3
Uzay Yolu - Star Trek
8 Eylül 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1966 yılında bugün, Uzay Yolu dizisinin ilk bölümü ABD’de NBC televizyon kanalında yayınlandı. O zaman hiçkimse bu dizinin sonraki yıllarda 6 farklı TV dizisi (toplam 716 bölüm), 11 uzun metrajlı film (biri halen post-prodüksiyon aşamasında), çok sayıda kitap ve kendine has bir alt kültür doğuracak büyüklüğe ulaşacağını tahmin etmiyordu.
Uzay Yolu efsanesine göre, insanlık 21. yüzyılda yaşanan nükleer savaş ve ardından gelen felaket sonrasında uzayda ışıktan hızlı yolculuk edebilecek teknolojiyi geliştirir ve galaksideki diğer uygarlıklarla biraraya gelerek Birleşik Gezegenler Federasyonu’nu oluşturur. Sistemin para değil, bilgi ve araştırma üzerine kurulu olduğu yarı ütopik bir düzen içerisinde Federasyona dahil olmayan güçlerle sürdürülen mücadele, Uzay Yolu maceralarının belkemiğini oluşturur.
Kullandığı semboller başka bir çağa ait olsa da, Uzay Yolu 60′ların dünyasının sorunlarını ve çelişkilerini yansıtan bir ayna gibidir. Dizinin yaratıcısı Gene Roddenberry, “kendine has kuralları olan yeni bir evren kurarak, cinsellik, din, Vietnam, politika ve kıtalararası füzeler gibi konular hakkında mesajlar verdik. Neyse ki bunları semboller aracılığıyla aktardığımız için tümü televizyon kanalının denetiminden geçti” demiştir. Dizinin sonraki türevleri de bu geleneği sürdürerek kendi dönemlerinin önemli sorunlarını ele almaya devam etmişlerdir.
Dizinin açılışında yer alan ve sloganı haline gelen “daha önce hiçkimsenin gitmediği yere cesaretle gitmek” sözü Beyaz Saray’ın uzay yarışıyla ilgili bir kitapçığından alınmıştır. Kaptan Kirk - Spock - McCoy üçlemesi de klasik mitolojik anlatımdan esinlenmektedir.
Dizinin popülerliği sadece yayınlarla sınırlı kalmamış, Uzay Yolu konvansiyonları düzenlenmeye başlamış, kendi alt kültürünü yaratan dizinin hayranlarına “Trekkie” veya “Trekker” adı verilmiştir. Günümüzde halen sürmekte olan bu konvansiyonlar, zaman zaman Roddenberry ve dizi oyuncularının da katıldığı önemli toplantılar haline gelmiştir.
Roddenberry, “Uzay Yolu’nun Yapımı” adlı araştırma kitabına verdiği röportajda, dizinin ana karakteri Kaptan Kirk’ün Iowa eyaletinde doğduğunu belirttikten sonra, bu eyaletteki Riverside şehir konseyi oy birliğiyle Riverside şehrini Kirk’ün gelecekteki resmi doğum yeri olarak ilan etmiş, Roddenberry bu kararı onaylamıştır.
“Uzay Yolu” adını taşıyan ve maceranın şimdiye kadar anlatılan bölümlerinden daha geriye giderek başlangıcını anlatan bir film (prequel) halen post-prodüksiyon aşamasında olup, 2009 yılı Mayıs ayında gösterime girmesi hedeflenmektedir.
3
İlk bilim kurgu filmi
1 Eylül 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1902 yılında bugün, ilk bilim kurgu filmi olarak kabul edilen Le Voyage Dans la Lune (Ay’a Yolculuk, A Trip to the Moon) Fransa’da gösterime girdi. Georges Méliès’nin yazıp yönettiği, prodüktörlüğünü yaptığı ve oynadığı bu 14 dakikalık sessiz film, kısa süre içinde tüm dünyada son derece popüler hale geldi. Bunun en önemli nedeni, filmde o dönemin teknolojik kısıtlamalarının son derece yaratıcı yöntemlerle aşılması ve o zamana kadar görülmemiş animasyon ve özel efekt yöntemlerinin kullanılmasıydı.
Filmde, altı cesur astronot Ay’a gitmek üzere mermiye benzeyen bir kapsüle biner. Kapsül bir top aracılığıyla Ay’a doğru fırlatılır ve Ay’daki insan yüzünün (Türkçe’de Aydede diye adlandırdığımız zat-ı muhterem) tam gözüne isabet eder. Bu “yumuşak iniş”in ardından Ay yüzeyine çıkan ekip, Ay’da yaşayan çeşitli canlılar ve tanrılarla cebelleşir ve… neyse filmin sonunu anlatmayalım.
Yapımcı ve yönetmen Méliès, filmi Fransa’dan sonra ABD’de gösterime sokarak önemli bir getiri sağlamayı planlıyordu. Ancak Thomas Edison’ın film teknisyenlerinin ondan önce davranıp gizlice filmin kopyalarını çıkarmaları ve tüm ABD’ye dağıtmaları sonucunda Méliès filmden beklediği geliri elde edemedi ve sonuçta iflas etti (korsan “paylaşımın” yeni bir olay olmadığını ve en az yüz yıldır yaratıcılığı baltaladığını gösteren bir ibret öyküsü!).
1902′deki gösterimden sonra filmin bazı bölümleri kayboldu, fakat tam 100 yıl sonra, 2002′de, Fransa’daki bir çiftlikte filmin eksiksiz bir kopyası bulundu. Baştan sona elle renklendirilmiş olan bu kopya, dijital ortamda yenilenerek satışa sunuldu.
Ay’a Yolculuk’ta kullanılan görsel efektler zamanının çok ötesinde olsa da, eleştirmenler filmin sinema dili açısından “ilkel” bir yapıya sahip olduğunu kaydetmişlerdir. Filmin kurgusu, bilindik sinema anlatımından ziyade, ilginç birtakım sahnelerin ardarda eklenmesinden ibaret gibidir; filmde kurgu, anlatım unsuru olmaktan çok işlevsel bir görev taşımaktadır.
0
“Büyük Ay aldatmacası”
25 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1835 yılında bugün, New York Sun gazetesinde daha sonra “Büyük Ay aldatmacası” olarak bilinecek olan altı makalelik bir yazı dizisinin ilk bölümü yayınlandı.
