0
“Büyük Ay aldatmacası”

25 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1835 yılında bugün, New York Sun gazetesinde daha sonra “Büyük Ay aldatmacası” olarak bilinecek olan altı makalelik bir yazı dizisinin ilk bölümü yayınlandı.

Dönemin en tanınmış astronomlarından Sir John Herschel’in asistanı olduğunu iddia eden Dr. Andrew Grant’in imzasını taşıyan yazılarda, tamamen yeni prensiplere göre çalışan dev bir teleskop ile yapılan gözlemler sonucunda Ay’da hayat bulunduğuna dair kesin kanıtlar elde edildiği açıklanmakta ve gözlemlenen yaratıklar ayrıntılı olarak tanıtılmaktaydı.

Ay'dan manzaralar

Ay'dan manzaralar

Yazılara göre, Ay’da bizonlar, keçiler, boynuzlu atlar, kuyruksuz kunduzlar ve yarasa gibi kanatları olan insansı yaratıklar yaşamaktaydı. Ağaçlar, okyanuslar ve kumsallar vardı.

Yazılar inanılmaz olsa da, Sir John Herschel adına duyulan güvenden dolayı uzun süre doğru olarak kabul edildi. Tümünün aldatmacadan ibaret olduğu haftalar sonra ortaya çıktı. Herschel ilk başta yazıları keyifle okuduğunu söyleyerek kendi bulgularının bu kadar eğlenceli olmadığını belirtti; ancak kısa süre sonra yazılara inanmakta direnen insanların sürekli kendine yönelttikleri sorulardan bunaldı. Yazılarda imzası bulunan Dr. Andrew Grant’in uydurma bir isim olduğu ortaya çıktı; yazıları gerçekte kimin yazdığı tam olarak bilinemedi.

Yazıların neden yazıldığına ilişkin çok sayıda spekülasyon yapıldı (gerçi biz Abartma Tozu ekibi olarak kendilerini gayet iyi anlıyoruz). Öncelikle o zamanlar sınırlı tirajı olan New York Sun’ın tirajını artırmak için böyle bir sansasyona başvurduğu söylendi. Gerçekten de gazetenin tirajı bu yazılar ile yükselmiş ve bir daha düşmemişti. New York Sun artık birinci ligde oynuyordu (bu arada yazılar hiçbir zaman tekzip edilmedi).

Rivayete göre yazıların bir diğer hedefi de o dönemin abartılı astronomik iddialarıyla dalga geçmekti. Çok kısa süre önce Münih Üniversitesi’nden yapılan bir açıklamada, Ay’da çok sayıda farklı canlı türünün bulunduğu ve bunlar tarafından inşa edilen yapılara ilişkin belirtilerin gözlemlendiği açıklanmıştı. Yine o dönemde çok popüler olan bir “Hristiyan Filozof” kitabında sadece güneş sisteminde 21 trilyonun üzerinde canlı bulunduğunu, Ay’da 4.200.000.000 civarında canlı olması gerektiğini iddia etmişti.

Bu yazıların, kısa bir süre önce kendi Ay aldatmacasını yazmış olan Edgar Allan Poe için ilham kaynağı olduğu ve aynı gazetede yayımlanan “Balon Aldatmacası” adlı öyküsünü bu yazılardan esinlenerek yazdığı söylenir. Poe’nun bu öyküsü, bilinen ilk bilim-kurgu öyküsü olarak kabul edilmektedir.

2
Otto Witte

13 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Otto Witte, beş günlüğüne de olsa Arnavutluk Kralı olmayı başardığını iddia eden Alman kökenli bir sirk akrobatı ve gösteri sanatçısıdır.

Otto Witte makam kıyafetiyle

Otto Witte makam kıyafetiyle

1913 yılında Arnavutluk, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrıldığında, ülkedeki Müslümanlar, Padişahın kuzeni olan Halim Eddine’yi tahta çıkarmak üzere Arnavutluk’a davet ettiler. Eddine’nin fotoğraflarını gorüp kendisine ne kadar benzediğini farkeden Witte, kılıç yutma gösterileri yapan arkadaşı Max Schlepsig ile birlikte Durres’e (Dıraç) giderek kendini Eddine olarak tanıtmayı ve 13 Ağustos 1913 tarihinde tahta geçmeyi başardığını iddia etti.

