildim. 3 gün ölü kaldım ve sonra dirildim.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Manananggal
9 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Manananggal ya da Wakwak, Filipin kökenli bir efsaneye göre, geceleri vücudunu ikiye ayırıp üst yarısıyla uçabilen yaşlı ve güzel bir kadındır. Çoğunlukla yataklarında uyumakta olan hamile kadınları hedef alır ve uzun diliyle fetüslerin kalplerini çalar; kimi zaman da insanların kanını emer.
Batıdaki vampir figürüne benzemekle beraber Manananggal ölümle yaşam arasında kalmış (undead) bir yaratık değildir; gece Manananggal’a dönüşen kadınları gündüz normal insanlardan ayırt etmek mümkün değildir.
Fakat aynen batıdaki vampirler gibi, Manananggal da sarımsak kokusundan nefret eder. Bu nedenle Filipinler’in kırsal kesimlerinde kimi evlerin kapılarına ve pencerelerine sarımsak demetleri asılır. Manananggal’ı yoketmenin yolu, bedeninin üstü altından ayrıldıktan ve uçup gittikten sonra, savunmasız kalan alt bölümün üzerine tuz, dövülmüş sarımsak veya kül serpmektir. Bedenin üst kısmı geri döndüğünde alt kısımla birleşemez ve bu şekilde kalan Manananggal gün doğumuyla birlikte yokolur. Ancak bu zayıf noktasının farkında olan Manananggal, bedeninin alt bölümünü çok gizli ve güvenli bir yerde bırakır, dolayısıyla yerini belirleyene kadar uzun süre ve dikkatle takip etmek gerekir.
0
Almas
28 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Moğolca’da “yabani insan” anlamına gelen Almas, Kafkaslar’dan Tibet’e dek uzanan geniş bir coğrafyanın efsanelerini süsleyen insansı bir yaratıktır. Çoğu bilimadamı Almas’ın yalnızca efsanelerde varolduğuna inanmakla birlikte, kriptozooloji uzmanları, efsanelerde tarif edilen Almas’lar ile, modern bilimin tarif ettiği Neanderthal insanlar arasındaki benzerliklerin son derece çarpıcı olduğunu kaydetmektedirler.
0
Abatwa
30 Mayıs 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Zulu kökenli bir efsaneye göre, Abatwa halkı dünyanın en küçük insanlarından oluşur. Abatwa’lar öyle küçüktür ki çimlerin altına saklanabilir veya karıncalara binebilirler.
Efsanenin bir çeşitlemesine göre göçebe olan ve sürekli av peşinde koşan Abatwa’lar, diğer bir versiyona göre karınca yuvasına benzer yeraltı şehirleri inşa ederek oralarda yaşarlar; bu şehirler karınca yuvalarından çok daha derinlere iner ve son derece karmaşık mimari yapıları vardır. Doğal bitki boyalarıyla yapılmış duvar resimlerinin ve tohumlarla bezenmiş mozaiklerin süslediği bu yeraltı şehirleri aynı zamanda Abatwa’ların avlanma operasyonları için üs teşkil eder.
Topluca avlanan Abatwa’lar avlarını öldürmek için zehirli oklar kullanırlar. Kendilerinden yüzlerce kat ağır hayvanları avlayıp yuvalarına taşıyacak kadar güçlü oldukları ve yuvaya götürülen hayvanın yine topluca saniyeler içinde tüketildiği rivayet olunur.
Normal boydaki insanlarla etkileşimleri sınırlıdır; kendi istekleriyle ancak dört yaşın altındaki çocuklara, büyücülere ve hamile kadınlara görünürler. Bunun dışında kalan durumlarda bir insanla karşılaşmak zorunda kaldıklarında genellikle çekingen ve mesafeli davranırlar; ancak yine de bu tavırlarına ve küçük boyutlarına aldanıp onları hafife almamak gerekir. Abatwa’lar boyutları konusunda alıngan olabilirler ve bu konuyu gündeme getirmek aşırı tepkiler vermelerine neden olabilir. Efsaneye göre karşılaştıkları insanlara “Beni nereden gördün?” diye sorarlar. Bu tuzak bir sorudur; “Seni ta şu karşıdaki dağın tepesindeyken görmüştüm” türünden bir cevap verilmesi gerekir. Yanılıp da “şimdi farkettim, farketmesem üstüne basacaktım” benzeri bir cevap verenler Abatwa’ların gazabına ve zehirli oklarına maruz kalabilir. Okların etkisi üzerine rivayet muhteliftir.