Dönemin en tanınmış astronomlarından Sir John Herschel’in asistanı olduğunu iddia eden Dr. Andrew Grant’in imzasını taşıyan yazılarda, tamamen yeni prensiplere göre çalışan dev bir teleskop ile yapılan gözlemler sonucunda Ay’da hayat bulunduğuna dair kesin kanıtlar elde edildiği açıklanmakta ve gözlemlenen yaratıklar ayrıntılı olarak tanıtılmaktaydı.
Yazılara göre, Ay’da bizonlar, keçiler, boynuzlu atlar, kuyruksuz kunduzlar ve yarasa gibi kanatları olan insansı yaratıklar yaşamaktaydı. Ağaçlar, okyanuslar ve kumsallar vardı.
Yazılar inanılmaz olsa da, Sir John Herschel adına duyulan güvenden dolayı uzun süre doğru olarak kabul edildi. Tümünün aldatmacadan ibaret olduğu haftalar sonra ortaya çıktı. Herschel ilk başta yazıları keyifle okuduğunu söyleyerek kendi bulgularının bu kadar eğlenceli olmadığını belirtti; ancak kısa süre sonra yazılara inanmakta direnen insanların sürekli kendine yönelttikleri sorulardan bunaldı. Yazılarda imzası bulunan Dr. Andrew Grant’in uydurma bir isim olduğu ortaya çıktı; yazıları gerçekte kimin yazdığı tam olarak bilinemedi.
Yazıların neden yazıldığına ilişkin çok sayıda spekülasyon yapıldı (gerçi biz Abartma Tozu ekibi olarak kendilerini gayet iyi anlıyoruz). Öncelikle o zamanlar sınırlı tirajı olan New York Sun’ın tirajını artırmak için böyle bir sansasyona başvurduğu söylendi. Gerçekten de gazetenin tirajı bu yazılar ile yükselmiş ve bir daha düşmemişti. New York Sun artık birinci ligde oynuyordu (bu arada yazılar hiçbir zaman tekzip edilmedi).
Rivayete göre yazıların bir diğer hedefi de o dönemin abartılı astronomik iddialarıyla dalga geçmekti. Çok kısa süre önce Münih Üniversitesi’nden yapılan bir açıklamada, Ay’da çok sayıda farklı canlı türünün bulunduğu ve bunlar tarafından inşa edilen yapılara ilişkin belirtilerin gözlemlendiği açıklanmıştı. Yine o dönemde çok popüler olan bir “Hristiyan Filozof” kitabında sadece güneş sisteminde 21 trilyonun üzerinde canlı bulunduğunu, Ay’da 4.200.000.000 civarında canlı olması gerektiğini iddia etmişti.
Bu yazıların, kısa bir süre önce kendi Ay aldatmacasını yazmış olan Edgar Allan Poe için ilham kaynağı olduğu ve aynı gazetede yayımlanan “Balon Aldatmacası” adlı öyküsünü bu yazılardan esinlenerek yazdığı söylenir. Poe’nun bu öyküsü, bilinen ilk bilim-kurgu öyküsü olarak kabul edilmektedir.
1
Mars’taki insan yüzü
31 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1976 yılında bugün, NASA, Viking 1 uzay aracı tarafından çekilen ünlü “Mars’taki insan yüzü” fotoğrafını yayınladı.
Viking 1′den alınan ilk fotoğrafları inceleyen bilimadamları, Mars’ın “Cydonia Mensae” diye adlandırılan bölgesine ait fotoğraflarda görülen insan yüzünü ilk başta “ışık ve gölge oyunu” diyerek gözardı ettiler. Ancak Viking 1′in Mars etrafındaki yörüngesinde 35 kez daha döndükten sonra gönderdiği yeni görüntülerde yüz yeniden belirlendi.
NASA’nın resmî açıklaması, Mars’taki insan yüzünün, doğal yoldan oluşmuş bir tepeden ibaret olduğu, insan yüzüne olan benzerliğin ise bakış açısı ve ışık-gölge açısı nedeniyle ortaya çıkan bir yanılsamadan kaynaklandığı yönündedir.
Richard Hoagland’ın başını çektiği kimi yorumcular ise, yüzün, çok uzun zaman önce yokolmuş bir Mars uygarlığının kalıntısı olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddia ve görüntünün inandırıcılığı sayesinde Mars’taki insan yüzü popüler kültürde kendine yer edinmiş ve filmlere (Mission to Mars), televizyon dizilerine (The X-Files) ve popüler müzik parçalarına (Muse: Knights of Cydonia) konu olmuştur.
5
Tanrı’nın gözü
12 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bu nefes kesici fotoğraf, NASA web sitesinde günün astronomi fotoğrafı bölümünde yayınlandıktan hemen sonra bir email mesajı ekinde dünyayı dolaşmaya başlamıştı:
Konu: Fw: İleti: Hubble resmi, tanrının gözü
Bu çok nadir bir fotodur ve NASA tarafından çekilmiştir. Bu tür bir olay yalnızca 3000 yılda bir meydana gelir. Nasa bu resmi hubble teleskobu ile çekmiştir. Adı “tanrının gözü”dür. Silinemeyecek kadar muhteşem. Paylaşılmaya değer.
Tanrı sizi sever ve sürekli gözetir.
3000 yılda bir gerçekleştiği iddia edilen olay, aslında Helix nebulasının vesikalık fotoğrafından ibarettir. (Gerçi burada çok daha gizli ve derinden kodlanmış bir mesaj olabilir; örneğin bu fotoğrafın benzeri en son 3000 yıl önce Atlantis uygarlığı tarafından çekilmiştir. O uygarlığın yokolmasının ardından insanlığın benzer bir fotoğrafı çekecek teknoloji düzeyine ulaşması 3000 yıl almıştır. Dolayısıyla 3000 yılda bir tekrarlanan şey aslında fotoğrafın kendisidir. Bilemem.)
Fotoğraf “Tanrı’nın gözü” altyazısıyla posta kutuma geldiğinde “Tanrı’nın gözü maviymiş demek” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Oysa dıştaki kırmızı bölge daha çok Sauron’un gözü çağrışımı yapıyordu… Herneyse, bütün bunlar biz insanların yakıştırması maalesef, zira Hubble teleskobunun çektiği fotoğrafların orijinalleri aslında siyah beyaz ve gördüğümüz fotoğraflardaki tüm renkler sonradan ekleniyor.
Hayal kırıklığı, biliyorum. Günümüz teknolojisi, cep telefonu kameralarına bile 5 megapiksel sığdırabilmişken…
Sahi, Atlantis’te bluetooth var mıydı acaba?