İddiasına göre, Witte, beş gün boyunca yeni hükümdar için hazırlanan haremin tadını çıkarıp, Karadağ’a savaş ilan ettikten sonra, foyasının meydana çıkması sonucu hazineden önemli miktarda servet alarak haremin de yardımıyla ülkeden kaçmayı başarmıştır.

Sonradan yapılan röportajlarda Witte’nin iddiasının olanaksızlıklarla ve çelişkilerle dolu olduğu ortaya çıkmış ve ifadelerinin hiçbiri yerel kaynaklarca doğrulanmamış olsa da, Almanya’da meşhur olmasına yetmiştir. Berlin valiliği, Witte’nin resmi kimlik belgesinde “Eski Arnavutluk Kralı” ibaresini taşımasına izin vermiştir. Witte ömrünün sonuna dek kendisine bu ünvanla hitap edilmesi konusunda ısrar etmiş ve sonuçta sözkonusu ünvan mezar taşına işlenmiştir.

1
Sokal hadisesi

2 Ağustos 2008 tarihinde Küçük Maradona tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Vallahi küfür değil. Fesat olmayın.

Bugün özellikle akademik hayat içinde kıvranan öğrencilerin ve akademisyen adaylarının hayatlarına yeni bir bakış açısı getirebilecek bir yazı yazayım dedim.

Hocalarınızın anlattıklarını anlamıyor musunuz? Derslerden sonra kafanızda anlamını bilmediğiniz garip tamlamalar mı dönüyor? “Varoluşsal göstergebilim”, “post-erojen konjonktürel devinim” ve niceleri sevgilinizle aranıza mı girmeye başladı? Tezinizi okurken aklınıza Maya diline benzer bir dilde konuşan bir mecha-papağan mı geliyor? ÖSS’ den beri gittikçe düşmekte olduğunu düşündüğünüz beyin kapasitenizden ciddi anlamda şüphe mi duymaya başladınız? Panik yok.

Alan_Sokal

Alan Sokal

Alan Sokal, 1996′ da, ciddi bir yayın olarak görülen Social Text’ te “Transgressing the Boundaries: Towards a Transformative Hermeneutics of Quantum Gravity” makalesini yayınladı (esasında kendisinin sadece resmini verip, “bu bir katil mi, yoksa bir mucit mi?” diye sorup hiç bir şey anlatmayacaktım ama kendisi şirin fotosuyla bu konsepte uymadı, “hangi konsept ule?” diyen arkadaşları buraya alalım: http://www.malevole.com/mv/misc/killerquiz/ ).

Alan Sokal’ ın bu makalesi olay yarattı. Her gerçek bilimadamının geç anlaşılması gibi o da biraz geç anlaşıldı tabii; Sokal makale yayınlandıktan bir süre sonra hiç ses çıkmayınca, bu makalenin tamamen düzmece olduğunu söyledi ve böylece Sokal hadisesi doğdu. Sokal, “fashionable nonsense” diye tabir ettiği, o sıralar bilim dünyasının bir kısmında herkesin ağzına sakız olan ve içi boşaltılarak kullanılan bir sürü popüler ve editörlerce beğenileceğini bildiği kavramı art arda dizmekten başka bir şey yapmamıştı. Kimse o söyleyene kadar bunu anlamadığı gibi, kendisinin kontrol etmelerine dair çeşitli ısrarlarına rağmen editörler herhangi bir geri bildirimle dönmemiş, yazıyı yayınlanması için uygun bulduk demişlerdi (hatta bir kısmı Sokal’ın açıklamasından sonra dahi yazıyı yayınlamakta yanlış bir şey görmediklerini söyledi, hem Sokal’ın hem editörlerin açıklamaları için Sokal’ın web sitesine göz atabilirsiniz: http://www.physics.nyu.edu/faculty/sokal/#papers). Böylece olay, eğlenceli bir postmodernizm eleştirisi olarak tarihte yerini aldı ve çeşitli başka eylemlere yol açtı (2005 yılında bir grup MIT öğrencisinin yazdıkları bilgisayar programı (scigen) tarafından rastgele kelime ve tümceleri bir araya getirerek yazılmış bir makale, ciddi olma iddiasındaki bir konferansta acı gerçeklerden habersiz yayınlandı).