Hamile kadınlara müstakbel çocukları hakkında bilgi ve tavsiyeler verdikleri, büyücülerle de insanlarla paylaştıkları doğal dengenin korunması hakkında görüş alışverişinde bulundukları söylenir.
(bu yazıda kullanılan resim www.occultopedia.com adresinden alınmıştır)
- Tanrı bana seslendi “Evini sök. Bir gemi yap. Serveti bırak. Yaşamı ara! Canını kurtar! Canlı yaratıkların her türünden geminin içine yükle. Yapacağın geminin her yanı uyumlu bir ölçüde olsun. Yağmura karşı onun her yanına bir çatı kur.”
- Hemen gemiyi yapmaya koyuldum.
- Beş günde geminin kaburgasını oluşturdum. Geminin omurgası 3528 metrekareydi. Kenarları (küpeştesi) 60 metre yüksekliğindeydi. Üst güvertesi de alt güverteye tümüyle eşitti. Bunun da her yanı 60 metre uzunluğundaydı.
- Sonra geminin dış yüzünü (bordasını) hazırladım ve boyadım. Gemiyi altı katlı yaptım. Geminin alt ve üst güvertelerini yedi bölüme ayırdım, ambarını da dokuza böldüm.
- Ortasına da su kazıkları çaktım. Güzel kürek seçtim ve geminin yedeklerini ambara koydum. Eritmek için kazana zift döktüm. Bunun yarısını saf zift olarak gemiye sakladım.
- Geminin yapımını yedinci günde tamamladım.
- Elime geçen her şeyi içine yükledim. Bütün soyumu sopumu gemiye bindirdim. Vahşi ve evcil hayvanları gemiye aldım.
- Geminin içine bindim ve kapımı kapayıp tufanı beklemeye başladım.
- Gökten kara bulutlar yükseldi. Büyük fırtına, ülkeyi bir çanak gibi parçaladı. Bir gün karayel esip hepsini sildi süpürdü. Sonra birdenbire poyraz esip ülkenin altını üstüne getirdi. Rüzgârlar insanların tepesinde savaş edercesine çarpıştılar. Kimse kimseyi göremiyordu.
- Fırtına ve tufan, altı gün yedi gece sürdü tüm hızıyla.
- Yedinci gün gelince tufan fırtınası durdu. Önceden dalgaları bir ordu gibi birbiriyle savaşan deniz, şimdi dinginleşti. Kötü rüzgâr dindi ve tufan sona erdi. Havaya baktığım zaman ortalıkta sessizlik vardı. Ve bütün insanlık çamur olmuştu. Suyun bastığı yüzey dümdüzdü. Bunun üzerine hava deliğini açtığım zaman, güneşin sıcağı burnumun kanatlarına vurdu. Diz çöküp oturdum ve ağladım.
- Sonra ufuklara bakarak denizin kıyısını aradım. Her yana on iki kez on iki defa bakınca denizden bir ada yükseldi sanki. Aslında bu bir ada değil, haşmetli bir dağın en tepesiydi.
- Sonunda gemi bu dağın zirvesine oturdu….
Bilin bakalım ben kimim?
3
Ben kimim? (Mitolojik Bulmaca)-1
6 Ağustos 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
1- Güneşi ve ışığı temsil ederim.
2- 25 Aralık’ta doğdum ve annem bir bakireydi. Babam da Tanrı’ydı dolayısıyla.
3- Doğumum doğudaki bir yıldızla birlikte meydana geldi.
4- Üç kral bu yıldızı takip ederek yeni doğan kurtarıcıyı yani beni buldular ve güzelce süslediler.
5- 12 yaşıma geldiğimde cömert bir öğretmen olmuştum.
6- 30 yaşıma geldiğimde ise suyla vaftiz edilip görevime başladım.
7- Birlikte yolculuk ettiğim 12 havarim vardı.
8- Hastaları iyileştirdim, su üzerinde yürüdüm ve daha bunlara benzer bir dolu mucizeler gerçekleştirdim.