1
Babil balığı
10 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Babil balığı, Douglas Adams tarafından yazılan Otostopçunun Galaksi Rehberi roman serisinde yer alan hayali bir canlı türüdür:
Babil balığı küçüktür, sarıdır ve sülüğe benzer; muhtemelen tüm evrendeki en tuhaf yaratıktır. Taşıyıcısı değil de etrafındakiler tarafından yayılan beyin dalgalarının enerjisiyle beslenir. Bu enerjinin içerdiği tüm bilinç dışı frekansları emerek kendini bunlarla doyurur. Sonra bilinçli düşünce frekanslarıyla, o düşünceyi sağlayan beynin konuşma merkezindeki sinir uyarılarını birleştirerek taşıyıcısının zihnine telepatik bir matriks dışkılar. Tüm bunların uygulamadaki olumlu yanı şudur: kulağınıza babil balığı tıkarsanız, size her dilde söylenen herşeyi anında anlayabilirsiniz.
Daha önce okuduğu bilim kurgu romanlarında ve izlediği filmlerde uzaylıların İngilizce konuşmalarını çok tuhaf bulan Adams, babil balığını kullanışlı bir unsur olarak romana yerleştirmiş ve farklı uzaylı türlerinin aralarında anlaşabilmelerini bu sayede açıklayabilmiştir.
Roman serisinde, otostop macerasını tamamlayıp dünyaya dönen Arthur Dent, kulağındaki babil balığını çıkararak japon balıklarının bulunduğu bir akvaryuma koyar; artık onu yalnızca yabancı filmleri izlerken kullanacaktır.
0
Roswell olayının 61. yıldönümü
8 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
0
İnanmama kültürü
5 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1968 yılında, Apollo 8 ekibi Ay yörüngesinde 10 tur attıktan sonra iniş yapmış ve ardından başarıyla Dünya’ya dönmüştü. Ekibin çektiği bu nefes kesici fotoğrafta Dünya’nın doğuşu görülüyor.
Kimileri A.B.D.’nin Ay’a insan gönderdiğine hiç inanmadı; onlara göre tüm bunlar, A.B.D.’nin, Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, uzay yarışında S.S.C.B.’den daha önde olduğunu göstermek için giriştiği bir aldatmacadan ibaretti.
Bu iddiayı desteklemek için, Apollo misyonlarına ilişkin ne kadar belge, görüntü, kayıt varsa didiklendi; fotoğraflarda neden gökyüzünde yıldız görünmediğinden başlayarak, dünyayla yapılan konuşmaların ses kayıtlarında meydana gelen gecikmelerin neden çok kısa olduğuna dek herşey sorgulandı.
Bu arada Apollo misyonlarının aldatmaca olduğuna ilişkin en “tutarlı” iddia, Dünya’nın küre şeklinde olmadığını, düz olduğunu iddia eden Düz Dünya Derneği’nden geldi (bkz. International Flat Earth Society). Derneğin o zamanki Başkanı Charles K. Johnson, yukarıdaki fotoğraf ve benzerlerinde yeralan küresel dünya görüntüsünün, fotoğrafların sahte olduğunu kanıtladığını öne sürdü.
2
Tunguska bilmecesi
30 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bundan tam 100 sene önce, Tunguska’da, kimsenin tam olarak anlayamadığı ve açıklayamadığı birşey oldu.
Binlerce kilometre çapındaki bir alanda yaşayan insanlar, güneş kadar parlak mavi bir ışık sütunu gördüklerini, bu sütunun gökyüzünü adeta ikiye böldüğünü ve korkunç bir patlamayla yokolduğunu aktardılar.
1 Temmuz 1908 tarihinde meydana gelen olay, yerleşim merkezlerinden çok uzak bir bölgede gerçekleştiği için yalnızca tek bir kişinin ölümüyle atlatıldı: olayın şiddeti, 30 kilometre kadar uzakta bulunan bir çobanı havaya savurup bir ağaca çarpmıştı.
Bölgenin uzaklığı ve erişilmezliği nedeniyle, ilk araştırma ekibi ancak 1927 yılında oraya ulaşabildi. O zamana kadar en yaygın kabul gören teori, Tunguska’ya bir meteorun düşmüş olabileceğiydi. Fakat araştırma ekibi böyle bir meteor çarpmasının yaratması gereken türden bir krater bulamadı. Bölge son derece ağaçlıktı; yaklaşık 50 kilometre çapındaki bir alanda tüm ağaçlar, merkezden dışarı doğru uzanacak şekilde devrilmiş ve yanmıştı. Tuhaf bir şekilde, bu 50 kilometre çapındaki alanın merkezinde (normalde kraterin olması beklenen yerde) yeralan bazı ağaçlar hala dimdik ayakta duruyordu.
Günümüzde bilimin kabul ettiği açıklama, bir gök cisminin (meteor veya kuyrukluyıldız) dünya atmosferine girdikten sonra havada patladığı yönündedir. Patlama havada gerçekleştiği için yerde krater oluşmamıştır. Buna rağmen patlamanın gücünün Nagazaki’ye atılan bombadan 1000 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çarpışma 4 saat sonra gerçekleşecek olsa, dünyanın dönüş hızı nedeniyle Rus İmparatorluğu’nun başkenti olan Saint Petersburg’un üzerinde meydana geleceği ve şehri yerle bir edebileceği hesaplanmıştır.
Bu teori tüm soruları cevaplayamadığı için Tunguska Olayı olarak literatüre geçen bu olayın meydana gelişi hakkında alternatif açıklamalar ortaya atılmıştır:
- Dünya bir kara delikten geçmiş olabilir (öyle olsa kara delikten çıkış sırasında ikinci bir patlama olması gerekirmiş)
- Dünyaya karşı madde öbeği çarpmış olabilir (bu teori olay mahalinde bulunan yüksek miktardaki mineral kalıntılarını açıklayamıyor)
- Dünyaya UFO düşmüş olabilir (Abartma Tozu ekibi olarak favori teorimiz tabii ki budur)
- Nikola Tesla geliştirmekte olduğu ölümcül ışın silahının denemesini yapmıştır (bu da ikinci favorimiz).
0
HD 209458 B gezegenine işçi alınacak
21 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
1966 yılında bugün, Uzay Yolu dizisinin ilk bölümü ABD’de NBC televizyon kanalında yayınlandı. O zaman hiçkimse bu dizinin sonraki yıllarda 6 farklı TV dizisi (toplam 716 bölüm), 11 uzun metrajlı film (biri halen post-prodüksiyon aşamasında), çok sayıda kitap ve kendine has bir alt kültür doğuracak büyüklüğe ulaşacağını tahmin etmiyordu.