Diyeceğim o ki çocuklar, akademik dünya zor. Hocalarınız belki doğru noktalara değiniyor ve sizin gri hücreleriniz artık çalışmıyor olabilir. Bilemem. Fakat gün gelip de, girişinde tabelası ve yol işaretleri olmayan üniversitenizde, hocanız size “burada semiyotik değil göstergebilim dememiz daha doğru olacaktır” gibi önemli demeçler vermeye başladığında, arkada kalabalık içinde başparmağını diğer iki parmağının arasından çıkarmış gülümseyen bir adam görebilirsiniz. Kimbilir, belki de Sokal bize bir yerden gülümsüyordur.

Geri gülümsemeyi ihmal etmeyin.

3
Dev insan iskeleti

16 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

dev iskelet

Arabistan çölünün güneydoğu ucunda yakın zamanda yapılan doğal gaz arama çalışmaları esnasında, muazzam boyutlardaki bir insanın kalıntıları ortaya çıkarıldı. Arabistan çölünün bu kısmına Boş Bölge, veya Arapça’daki adıyla “Rab-ul Khalee” denmektedir. İskelet, Aramco araştırma ekibi tarafından keşfedilmiştir. Kuran-ı Kerim’e göre, Allah muazzam büyüklükte insanlar yaratmıştır. Bunlara Aad kabilesi denmiş ve Hud Peygamber onlara gönderilmiştir. Çok uzun ve heybetli olan Aad’lar, ağaçları yerlerinden sökebilecek kadar güçlüydüler. Sonradan bu insanlar, ellerindeki güce güvenerek Allah’a ve peygamberlerine karşı gelmiş ve Allah tarafından çizilen tüm sınırları geçmişlerdir. Bunun sonucunda da yokedilmişlerdir.

Suudi Arabistan uleması, bu iskeletlerin Aad kabilesinin üyelerine ait olduğuna inanmaktadırlar. Suudi askeri birlikleri tüm bölgeyi korumaya almış olup, yalnızca Aramco ekibinin girişine izin verilmektedir. Bulgular gizli tutulmaya çalışılmaktadır. Ancak askeri bir helikopter tarafından çekilen bu fotoğraf internet üzerinden dünyaya yayılmıştır. Fotoğraftaki iki adamın boyutunu iskeletle kıyaslayın!

Kabul etmek gerekir ki böyle bir mesaj insanın gelen mesajlar kutusuna yılda ancak birkaç kez gelir. O da şanslıysa. Şu fotoğrafın çarpıcılığına bakın! Daha ucuz aldatmacalarda kolayca yakalanan Photoshop kılçıklarından eser yok. Yazı metni deseniz bir başka alem. O ne ayrıntı, o ne sağlam argüman. Böyle mesajların ayda yılda bir ortaya çıkmasına şaşırmamak gerek.

Aslında bu mesaj, biri anonim, diğeri yarı-anonim olan iki farklı ve birbirini tanımayan insanın ürünü. Herşey, worth1000.com tarafından düzenlenen görüntü manipülasyon yarışmasına IronKite adlı yarışmacının gönderdiği bir fotoğraf ile başlıyor. Fotoğraf o kadar çarpıcı ve inandırıcı ki, bir anda bu fotoğraf üzerine kurgulanmış hikayeler email mesajları içinde dünyayı dolaşmaya başlıyor. Yukarıda çevirisine yer verdiğim mesajın Kuran yerine İncil’e atıfta bulunan versiyonları da mevcut. Bir başka versiyon ise kazı yerini “Hint Çölü” olarak değiştirip devleri Brahma’nın eseri olarak sunuyor.