9- Bana “gerçek”, “ışık”, “Tanrı’nın oğlu”, “güzel çoban”, “sabah yıldızı” gibi birçok isim koydular.
9- İhanete uğradım ve yakalanıp çarmıha gerildim. 3 gün ölü kaldım ve sonra dirildim.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Manananggal
9 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Manananggal ya da Wakwak, Filipin kökenli bir efsaneye göre, geceleri vücudunu ikiye ayırıp üst yarısıyla uçabilen yaşlı ve güzel bir kadındır. Çoğunlukla yataklarında uyumakta olan hamile kadınları hedef alır ve uzun diliyle fetüslerin kalplerini çalar; kimi zaman da insanların kanını emer.
Batıdaki vampir figürüne benzemekle beraber Manananggal ölümle yaşam arasında kalmış (undead) bir yaratık değildir; gece Manananggal’a dönüşen kadınları gündüz normal insanlardan ayırt etmek mümkün değildir.
Fakat aynen batıdaki vampirler gibi, Manananggal da sarımsak kokusundan nefret eder. Bu nedenle Filipinler’in kırsal kesimlerinde kimi evlerin kapılarına ve pencerelerine sarımsak demetleri asılır. Manananggal’ı yoketmenin yolu, bedeninin üstü altından ayrıldıktan ve uçup gittikten sonra, savunmasız kalan alt bölümün üzerine tuz, dövülmüş sarımsak veya kül serpmektir. Bedenin üst kısmı geri döndüğünde alt kısımla birleşemez ve bu şekilde kalan Manananggal gün doğumuyla birlikte yokolur. Ancak bu zayıf noktasının farkında olan Manananggal, bedeninin alt bölümünü çok gizli ve güvenli bir yerde bırakır, dolayısıyla yerini belirleyene kadar uzun süre ve dikkatle takip etmek gerekir.
0
Almas
28 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Moğolca’da “yabani insan” anlamına gelen Almas, Kafkaslar’dan Tibet’e dek uzanan geniş bir coğrafyanın efsanelerini süsleyen insansı bir yaratıktır. Çoğu bilimadamı Almas’ın yalnızca efsanelerde varolduğuna inanmakla birlikte, kriptozooloji uzmanları, efsanelerde tarif edilen Almas’lar ile, modern bilimin tarif ettiği Neanderthal insanlar arasındaki benzerliklerin son derece çarpıcı olduğunu kaydetmektedirler.
0
Abatwa
30 Mayıs 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Zulu kökenli bir efsaneye göre, Abatwa halkı dünyanın en küçük insanlarından oluşur. Abatwa’lar öyle küçüktür ki çimlerin altına saklanabilir veya karıncalara binebilirler.
Efsanenin bir çeşitlemesine göre göçebe olan ve sürekli av peşinde koşan Abatwa’lar, diğer bir versiyona göre karınca yuvasına benzer yeraltı şehirleri inşa ederek oralarda yaşarlar; bu şehirler karınca yuvalarından çok daha derinlere iner ve son derece karmaşık mimari yapıları vardır. Doğal bitki boyalarıyla yapılmış duvar resimlerinin ve tohumlarla bezenmiş mozaiklerin süslediği bu yeraltı şehirleri aynı zamanda Abatwa’ların avlanma operasyonları için üs teşkil eder.
Topluca avlanan Abatwa’lar avlarını öldürmek için zehirli oklar kullanırlar. Kendilerinden yüzlerce kat ağır hayvanları avlayıp yuvalarına taşıyacak kadar güçlü oldukları ve yuvaya götürülen hayvanın yine topluca saniyeler içinde tüketildiği rivayet olunur.
Normal boydaki insanlarla etkileşimleri sınırlıdır; kendi istekleriyle ancak dört yaşın altındaki çocuklara, büyücülere ve hamile kadınlara görünürler. Bunun dışında kalan durumlarda bir insanla karşılaşmak zorunda kaldıklarında genellikle çekingen ve mesafeli davranırlar; ancak yine de bu tavırlarına ve küçük boyutlarına aldanıp onları hafife almamak gerekir. Abatwa’lar boyutları konusunda alıngan olabilirler ve bu konuyu gündeme getirmek aşırı tepkiler vermelerine neden olabilir. Efsaneye göre karşılaştıkları insanlara “Beni nereden gördün?” diye sorarlar. Bu tuzak bir sorudur; “Seni ta şu karşıdaki dağın tepesindeyken görmüştüm” türünden bir cevap verilmesi gerekir. Yanılıp da “şimdi farkettim, farketmesem üstüne basacaktım” benzeri bir cevap verenler Abatwa’ların gazabına ve zehirli oklarına maruz kalabilir. Okların etkisi üzerine rivayet muhteliftir.