Uzay Yolu efsanesine göre, insanlık 21. yüzyılda yaşanan nükleer savaş ve ardından gelen felaket sonrasında uzayda ışıktan hızlı yolculuk edebilecek teknolojiyi geliştirir ve galaksideki diğer uygarlıklarla biraraya gelerek Birleşik Gezegenler Federasyonu’nu oluşturur. Sistemin para değil, bilgi ve araştırma üzerine kurulu olduğu yarı ütopik bir düzen içerisinde Federasyona dahil olmayan güçlerle sürdürülen mücadele, Uzay Yolu maceralarının belkemiğini oluşturur.
Kullandığı semboller başka bir çağa ait olsa da, Uzay Yolu 60′ların dünyasının sorunlarını ve çelişkilerini yansıtan bir ayna gibidir. Dizinin yaratıcısı Gene Roddenberry, “kendine has kuralları olan yeni bir evren kurarak, cinsellik, din, Vietnam, politika ve kıtalararası füzeler gibi konular hakkında mesajlar verdik. Neyse ki bunları semboller aracılığıyla aktardığımız için tümü televizyon kanalının denetiminden geçti” demiştir. Dizinin sonraki türevleri de bu geleneği sürdürerek kendi dönemlerinin önemli sorunlarını ele almaya devam etmişlerdir.
Dizinin açılışında yer alan ve sloganı haline gelen “daha önce hiçkimsenin gitmediği yere cesaretle gitmek” sözü Beyaz Saray’ın uzay yarışıyla ilgili bir kitapçığından alınmıştır. Kaptan Kirk - Spock - McCoy üçlemesi de klasik mitolojik anlatımdan esinlenmektedir.
Dizinin popülerliği sadece yayınlarla sınırlı kalmamış, Uzay Yolu konvansiyonları düzenlenmeye başlamış, kendi alt kültürünü yaratan dizinin hayranlarına “Trekkie” veya “Trekker” adı verilmiştir. Günümüzde halen sürmekte olan bu konvansiyonlar, zaman zaman Roddenberry ve dizi oyuncularının da katıldığı önemli toplantılar haline gelmiştir.
Roddenberry, “Uzay Yolu’nun Yapımı” adlı araştırma kitabına verdiği röportajda, dizinin ana karakteri Kaptan Kirk’ün Iowa eyaletinde doğduğunu belirttikten sonra, bu eyaletteki Riverside şehir konseyi oy birliğiyle Riverside şehrini Kirk’ün gelecekteki resmi doğum yeri olarak ilan etmiş, Roddenberry bu kararı onaylamıştır.
“Uzay Yolu” adını taşıyan ve maceranın şimdiye kadar anlatılan bölümlerinden daha geriye giderek başlangıcını anlatan bir film (prequel) halen post-prodüksiyon aşamasında olup, 2009 yılı Mayıs ayında gösterime girmesi hedeflenmektedir.
3
İlk bilim kurgu filmi
1 Eylül 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1902 yılında bugün, ilk bilim kurgu filmi olarak kabul edilen Le Voyage Dans la Lune (Ay’a Yolculuk, A Trip to the Moon) Fransa’da gösterime girdi. Georges Méliès’nin yazıp yönettiği, prodüktörlüğünü yaptığı ve oynadığı bu 14 dakikalık sessiz film, kısa süre içinde tüm dünyada son derece popüler hale geldi. Bunun en önemli nedeni, filmde o dönemin teknolojik kısıtlamalarının son derece yaratıcı yöntemlerle aşılması ve o zamana kadar görülmemiş animasyon ve özel efekt yöntemlerinin kullanılmasıydı.
Filmde, altı cesur astronot Ay’a gitmek üzere mermiye benzeyen bir kapsüle biner. Kapsül bir top aracılığıyla Ay’a doğru fırlatılır ve Ay’daki insan yüzünün (Türkçe’de Aydede diye adlandırdığımız zat-ı muhterem) tam gözüne isabet eder. Bu “yumuşak iniş”in ardından Ay yüzeyine çıkan ekip, Ay’da yaşayan çeşitli canlılar ve tanrılarla cebelleşir ve… neyse filmin sonunu anlatmayalım.
Yapımcı ve yönetmen Méliès, filmi Fransa’dan sonra ABD’de gösterime sokarak önemli bir getiri sağlamayı planlıyordu. Ancak Thomas Edison’ın film teknisyenlerinin ondan önce davranıp gizlice filmin kopyalarını çıkarmaları ve tüm ABD’ye dağıtmaları sonucunda Méliès filmden beklediği geliri elde edemedi ve sonuçta iflas etti (korsan “paylaşımın” yeni bir olay olmadığını ve en az yüz yıldır yaratıcılığı baltaladığını gösteren bir ibret öyküsü!).
1902′deki gösterimden sonra filmin bazı bölümleri kayboldu, fakat tam 100 yıl sonra, 2002′de, Fransa’daki bir çiftlikte filmin eksiksiz bir kopyası bulundu. Baştan sona elle renklendirilmiş olan bu kopya, dijital ortamda yenilenerek satışa sunuldu.
Ay’a Yolculuk’ta kullanılan görsel efektler zamanının çok ötesinde olsa da, eleştirmenler filmin sinema dili açısından “ilkel” bir yapıya sahip olduğunu kaydetmişlerdir. Filmin kurgusu, bilindik sinema anlatımından ziyade, ilginç birtakım sahnelerin ardarda eklenmesinden ibaret gibidir; filmde kurgu, anlatım unsuru olmaktan çok işlevsel bir görev taşımaktadır.
0
“Büyük Ay aldatmacası”
25 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1835 yılında bugün, New York Sun gazetesinde daha sonra “Büyük Ay aldatmacası” olarak bilinecek olan altı makalelik bir yazı dizisinin ilk bölümü yayınlandı.
Dönemin en tanınmış astronomlarından Sir John Herschel’in asistanı olduğunu iddia eden Dr. Andrew Grant’in imzasını taşıyan yazılarda, tamamen yeni prensiplere göre çalışan dev bir teleskop ile yapılan gözlemler sonucunda Ay’da hayat bulunduğuna dair kesin kanıtlar elde edildiği açıklanmakta ve gözlemlenen yaratıklar ayrıntılı olarak tanıtılmaktaydı.