İş bundan sonra daha da ilginçleşmeye başlıyor: Hindistan’da yayınlanan Hindu Voice dergisi, Hint çöllerinde yapılan kazıya National Geographic uzmanlarının katıldığını yazmış (konuyla ilgili National Geographic haberi burada). Fotoğrafı fazla ciddiye alan bir araştırmacı, hazırladığı bir kısa filmde, fotoğrafı İncil’de sözü edilen devlerin kanıtı olarak gösterip bunu evrim teorisini çürütmek amacıyla kullanmış.

Foto manipülasyon yarışmasına katılmak için yaptığı çalışmanın dünyada bu tür yankılara neden olmasına şaşıran IronKite, gerçek adını açıklamamaya karar vermiş (yarışmada üçüncü olmuş, bu arada).

 

0
Amazon kabilesi haberleri aldatmacaymış

14 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Bir süredir çeşitli haber kaynaklarında görülen “Amazon’da daha önce bilinmeyen bir kabile bulundu” haberlerinin aldatmaca olduğu ortaya çıktı.

amazon-yerlileriHaber çok cazipti: Yağmur ormanlarının Brezilya-Peru sınırına denk gelen bölümünde, o zamana kadar hiç keşfedilmemiş ve dış dünyayla hiç irtibata geçmemiş bir kabile, düzenlenen bir keşif uçuşu sırasında tesadüfen farkedilmişti. Kabilenin yerleşim yerine doğru alçalan uçaktan korkan kabile üyeleri, kendilerini savunmak için oklar atmışlardı. Kabilenin bu savunma-saldırısı fotoğraflarla belgelenmiş ve tüm dünyada haber kaynakları bu fotoğrafları sünger gibi emmişti.

Fotoğrafları çeken Carlos Meirelles (61), aslında kabilenin varlığının 1910 yılından bu yana bilindiğini, fotoğrafların çekilme amacının, dünya kamuoyuna, yağmur ormanlarında hala dış dünyayla teması bulunmayan kabilelerin varolduğu mesajını vermek ve hükümetlerin ormanı yoketme politikalarının karşısında daha etkili bir baskı grubu oluşturmak olduğunu açıkladı.

Brezilya’daki Yerlileri Koruma Kurumu uzmanlarından biri olan Meirelles, “dış dünyayla teması olmayan bir kabile bulduğumuzda, benim gibi bir uzman ormana giderek onların yaşadıkları bölgenin sınırlarını belirler. Bu bölge GPS sistemimizde işaretlenir ve koruma altına alınır. Tüm bu işlemler, onlarla temasa geçilmeksizin gerçekleştirilir ve korunmalarını sağlayabilmek üzere bir gözlem yeri oluşturulur” dedi.

Fakat bu olayda, Meirelles yerlilerle temasa geçmeme ilkesini ihlal ederek onları bulmaya gitmiş. “GPS koordinatlarını yıllardır biliyorduk. Bana bu iş için kullanabileceğim bir uçak tahsis edildi. Onları bulup, kırmızıya boyanmış bedenlerini gördüğümde çok mutlu oldum. Çünkü kırmızı savaş boyasıdır; bu da hayatlarından memnun olduklarını ve topraklarını savunmak istediklerini gösteriyor” dedi.

Temasa geçmeme ilkesini ihlal ettiği için pişman olmadığını söyleyen Meirelles, sözlerini şöyle sürdürdü: “Alan Garcia (Peru Devlet Başkanı) geçenlerde, dış dünyayla teması olmayan kabilelerin yalnızca çevrecilerin ve antropologların hayal gücünde varolduklarını iddia etmişti. Artık elimizde kanıtlar var.”

Kaynak: http://www.guardian.co.uk

 

0
50 yıl sonra çözülen düğüm

13 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Bundan 50 yıl önce, 1958 yılı Haziran ayında bir sabah Cambridge Üniversitesi’ne gelenler, Senato binasının 22 metre yüksekliğindeki çatısında duran bir otomobil görerek hayrete düştüler.