Hamile kadınlara müstakbel çocukları hakkında bilgi ve tavsiyeler verdikleri, büyücülerle de insanlarla paylaştıkları doğal dengenin korunması hakkında görüş alışverişinde bulundukları söylenir.
(bu yazıda kullanılan resim www.occultopedia.com adresinden alınmıştır)
1- Güneşi ve ışığı temsil ederim.
2- 25 Aralık’ta doğdum ve annem bir bakireydi. Babam da Tanrı’ydı dolayısıyla.
3- Doğumum doğudaki bir yıldızla birlikte meydana geldi.
4- Üç kral bu yıldızı takip ederek yeni doğan kurtarıcıyı yani beni buldular ve güzelce süslediler.
5- 12 yaşıma geldiğimde cömert bir öğretmen olmuştum.
6- 30 yaşıma geldiğimde ise suyla vaftiz edilip görevime başladım.
7- Birlikte yolculuk ettiğim 12 havarim vardı.
8- Hastaları iyileştirdim, su üzerinde yürüdüm ve daha bunlara benzer bir dolu mucizeler gerçekleştirdim.
9- Bana “gerçek”, “ışık”, “Tanrı’nın oğlu”, “güzel çoban”, “sabah yıldızı” gibi birçok isim koydular.
9- İhanete uğradım ve yakalanıp çarmıha gerildim. 3 gün ölü kaldım ve sonra dirildim.
Bilin bakalım ben kimim?
0
Manananggal
9 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Manananggal ya da Wakwak, Filipin kökenli bir efsaneye göre, geceleri vücudunu ikiye ayırıp üst yarısıyla uçabilen yaşlı ve güzel bir kadındır. Çoğunlukla yataklarında uyumakta olan hamile kadınları hedef alır ve uzun diliyle fetüslerin kalplerini çalar; kimi zaman da insanların kanını emer.
Batıdaki vampir figürüne benzemekle beraber Manananggal ölümle yaşam arasında kalmış (undead) bir yaratık değildir; gece Manananggal’a dönüşen kadınları gündüz normal insanlardan ayırt etmek mümkün değildir.
Fakat aynen batıdaki vampirler gibi, Manananggal da sarımsak kokusundan nefret eder. Bu nedenle Filipinler’in kırsal kesimlerinde kimi evlerin kapılarına ve pencerelerine sarımsak demetleri asılır. Manananggal’ı yoketmenin yolu, bedeninin üstü altından ayrıldıktan ve uçup gittikten sonra, savunmasız kalan alt bölümün üzerine tuz, dövülmüş sarımsak veya kül serpmektir. Bedenin üst kısmı geri döndüğünde alt kısımla birleşemez ve bu şekilde kalan Manananggal gün doğumuyla birlikte yokolur. Ancak bu zayıf noktasının farkında olan Manananggal, bedeninin alt bölümünü çok gizli ve güvenli bir yerde bırakır, dolayısıyla yerini belirleyene kadar uzun süre ve dikkatle takip etmek gerekir.
0
Almas
28 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Moğolca’da “yabani insan” anlamına gelen Almas, Kafkaslar’dan Tibet’e dek uzanan geniş bir coğrafyanın efsanelerini süsleyen insansı bir yaratıktır. Çoğu bilimadamı Almas’ın yalnızca efsanelerde varolduğuna inanmakla birlikte, kriptozooloji uzmanları, efsanelerde tarif edilen Almas’lar ile, modern bilimin tarif ettiği Neanderthal insanlar arasındaki benzerliklerin son derece çarpıcı olduğunu kaydetmektedirler.
0
Abatwa
30 Mayıs 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Zulu kökenli bir efsaneye göre, Abatwa halkı dünyanın en küçük insanlarından oluşur. Abatwa’lar öyle küçüktür ki çimlerin altına saklanabilir veya karıncalara binebilirler.