Yazılara göre, Ay’da bizonlar, keçiler, boynuzlu atlar, kuyruksuz kunduzlar ve yarasa gibi kanatları olan insansı yaratıklar yaşamaktaydı. Ağaçlar, okyanuslar ve kumsallar vardı.
Yazılar inanılmaz olsa da, Sir John Herschel adına duyulan güvenden dolayı uzun süre doğru olarak kabul edildi. Tümünün aldatmacadan ibaret olduğu haftalar sonra ortaya çıktı. Herschel ilk başta yazıları keyifle okuduğunu söyleyerek kendi bulgularının bu kadar eğlenceli olmadığını belirtti; ancak kısa süre sonra yazılara inanmakta direnen insanların sürekli kendine yönelttikleri sorulardan bunaldı. Yazılarda imzası bulunan Dr. Andrew Grant’in uydurma bir isim olduğu ortaya çıktı; yazıları gerçekte kimin yazdığı tam olarak bilinemedi.
Yazıların neden yazıldığına ilişkin çok sayıda spekülasyon yapıldı (gerçi biz Abartma Tozu ekibi olarak kendilerini gayet iyi anlıyoruz). Öncelikle o zamanlar sınırlı tirajı olan New York Sun’ın tirajını artırmak için böyle bir sansasyona başvurduğu söylendi. Gerçekten de gazetenin tirajı bu yazılar ile yükselmiş ve bir daha düşmemişti. New York Sun artık birinci ligde oynuyordu (bu arada yazılar hiçbir zaman tekzip edilmedi).
Rivayete göre yazıların bir diğer hedefi de o dönemin abartılı astronomik iddialarıyla dalga geçmekti. Çok kısa süre önce Münih Üniversitesi’nden yapılan bir açıklamada, Ay’da çok sayıda farklı canlı türünün bulunduğu ve bunlar tarafından inşa edilen yapılara ilişkin belirtilerin gözlemlendiği açıklanmıştı. Yine o dönemde çok popüler olan bir “Hristiyan Filozof” kitabında sadece güneş sisteminde 21 trilyonun üzerinde canlı bulunduğunu, Ay’da 4.200.000.000 civarında canlı olması gerektiğini iddia etmişti.
Bu yazıların, kısa bir süre önce kendi Ay aldatmacasını yazmış olan Edgar Allan Poe için ilham kaynağı olduğu ve aynı gazetede yayımlanan “Balon Aldatmacası” adlı öyküsünü bu yazılardan esinlenerek yazdığı söylenir. Poe’nun bu öyküsü, bilinen ilk bilim-kurgu öyküsü olarak kabul edilmektedir.
1
Mars’taki insan yüzü
31 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1976 yılında bugün, NASA, Viking 1 uzay aracı tarafından çekilen ünlü “Mars’taki insan yüzü” fotoğrafını yayınladı.
Viking 1′den alınan ilk fotoğrafları inceleyen bilimadamları, Mars’ın “Cydonia Mensae” diye adlandırılan bölgesine ait fotoğraflarda görülen insan yüzünü ilk başta “ışık ve gölge oyunu” diyerek gözardı ettiler. Ancak Viking 1′in Mars etrafındaki yörüngesinde 35 kez daha döndükten sonra gönderdiği yeni görüntülerde yüz yeniden belirlendi.
NASA’nın resmî açıklaması, Mars’taki insan yüzünün, doğal yoldan oluşmuş bir tepeden ibaret olduğu, insan yüzüne olan benzerliğin ise bakış açısı ve ışık-gölge açısı nedeniyle ortaya çıkan bir yanılsamadan kaynaklandığı yönündedir.
Richard Hoagland’ın başını çektiği kimi yorumcular ise, yüzün, çok uzun zaman önce yokolmuş bir Mars uygarlığının kalıntısı olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddia ve görüntünün inandırıcılığı sayesinde Mars’taki insan yüzü popüler kültürde kendine yer edinmiş ve filmlere (Mission to Mars), televizyon dizilerine (The X-Files) ve popüler müzik parçalarına (Muse: Knights of Cydonia) konu olmuştur.
5
Tanrı’nın gözü
12 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bu nefes kesici fotoğraf, NASA web sitesinde günün astronomi fotoğrafı bölümünde yayınlandıktan hemen sonra bir email mesajı ekinde dünyayı dolaşmaya başlamıştı:
Konu: Fw: İleti: Hubble resmi, tanrının gözü
Bu çok nadir bir fotodur ve NASA tarafından çekilmiştir. Bu tür bir olay yalnızca 3000 yılda bir meydana gelir. Nasa bu resmi hubble teleskobu ile çekmiştir. Adı “tanrının gözü”dür. Silinemeyecek kadar muhteşem. Paylaşılmaya değer.
Tanrı sizi sever ve sürekli gözetir.
3000 yılda bir gerçekleştiği iddia edilen olay, aslında Helix nebulasının vesikalık fotoğrafından ibarettir. (Gerçi burada çok daha gizli ve derinden kodlanmış bir mesaj olabilir; örneğin bu fotoğrafın benzeri en son 3000 yıl önce Atlantis uygarlığı tarafından çekilmiştir. O uygarlığın yokolmasının ardından insanlığın benzer bir fotoğrafı çekecek teknoloji düzeyine ulaşması 3000 yıl almıştır. Dolayısıyla 3000 yılda bir tekrarlanan şey aslında fotoğrafın kendisidir. Bilemem.)
Fotoğraf “Tanrı’nın gözü” altyazısıyla posta kutuma geldiğinde “Tanrı’nın gözü maviymiş demek” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Oysa dıştaki kırmızı bölge daha çok Sauron’un gözü çağrışımı yapıyordu… Herneyse, bütün bunlar biz insanların yakıştırması maalesef, zira Hubble teleskobunun çektiği fotoğrafların orijinalleri aslında siyah beyaz ve gördüğümüz fotoğraflardaki tüm renkler sonradan ekleniyor.
Hayal kırıklığı, biliyorum. Günümüz teknolojisi, cep telefonu kameralarına bile 5 megapiksel sığdırabilmişken…
Sahi, Atlantis’te bluetooth var mıydı acaba?