Cambridge otomobil şakasıÖğrenciler tarafından düzenlenen bir şaka olduğu tahmin edilen olay, tüm dünyada gazetelerde yer aldı. Polisin ve itfaiyenin işbirliği yaparak neredeyse bir haftada aşağı indirebildiği otomobili, öğrenciler bir gecede ve hiç farkedilmeden çatıya nasıl çıkarabilmişlerdi?

Şakayı düzenleyen öğrencilerin kimliği ve kullandıkları yöntem tam 50 yıl boyunca sır olarak kaldı. Ta ki Cambridge Üniversitesi tarafından geçtiğimiz günlerde düzenlenen mezuniyet yıldönümü toplantısında şakanın sorumluları kimliklerini açıklayana dek.

Cambridge-planOlayın elebaşı Peter Davey (72), o zamanlar kaldığı yurt odasının penceresinden Senato binasının göründüğünü ve bomboş duran çatının daha ilginç bir görünüme sahip olmak için adeta yalvardığını anlattı. Davey, daha sonra, 11 arkadaşıyla birlikte otomobili çatıya nasıl yerleştirdiklerini ayrıntılarıyla açıkladı (resme bakınız). 11 kişilik ekipte, olay yerinden geçenlerin dikkatini çekmek ve otomobili farketmelerini önlemek amacıyla süper-mini etek giymiş iki kız öğrenci de mevcuttu.

Davey’nin okuduğu fakültenin o zamanki Dekanı Hugh Montefiore, yaptığı açıklamalarda olaydan kimin sorumlu olduğunu bilmediğini belirtmiş, ancak şakanın yapıldığı gün Davey’nin yurt odasına bir şişe şampanya ve bir de tebrik mesajı göndermişti.

Kaynak: telegraph.co.uk

5
Tanrı’nın gözü

12 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Helix nebulası

Bu nefes kesici fotoğraf, NASA web sitesinde günün astronomi fotoğrafı bölümünde yayınlandıktan hemen sonra bir email mesajı ekinde dünyayı dolaşmaya başlamıştı:

Konu: Fw: İleti: Hubble resmi, tanrının gözü

Bu çok nadir bir fotodur ve NASA tarafından çekilmiştir. Bu tür bir olay yalnızca 3000 yılda bir meydana gelir. Nasa bu resmi hubble teleskobu ile çekmiştir. Adı “tanrının gözü”dür. Silinemeyecek kadar muhteşem. Paylaşılmaya değer.

Tanrı sizi sever ve sürekli gözetir.

3000 yılda bir gerçekleştiği iddia edilen olay, aslında Helix nebulasının vesikalık fotoğrafından ibarettir. (Gerçi burada çok daha gizli ve derinden kodlanmış bir mesaj olabilir; örneğin bu fotoğrafın benzeri en son 3000 yıl önce Atlantis uygarlığı tarafından çekilmiştir. O uygarlığın yokolmasının ardından insanlığın benzer bir fotoğrafı çekecek teknoloji düzeyine ulaşması 3000 yıl almıştır. Dolayısıyla 3000 yılda bir tekrarlanan şey aslında fotoğrafın kendisidir. Bilemem.)

Fotoğraf “Tanrı’nın gözü” altyazısıyla posta kutuma geldiğinde “Tanrı’nın gözü maviymiş demek” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Oysa dıştaki kırmızı bölge daha çok Sauron’un gözü çağrışımı yapıyordu… Herneyse, bütün bunlar biz insanların yakıştırması maalesef, zira Hubble teleskobunun çektiği fotoğrafların orijinalleri aslında siyah beyaz ve gördüğümüz fotoğraflardaki tüm renkler sonradan ekleniyor.

Hayal kırıklığı, biliyorum. Günümüz teknolojisi, cep telefonu kameralarına bile 5 megapiksel sığdırabilmişken…

Sahi, Atlantis’te bluetooth var mıydı acaba?

 

3
Kutu içeceklere dikkat

11 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

hamsterEskiden bu tür mesajları silerdim. Ne büyük kayıp. Keşke hepsini saklasaydım, elimde ne değerli bir koleksiyon olurdu şimdiye. Neyse ki ben ne kadar silersem sileyim bu mesajlardan bazıları dönüp dolaşıp yine gelen mesajlar kutumun yolunu buluyor, internetin “bizi seven ve düşünen” kullanıcıları sağolsun.