Efsanenin bir çeşitlemesine göre göçebe olan ve sürekli av peşinde koşan Abatwa’lar, diğer bir versiyona göre karınca yuvasına benzer yeraltı şehirleri inşa ederek oralarda yaşarlar; bu şehirler karınca yuvalarından çok daha derinlere iner ve son derece karmaşık mimari yapıları vardır. Doğal bitki boyalarıyla yapılmış duvar resimlerinin ve tohumlarla bezenmiş mozaiklerin süslediği bu yeraltı şehirleri aynı zamanda Abatwa’ların avlanma operasyonları için üs teşkil eder.
Topluca avlanan Abatwa’lar avlarını öldürmek için zehirli oklar kullanırlar. Kendilerinden yüzlerce kat ağır hayvanları avlayıp yuvalarına taşıyacak kadar güçlü oldukları ve yuvaya götürülen hayvanın yine topluca saniyeler içinde tüketildiği rivayet olunur.
Normal boydaki insanlarla etkileşimleri sınırlıdır; kendi istekleriyle ancak dört yaşın altındaki çocuklara, büyücülere ve hamile kadınlara görünürler. Bunun dışında kalan durumlarda bir insanla karşılaşmak zorunda kaldıklarında genellikle çekingen ve mesafeli davranırlar; ancak yine de bu tavırlarına ve küçük boyutlarına aldanıp onları hafife almamak gerekir. Abatwa’lar boyutları konusunda alıngan olabilirler ve bu konuyu gündeme getirmek aşırı tepkiler vermelerine neden olabilir. Efsaneye göre karşılaştıkları insanlara “Beni nereden gördün?” diye sorarlar. Bu tuzak bir sorudur; “Seni ta şu karşıdaki dağın tepesindeyken görmüştüm” türünden bir cevap verilmesi gerekir. Yanılıp da “şimdi farkettim, farketmesem üstüne basacaktım” benzeri bir cevap verenler Abatwa’ların gazabına ve zehirli oklarına maruz kalabilir. Okların etkisi üzerine rivayet muhteliftir.
Hamile kadınlara müstakbel çocukları hakkında bilgi ve tavsiyeler verdikleri, büyücülerle de insanlarla paylaştıkları doğal dengenin korunması hakkında görüş alışverişinde bulundukları söylenir.
(bu yazıda kullanılan resim www.occultopedia.com adresinden alınmıştır)
Manananggal ya da Wakwak, Filipin kökenli bir efsaneye göre, geceleri vücudunu ikiye ayırıp üst yarısıyla uçabilen yaşlı ve güzel bir kadındır. Çoğunlukla yataklarında uyumakta olan hamile kadınları hedef alır ve uzun diliyle fetüslerin kalplerini çalar; kimi zaman da insanların kanını emer.
Batıdaki vampir figürüne benzemekle beraber Manananggal ölümle yaşam arasında kalmış (undead) bir yaratık değildir; gece Manananggal’a dönüşen kadınları gündüz normal insanlardan ayırt etmek mümkün değildir.
Fakat aynen batıdaki vampirler gibi, Manananggal da sarımsak kokusundan nefret eder. Bu nedenle Filipinler’in kırsal kesimlerinde kimi evlerin kapılarına ve pencerelerine sarımsak demetleri asılır. Manananggal’ı yoketmenin yolu, bedeninin üstü altından ayrıldıktan ve uçup gittikten sonra, savunmasız kalan alt bölümün üzerine tuz, dövülmüş sarımsak veya kül serpmektir. Bedenin üst kısmı geri döndüğünde alt kısımla birleşemez ve bu şekilde kalan Manananggal gün doğumuyla birlikte yokolur. Ancak bu zayıf noktasının farkında olan Manananggal, bedeninin alt bölümünü çok gizli ve güvenli bir yerde bırakır, dolayısıyla yerini belirleyene kadar uzun süre ve dikkatle takip etmek gerekir.
0
Almas
28 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Moğolca’da “yabani insan” anlamına gelen Almas, Kafkaslar’dan Tibet’e dek uzanan geniş bir coğrafyanın efsanelerini süsleyen insansı bir yaratıktır. Çoğu bilimadamı Almas’ın yalnızca efsanelerde varolduğuna inanmakla birlikte, kriptozooloji uzmanları, efsanelerde tarif edilen Almas’lar ile, modern bilimin tarif ettiği Neanderthal insanlar arasındaki benzerliklerin son derece çarpıcı olduğunu kaydetmektedirler.