1
Babil balığı
10 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Babil balığı, Douglas Adams tarafından yazılan Otostopçunun Galaksi Rehberi roman serisinde yer alan hayali bir canlı türüdür:
Babil balığı küçüktür, sarıdır ve sülüğe benzer; muhtemelen tüm evrendeki en tuhaf yaratıktır. Taşıyıcısı değil de etrafındakiler tarafından yayılan beyin dalgalarının enerjisiyle beslenir. Bu enerjinin içerdiği tüm bilinç dışı frekansları emerek kendini bunlarla doyurur. Sonra bilinçli düşünce frekanslarıyla, o düşünceyi sağlayan beynin konuşma merkezindeki sinir uyarılarını birleştirerek taşıyıcısının zihnine telepatik bir matriks dışkılar. Tüm bunların uygulamadaki olumlu yanı şudur: kulağınıza babil balığı tıkarsanız, size her dilde söylenen herşeyi anında anlayabilirsiniz.
Daha önce okuduğu bilim kurgu romanlarında ve izlediği filmlerde uzaylıların İngilizce konuşmalarını çok tuhaf bulan Adams, babil balığını kullanışlı bir unsur olarak romana yerleştirmiş ve farklı uzaylı türlerinin aralarında anlaşabilmelerini bu sayede açıklayabilmiştir.
Roman serisinde, otostop macerasını tamamlayıp dünyaya dönen Arthur Dent, kulağındaki babil balığını çıkararak japon balıklarının bulunduğu bir akvaryuma koyar; artık onu yalnızca yabancı filmleri izlerken kullanacaktır.
0
Roswell olayının 61. yıldönümü
8 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
0
İnanmama kültürü
5 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1968 yılında, Apollo 8 ekibi Ay yörüngesinde 10 tur attıktan sonra iniş yapmış ve ardından başarıyla Dünya’ya dönmüştü. Ekibin çektiği bu nefes kesici fotoğrafta Dünya’nın doğuşu görülüyor.
Kimileri A.B.D.’nin Ay’a insan gönderdiğine hiç inanmadı; onlara göre tüm bunlar, A.B.D.’nin, Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, uzay yarışında S.S.C.B.’den daha önde olduğunu göstermek için giriştiği bir aldatmacadan ibaretti.
Bu iddiayı desteklemek için, Apollo misyonlarına ilişkin ne kadar belge, görüntü, kayıt varsa didiklendi; fotoğraflarda neden gökyüzünde yıldız görünmediğinden başlayarak, dünyayla yapılan konuşmaların ses kayıtlarında meydana gelen gecikmelerin neden çok kısa olduğuna dek herşey sorgulandı.
Bu arada Apollo misyonlarının aldatmaca olduğuna ilişkin en “tutarlı” iddia, Dünya’nın küre şeklinde olmadığını, düz olduğunu iddia eden Düz Dünya Derneği’nden geldi (bkz. International Flat Earth Society). Derneğin o zamanki Başkanı Charles K. Johnson, yukarıdaki fotoğraf ve benzerlerinde yeralan küresel dünya görüntüsünün, fotoğrafların sahte olduğunu kanıtladığını öne sürdü.
2
Tunguska bilmecesi
30 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bundan tam 100 sene önce, Tunguska’da, kimsenin tam olarak anlayamadığı ve açıklayamadığı birşey oldu.
Binlerce kilometre çapındaki bir alanda yaşayan insanlar, güneş kadar parlak mavi bir ışık sütunu gördüklerini, bu sütunun gökyüzünü adeta ikiye böldüğünü ve korkunç bir patlamayla yokolduğunu aktardılar.
1 Temmuz 1908 tarihinde meydana gelen olay, yerleşim merkezlerinden çok uzak bir bölgede gerçekleştiği için yalnızca tek bir kişinin ölümüyle atlatıldı: olayın şiddeti, 30 kilometre kadar uzakta bulunan bir çobanı havaya savurup bir ağaca çarpmıştı.
Bölgenin uzaklığı ve erişilmezliği nedeniyle, ilk araştırma ekibi ancak 1927 yılında oraya ulaşabildi. O zamana kadar en yaygın kabul gören teori, Tunguska’ya bir meteorun düşmüş olabileceğiydi. Fakat araştırma ekibi böyle bir meteor çarpmasının yaratması gereken türden bir krater bulamadı. Bölge son derece ağaçlıktı; yaklaşık 50 kilometre çapındaki bir alanda tüm ağaçlar, merkezden dışarı doğru uzanacak şekilde devrilmiş ve yanmıştı. Tuhaf bir şekilde, bu 50 kilometre çapındaki alanın merkezinde (normalde kraterin olması beklenen yerde) yeralan bazı ağaçlar hala dimdik ayakta duruyordu.
Günümüzde bilimin kabul ettiği açıklama, bir gök cisminin (meteor veya kuyrukluyıldız) dünya atmosferine girdikten sonra havada patladığı yönündedir. Patlama havada gerçekleştiği için yerde krater oluşmamıştır. Buna rağmen patlamanın gücünün Nagazaki’ye atılan bombadan 1000 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çarpışma 4 saat sonra gerçekleşecek olsa, dünyanın dönüş hızı nedeniyle Rus İmparatorluğu’nun başkenti olan Saint Petersburg’un üzerinde meydana geleceği ve şehri yerle bir edebileceği hesaplanmıştır.
Bu teori tüm soruları cevaplayamadığı için Tunguska Olayı olarak literatüre geçen bu olayın meydana gelişi hakkında alternatif açıklamalar ortaya atılmıştır:
- Dünya bir kara delikten geçmiş olabilir (öyle olsa kara delikten çıkış sırasında ikinci bir patlama olması gerekirmiş)
- Dünyaya karşı madde öbeği çarpmış olabilir (bu teori olay mahalinde bulunan yüksek miktardaki mineral kalıntılarını açıklayamıyor)
- Dünyaya UFO düşmüş olabilir (Abartma Tozu ekibi olarak favori teorimiz tabii ki budur)
- Nikola Tesla geliştirmekte olduğu ölümcül ışın silahının denemesini yapmıştır (bu da ikinci favorimiz).
0
HD 209458 B gezegenine işçi alınacak
21 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
1902 yılında bugün, ilk bilim kurgu filmi olarak kabul edilen Le Voyage Dans la Lune (Ay’a Yolculuk, A Trip to the Moon) Fransa’da gösterime girdi. Georges Méliès’nin yazıp yönettiği, prodüktörlüğünü yaptığı ve oynadığı bu 14 dakikalık sessiz film, kısa süre içinde tüm dünyada son derece popüler hale geldi. Bunun en önemli nedeni, filmde o dönemin teknolojik kısıtlamalarının son derece yaratıcı yöntemlerle aşılması ve o zamana kadar görülmemiş animasyon ve özel efekt yöntemlerinin kullanılmasıydı.