Size de gelmiştir mutlaka: marketlerin depolarında kol gezen fareler, peynirleri kemirip oyuncakların içinde yuvalandıkları yetmiyormuş gibi, şimdi de içecek kutularının üzerine işeyerek, bu kutulara ağızlarını dayayıp içen insanların ölümüne neden oluyorlarmış. Bu nedenle bu kutuların deterjanlı suyla yıkanması gerekiyormuş.

Ben yeterince güzel anlatamıyorum, mesajın kendisinden alıntı yapmak daha iyi:

Tıp laboratuarı Fordwerke’den tıbbi haber

Tıp laboratuarı denince insan siyasi bir haber bekliyor aslında, ilginç…

Kısa süre önce bir kadın absurd bir sebepten dolayı ölmüştür.

Ölüm sebepleri tıbben ikiye ayrılır: absürd sebepler ve “böyle olacağı belliydi zaten” dedirten sebepler.

Genfer Gölü’ndeyken bir kutu içeceği (Fanta,Kola v.s.) Kutusundan içti. Pazartesi günü Lozan’daki CHUV’ye sevk edildi ve Çarşamba günü vefat etti.

Ayrıntı vererek inandırıcılığı artırma çabaları. Günler neden bu kadar önemli bilemiyorum, fakat gerçekten çok önemli olsa gerek çünkü mesajın İngilizce versiyonunda da günler aynı (tek farkla; orada olay Kuzey Texas’ta geçiyor):

A woman went boating one Sunday, taking with her some cans of coke which she put into the refrigerator of the boat. On Monday she was taken to the hospital and placed in the Intensive Care Unit. She died on Wednesday.

Tam nefesimizi tutmuş “peki ama neden?” diye sorarken, yanıt gecikmeden geliyor:

Otopsi sonucu Leptospiroz fulgurante’den öldüğü anlaşıldı.

Bu mesajın dünyayı kaç kere dönüdüğüne ve elime kaç kez geçtiğine bakılırsa, bu kısım çoğu okuyucu için pek önemli değil, zira önemli olsa ve kısa bir araştırma yapsalar… herneyse devam edelim:

Tekneye bardak götürmemişti ve içeceği direkt kutudan içmiş.

Kutudan içmek eskiden yalnızca ayıptı; artık hem ayıp hem öldürücü.

Kutular kontrol edildiğinde, kutularda fare urini (idrarı) bulunduğu, yani Leptospiras ile kirlendiği ortaya cikti.

Çarşamba günü ölen kadının, önceki pazar günü içtiği içeceklere ait kutuların hala ortalıkta duruyor olması da gösteriyor ki, bu ailede genetik bir temizlik sorunu var.

Muhtemelen kadın, kutunun üstünü içmeden önce temizlememişti Fare urini bulaşmış ve kurumuş, ki bu zehirli maddeler içermektedir, bu da Leptosiproz’u ortaya çıkaran Leptospiras içerir.

Muhtemelen bu mesaj, rahmetlinin eşi tarafından yazılmış ve gönderilmişti, ki kendisi Türkçe’yi yeni öğrenmektedir, bu da kullanılan dilin içler acısı halini açıklar, ama önemli olan niyettir.

Bu kutular fare bulunan depolarda muhafaza edilir ve temizlenmeden Pazar’a sürülür. Kutular satın alındıktan sonra buzdolabına konulmadan önce bulaşık deterjanı ile özenle temizlenmeli.

O da olmazsa bulaşık makinesinde yıkanmalı… bu arada, bunu yazan kişi muhtemelen sözünü ettiği depolarda hiç bulunmamış. Bulunsa, içecek kutularının naylon ambalajlara sarılı geldiğini ve saklandığını bilirdi.

Ispanya’da INMETRO tarafından yapılan bir araştırma sonucunda, kutular tuvaletlerden daha da fazla kirlidir!!!