0
Abatwa
30 Mayıs 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Zulu kökenli bir efsaneye göre, Abatwa halkı dünyanın en küçük insanlarından oluşur. Abatwa’lar öyle küçüktür ki çimlerin altına saklanabilir veya karıncalara binebilirler.
Efsanenin bir çeşitlemesine göre göçebe olan ve sürekli av peşinde koşan Abatwa’lar, diğer bir versiyona göre karınca yuvasına benzer yeraltı şehirleri inşa ederek oralarda yaşarlar; bu şehirler karınca yuvalarından çok daha derinlere iner ve son derece karmaşık mimari yapıları vardır. Doğal bitki boyalarıyla yapılmış duvar resimlerinin ve tohumlarla bezenmiş mozaiklerin süslediği bu yeraltı şehirleri aynı zamanda Abatwa’ların avlanma operasyonları için üs teşkil eder.
Topluca avlanan Abatwa’lar avlarını öldürmek için zehirli oklar kullanırlar. Kendilerinden yüzlerce kat ağır hayvanları avlayıp yuvalarına taşıyacak kadar güçlü oldukları ve yuvaya götürülen hayvanın yine topluca saniyeler içinde tüketildiği rivayet olunur.
Normal boydaki insanlarla etkileşimleri sınırlıdır; kendi istekleriyle ancak dört yaşın altındaki çocuklara, büyücülere ve hamile kadınlara görünürler. Bunun dışında kalan durumlarda bir insanla karşılaşmak zorunda kaldıklarında genellikle çekingen ve mesafeli davranırlar; ancak yine de bu tavırlarına ve küçük boyutlarına aldanıp onları hafife almamak gerekir. Abatwa’lar boyutları konusunda alıngan olabilirler ve bu konuyu gündeme getirmek aşırı tepkiler vermelerine neden olabilir. Efsaneye göre karşılaştıkları insanlara “Beni nereden gördün?” diye sorarlar. Bu tuzak bir sorudur; “Seni ta şu karşıdaki dağın tepesindeyken görmüştüm” türünden bir cevap verilmesi gerekir. Yanılıp da “şimdi farkettim, farketmesem üstüne basacaktım” benzeri bir cevap verenler Abatwa’ların gazabına ve zehirli oklarına maruz kalabilir. Okların etkisi üzerine rivayet muhteliftir.
Hamile kadınlara müstakbel çocukları hakkında bilgi ve tavsiyeler verdikleri, büyücülerle de insanlarla paylaştıkları doğal dengenin korunması hakkında görüş alışverişinde bulundukları söylenir.
(bu yazıda kullanılan resim www.occultopedia.com adresinden alınmıştır)
Moğolca’da “yabani insan” anlamına gelen Almas, Kafkaslar’dan Tibet’e dek uzanan geniş bir coğrafyanın efsanelerini süsleyen insansı bir yaratıktır. Çoğu bilimadamı Almas’ın yalnızca efsanelerde varolduğuna inanmakla birlikte, kriptozooloji uzmanları, efsanelerde tarif edilen Almas’lar ile, modern bilimin tarif ettiği Neanderthal insanlar arasındaki benzerliklerin son derece çarpıcı olduğunu kaydetmektedirler.
0
Abatwa
30 Mayıs 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Mitoloji
Zulu kökenli bir efsaneye göre, Abatwa halkı dünyanın en küçük insanlarından oluşur. Abatwa’lar öyle küçüktür ki çimlerin altına saklanabilir veya karıncalara binebilirler.
Efsanenin bir çeşitlemesine göre göçebe olan ve sürekli av peşinde koşan Abatwa’lar, diğer bir versiyona göre karınca yuvasına benzer yeraltı şehirleri inşa ederek oralarda yaşarlar; bu şehirler karınca yuvalarından çok daha derinlere iner ve son derece karmaşık mimari yapıları vardır. Doğal bitki boyalarıyla yapılmış duvar resimlerinin ve tohumlarla bezenmiş mozaiklerin süslediği bu yeraltı şehirleri aynı zamanda Abatwa’ların avlanma operasyonları için üs teşkil eder.