Filmde, altı cesur astronot Ay’a gitmek üzere mermiye benzeyen bir kapsüle biner. Kapsül bir top aracılığıyla Ay’a doğru fırlatılır ve Ay’daki insan yüzünün (Türkçe’de Aydede diye adlandırdığımız zat-ı muhterem) tam gözüne isabet eder. Bu “yumuşak iniş”in ardından Ay yüzeyine çıkan ekip, Ay’da yaşayan çeşitli canlılar ve tanrılarla cebelleşir ve… neyse filmin sonunu anlatmayalım.
Yapımcı ve yönetmen Méliès, filmi Fransa’dan sonra ABD’de gösterime sokarak önemli bir getiri sağlamayı planlıyordu. Ancak Thomas Edison’ın film teknisyenlerinin ondan önce davranıp gizlice filmin kopyalarını çıkarmaları ve tüm ABD’ye dağıtmaları sonucunda Méliès filmden beklediği geliri elde edemedi ve sonuçta iflas etti (korsan “paylaşımın” yeni bir olay olmadığını ve en az yüz yıldır yaratıcılığı baltaladığını gösteren bir ibret öyküsü!).
1902′deki gösterimden sonra filmin bazı bölümleri kayboldu, fakat tam 100 yıl sonra, 2002′de, Fransa’daki bir çiftlikte filmin eksiksiz bir kopyası bulundu. Baştan sona elle renklendirilmiş olan bu kopya, dijital ortamda yenilenerek satışa sunuldu.
Ay’a Yolculuk’ta kullanılan görsel efektler zamanının çok ötesinde olsa da, eleştirmenler filmin sinema dili açısından “ilkel” bir yapıya sahip olduğunu kaydetmişlerdir. Filmin kurgusu, bilindik sinema anlatımından ziyade, ilginç birtakım sahnelerin ardarda eklenmesinden ibaret gibidir; filmde kurgu, anlatım unsuru olmaktan çok işlevsel bir görev taşımaktadır.
0
“Büyük Ay aldatmacası”
25 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1835 yılında bugün, New York Sun gazetesinde daha sonra “Büyük Ay aldatmacası” olarak bilinecek olan altı makalelik bir yazı dizisinin ilk bölümü yayınlandı.
Dönemin en tanınmış astronomlarından Sir John Herschel’in asistanı olduğunu iddia eden Dr. Andrew Grant’in imzasını taşıyan yazılarda, tamamen yeni prensiplere göre çalışan dev bir teleskop ile yapılan gözlemler sonucunda Ay’da hayat bulunduğuna dair kesin kanıtlar elde edildiği açıklanmakta ve gözlemlenen yaratıklar ayrıntılı olarak tanıtılmaktaydı.
Yazılara göre, Ay’da bizonlar, keçiler, boynuzlu atlar, kuyruksuz kunduzlar ve yarasa gibi kanatları olan insansı yaratıklar yaşamaktaydı. Ağaçlar, okyanuslar ve kumsallar vardı.
Yazılar inanılmaz olsa da, Sir John Herschel adına duyulan güvenden dolayı uzun süre doğru olarak kabul edildi. Tümünün aldatmacadan ibaret olduğu haftalar sonra ortaya çıktı. Herschel ilk başta yazıları keyifle okuduğunu söyleyerek kendi bulgularının bu kadar eğlenceli olmadığını belirtti; ancak kısa süre sonra yazılara inanmakta direnen insanların sürekli kendine yönelttikleri sorulardan bunaldı. Yazılarda imzası bulunan Dr. Andrew Grant’in uydurma bir isim olduğu ortaya çıktı; yazıları gerçekte kimin yazdığı tam olarak bilinemedi.
Yazıların neden yazıldığına ilişkin çok sayıda spekülasyon yapıldı (gerçi biz Abartma Tozu ekibi olarak kendilerini gayet iyi anlıyoruz). Öncelikle o zamanlar sınırlı tirajı olan New York Sun’ın tirajını artırmak için böyle bir sansasyona başvurduğu söylendi. Gerçekten de gazetenin tirajı bu yazılar ile yükselmiş ve bir daha düşmemişti. New York Sun artık birinci ligde oynuyordu (bu arada yazılar hiçbir zaman tekzip edilmedi).
Rivayete göre yazıların bir diğer hedefi de o dönemin abartılı astronomik iddialarıyla dalga geçmekti. Çok kısa süre önce Münih Üniversitesi’nden yapılan bir açıklamada, Ay’da çok sayıda farklı canlı türünün bulunduğu ve bunlar tarafından inşa edilen yapılara ilişkin belirtilerin gözlemlendiği açıklanmıştı. Yine o dönemde çok popüler olan bir “Hristiyan Filozof” kitabında sadece güneş sisteminde 21 trilyonun üzerinde canlı bulunduğunu, Ay’da 4.200.000.000 civarında canlı olması gerektiğini iddia etmişti.
Bu yazıların, kısa bir süre önce kendi Ay aldatmacasını yazmış olan Edgar Allan Poe için ilham kaynağı olduğu ve aynı gazetede yayımlanan “Balon Aldatmacası” adlı öyküsünü bu yazılardan esinlenerek yazdığı söylenir. Poe’nun bu öyküsü, bilinen ilk bilim-kurgu öyküsü olarak kabul edilmektedir.
1
Mars’taki insan yüzü
31 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1976 yılında bugün, NASA, Viking 1 uzay aracı tarafından çekilen ünlü “Mars’taki insan yüzü” fotoğrafını yayınladı.
Viking 1′den alınan ilk fotoğrafları inceleyen bilimadamları, Mars’ın “Cydonia Mensae” diye adlandırılan bölgesine ait fotoğraflarda görülen insan yüzünü ilk başta “ışık ve gölge oyunu” diyerek gözardı ettiler. Ancak Viking 1′in Mars etrafındaki yörüngesinde 35 kez daha döndükten sonra gönderdiği yeni görüntülerde yüz yeniden belirlendi.
NASA’nın resmî açıklaması, Mars’taki insan yüzünün, doğal yoldan oluşmuş bir tepeden ibaret olduğu, insan yüzüne olan benzerliğin ise bakış açısı ve ışık-gölge açısı nedeniyle ortaya çıkan bir yanılsamadan kaynaklandığı yönündedir.
Richard Hoagland’ın başını çektiği kimi yorumcular ise, yüzün, çok uzun zaman önce yokolmuş bir Mars uygarlığının kalıntısı olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddia ve görüntünün inandırıcılığı sayesinde Mars’taki insan yüzü popüler kültürde kendine yer edinmiş ve filmlere (Mission to Mars), televizyon dizilerine (The X-Files) ve popüler müzik parçalarına (Muse: Knights of Cydonia) konu olmuştur.