Üç ünlem şiddetindeki bu uyarının etkisinden kurtulduğumda yaptığım Google araştırması sonucunda İspanya’da INMETRO adında bir kurum bulamadım. Brezilya’da Sanayi Bakanlığına bağlı bir standardizasyon ve akreditasyon kurumu var ama onlar kutudaki içeceklerle tuvaletler arasında kıyaslama yapmaya yetkililer mi bilemiyorum. Mesajın İngilizce versiyonunda aynı bulgular NYCU adında (yine varolmayan) bir kuruma atfediliyor, ama kabul etmek gerekir ki NYCU daha korkutucu, zira bir üniversitenin kısa adı gibi geliyor kulağa:

A study at NYCU showed that the tops of soda cans are more contaminated than public toilets (I.e.). Full of germs and bacteria.

Neyse ki, bu konuda gerçekten yetkili olan bir kaynak var (leptospirosis.org) ve onlar da diyorlar ki:

Deveye binerken yıldırım çarpması sonucu ölme riskiniz, içecek kutusundan bulaşan leptospirosis yüzünden ölme riskinizden daha yüksektir.

Çünkü;

Hastalığa neden olan bakterinin hayatta kalabilmesi için suda bulunması şarttır; dolayısıyla yüzeyin kuruması bakterilerin ölümüne neden olacaktır. İçecek kutuları gözeneksiz olduğu için yüzeydeki nem çabucak kurur ve bakterinin kutu içeriğine bulaşma riski de yoktur.

Öneri: elektronik posta yazılımlarındaki “İlet” veya “Forward” düğmeleri tıklandıktan sonra, en az 9 kez “emin misiniz?” mesajı çıksın.

 

0
Roswell olayının 61. yıldönümü

8 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Rosweel Daily Record

60 yıldır tartışılan ve popüler kültürdeki yeri eskimeyen Roswell olayı, ilk kez 8 Temmuz 1947 tarihinde bu manşetle kamuoyuna duyurulmuştu (görüntüyü büyütmek için tıklayın).

0
Venezuela maymun adamı

8 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Venezuela maymun adamıİsvirçreli jeolog François de Loys, 1917-1920 yılları arasında Venezuela’nın ormanlık bölgelerinde bir araştırma gezisi yaptı. De Loy, gezi sırasında aynı insan gibi dik yürüyen iki kuyruksuz maymunla karşılaştığını, bunların kendisini ve ekibini görünce sinirlenerek saldırıya geçtiklerini, dolayısıyla birini vurmak zorunda kaldığını, diğerinin ormana kaçtığını iddia etti.

Vurulan ve ölen maymunun cesedini muhafaza etmek için çaba sarfettiğini, ancak ormanda bunun mümkün olmadığını anlatan de Loy, sonunda maymunun yerliler tarafından elinden alındığını ve geriye yalnızca bu fotoğrafın kaldığını anlattı.

De Loys “medeni dünyaya” dönüp bu macerasını anlattığı zaman bilim dünyasını sarsan, ormanda maymunlarla karşılaşması değildi elbette. Karşılaştığı yerdi.

Kabul görmüş evrim teorisi, kuryuksuz maymunların eski dünya’da ortaya çıkıp geliştiğini kabul etmekteydi. Yeni dünya’da böyle bir maymunun ortaya çıkması, teoriyi kökünden sarsabilirdi.

Paris Bilim Akademisi konuyu görüşmek üzere toplandı. Uzun süren tartışmalardan sonra, bilimadamları, fotoğraftaki yaratığın kuyruksuz bir maymun olmadığına, Amerika’da görülen kuyruklu maymun türlerinden biri olduğuna karar verdi. Kuyruğu de Loy kesmiş ya da fotoğraf çekimi sırasında gizlemiş olmalıydı.

Venezuela maymun adamının gerçekten evrim teorisini sarsacak bir bulgu mu, yoksa De Loys tarafından bilim dünyasında sansasyon yaratmak amacıyla düzenlenmiş bir aldatmaca mı olduğu hiçbir zaman kesin olarak belirlenemedi.