Topluca avlanan Abatwa’lar avlarını öldürmek için zehirli oklar kullanırlar. Kendilerinden yüzlerce kat ağır hayvanları avlayıp yuvalarına taşıyacak kadar güçlü oldukları ve yuvaya götürülen hayvanın yine topluca saniyeler içinde tüketildiği rivayet olunur.
Normal boydaki insanlarla etkileşimleri sınırlıdır; kendi istekleriyle ancak dört yaşın altındaki çocuklara, büyücülere ve hamile kadınlara görünürler. Bunun dışında kalan durumlarda bir insanla karşılaşmak zorunda kaldıklarında genellikle çekingen ve mesafeli davranırlar; ancak yine de bu tavırlarına ve küçük boyutlarına aldanıp onları hafife almamak gerekir. Abatwa’lar boyutları konusunda alıngan olabilirler ve bu konuyu gündeme getirmek aşırı tepkiler vermelerine neden olabilir. Efsaneye göre karşılaştıkları insanlara “Beni nereden gördün?” diye sorarlar. Bu tuzak bir sorudur; “Seni ta şu karşıdaki dağın tepesindeyken görmüştüm” türünden bir cevap verilmesi gerekir. Yanılıp da “şimdi farkettim, farketmesem üstüne basacaktım” benzeri bir cevap verenler Abatwa’ların gazabına ve zehirli oklarına maruz kalabilir. Okların etkisi üzerine rivayet muhteliftir.
Hamile kadınlara müstakbel çocukları hakkında bilgi ve tavsiyeler verdikleri, büyücülerle de insanlarla paylaştıkları doğal dengenin korunması hakkında görüş alışverişinde bulundukları söylenir.
(bu yazıda kullanılan resim www.occultopedia.com adresinden alınmıştır)
Zulu kökenli bir efsaneye göre, Abatwa halkı dünyanın en küçük insanlarından oluşur. Abatwa’lar öyle küçüktür ki çimlerin altına saklanabilir veya karıncalara binebilirler.
Efsanenin bir çeşitlemesine göre göçebe olan ve sürekli av peşinde koşan Abatwa’lar, diğer bir versiyona göre karınca yuvasına benzer yeraltı şehirleri inşa ederek oralarda yaşarlar; bu şehirler karınca yuvalarından çok daha derinlere iner ve son derece karmaşık mimari yapıları vardır. Doğal bitki boyalarıyla yapılmış duvar resimlerinin ve tohumlarla bezenmiş mozaiklerin süslediği bu yeraltı şehirleri aynı zamanda Abatwa’ların avlanma operasyonları için üs teşkil eder.
Topluca avlanan Abatwa’lar avlarını öldürmek için zehirli oklar kullanırlar. Kendilerinden yüzlerce kat ağır hayvanları avlayıp yuvalarına taşıyacak kadar güçlü oldukları ve yuvaya götürülen hayvanın yine topluca saniyeler içinde tüketildiği rivayet olunur.
Normal boydaki insanlarla etkileşimleri sınırlıdır; kendi istekleriyle ancak dört yaşın altındaki çocuklara, büyücülere ve hamile kadınlara görünürler. Bunun dışında kalan durumlarda bir insanla karşılaşmak zorunda kaldıklarında genellikle çekingen ve mesafeli davranırlar; ancak yine de bu tavırlarına ve küçük boyutlarına aldanıp onları hafife almamak gerekir. Abatwa’lar boyutları konusunda alıngan olabilirler ve bu konuyu gündeme getirmek aşırı tepkiler vermelerine neden olabilir. Efsaneye göre karşılaştıkları insanlara “Beni nereden gördün?” diye sorarlar. Bu tuzak bir sorudur; “Seni ta şu karşıdaki dağın tepesindeyken görmüştüm” türünden bir cevap verilmesi gerekir. Yanılıp da “şimdi farkettim, farketmesem üstüne basacaktım” benzeri bir cevap verenler Abatwa’ların gazabına ve zehirli oklarına maruz kalabilir. Okların etkisi üzerine rivayet muhteliftir.
Hamile kadınlara müstakbel çocukları hakkında bilgi ve tavsiyeler verdikleri, büyücülerle de insanlarla paylaştıkları doğal dengenin korunması hakkında görüş alışverişinde bulundukları söylenir.
(bu yazıda kullanılan resim www.occultopedia.com adresinden alınmıştır)