5
Tanrı’nın gözü
12 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bu nefes kesici fotoğraf, NASA web sitesinde günün astronomi fotoğrafı bölümünde yayınlandıktan hemen sonra bir email mesajı ekinde dünyayı dolaşmaya başlamıştı:
Konu: Fw: İleti: Hubble resmi, tanrının gözü
Bu çok nadir bir fotodur ve NASA tarafından çekilmiştir. Bu tür bir olay yalnızca 3000 yılda bir meydana gelir. Nasa bu resmi hubble teleskobu ile çekmiştir. Adı “tanrının gözü”dür. Silinemeyecek kadar muhteşem. Paylaşılmaya değer.
Tanrı sizi sever ve sürekli gözetir.
3000 yılda bir gerçekleştiği iddia edilen olay, aslında Helix nebulasının vesikalık fotoğrafından ibarettir. (Gerçi burada çok daha gizli ve derinden kodlanmış bir mesaj olabilir; örneğin bu fotoğrafın benzeri en son 3000 yıl önce Atlantis uygarlığı tarafından çekilmiştir. O uygarlığın yokolmasının ardından insanlığın benzer bir fotoğrafı çekecek teknoloji düzeyine ulaşması 3000 yıl almıştır. Dolayısıyla 3000 yılda bir tekrarlanan şey aslında fotoğrafın kendisidir. Bilemem.)
Fotoğraf “Tanrı’nın gözü” altyazısıyla posta kutuma geldiğinde “Tanrı’nın gözü maviymiş demek” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Oysa dıştaki kırmızı bölge daha çok Sauron’un gözü çağrışımı yapıyordu… Herneyse, bütün bunlar biz insanların yakıştırması maalesef, zira Hubble teleskobunun çektiği fotoğrafların orijinalleri aslında siyah beyaz ve gördüğümüz fotoğraflardaki tüm renkler sonradan ekleniyor.
Hayal kırıklığı, biliyorum. Günümüz teknolojisi, cep telefonu kameralarına bile 5 megapiksel sığdırabilmişken…
Sahi, Atlantis’te bluetooth var mıydı acaba?
1
Babil balığı
10 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Babil balığı, Douglas Adams tarafından yazılan Otostopçunun Galaksi Rehberi roman serisinde yer alan hayali bir canlı türüdür:
Babil balığı küçüktür, sarıdır ve sülüğe benzer; muhtemelen tüm evrendeki en tuhaf yaratıktır. Taşıyıcısı değil de etrafındakiler tarafından yayılan beyin dalgalarının enerjisiyle beslenir. Bu enerjinin içerdiği tüm bilinç dışı frekansları emerek kendini bunlarla doyurur. Sonra bilinçli düşünce frekanslarıyla, o düşünceyi sağlayan beynin konuşma merkezindeki sinir uyarılarını birleştirerek taşıyıcısının zihnine telepatik bir matriks dışkılar. Tüm bunların uygulamadaki olumlu yanı şudur: kulağınıza babil balığı tıkarsanız, size her dilde söylenen herşeyi anında anlayabilirsiniz.
Daha önce okuduğu bilim kurgu romanlarında ve izlediği filmlerde uzaylıların İngilizce konuşmalarını çok tuhaf bulan Adams, babil balığını kullanışlı bir unsur olarak romana yerleştirmiş ve farklı uzaylı türlerinin aralarında anlaşabilmelerini bu sayede açıklayabilmiştir.
Roman serisinde, otostop macerasını tamamlayıp dünyaya dönen Arthur Dent, kulağındaki babil balığını çıkararak japon balıklarının bulunduğu bir akvaryuma koyar; artık onu yalnızca yabancı filmleri izlerken kullanacaktır.
0
Roswell olayının 61. yıldönümü
8 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
0
İnanmama kültürü
5 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1968 yılında, Apollo 8 ekibi Ay yörüngesinde 10 tur attıktan sonra iniş yapmış ve ardından başarıyla Dünya’ya dönmüştü. Ekibin çektiği bu nefes kesici fotoğrafta Dünya’nın doğuşu görülüyor.
Kimileri A.B.D.’nin Ay’a insan gönderdiğine hiç inanmadı; onlara göre tüm bunlar, A.B.D.’nin, Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, uzay yarışında S.S.C.B.’den daha önde olduğunu göstermek için giriştiği bir aldatmacadan ibaretti.
Bu iddiayı desteklemek için, Apollo misyonlarına ilişkin ne kadar belge, görüntü, kayıt varsa didiklendi; fotoğraflarda neden gökyüzünde yıldız görünmediğinden başlayarak, dünyayla yapılan konuşmaların ses kayıtlarında meydana gelen gecikmelerin neden çok kısa olduğuna dek herşey sorgulandı.
Bu arada Apollo misyonlarının aldatmaca olduğuna ilişkin en “tutarlı” iddia, Dünya’nın küre şeklinde olmadığını, düz olduğunu iddia eden Düz Dünya Derneği’nden geldi (bkz. International Flat Earth Society). Derneğin o zamanki Başkanı Charles K. Johnson, yukarıdaki fotoğraf ve benzerlerinde yeralan küresel dünya görüntüsünün, fotoğrafların sahte olduğunu kanıtladığını öne sürdü.
2
Tunguska bilmecesi
30 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bundan tam 100 sene önce, Tunguska’da, kimsenin tam olarak anlayamadığı ve açıklayamadığı birşey oldu.
Binlerce kilometre çapındaki bir alanda yaşayan insanlar, güneş kadar parlak mavi bir ışık sütunu gördüklerini, bu sütunun gökyüzünü adeta ikiye böldüğünü ve korkunç bir patlamayla yokolduğunu aktardılar.
1 Temmuz 1908 tarihinde meydana gelen olay, yerleşim merkezlerinden çok uzak bir bölgede gerçekleştiği için yalnızca tek bir kişinin ölümüyle atlatıldı: olayın şiddeti, 30 kilometre kadar uzakta bulunan bir çobanı havaya savurup bir ağaca çarpmıştı.
Bölgenin uzaklığı ve erişilmezliği nedeniyle, ilk araştırma ekibi ancak 1927 yılında oraya ulaşabildi. O zamana kadar en yaygın kabul gören teori, Tunguska’ya bir meteorun düşmüş olabileceğiydi. Fakat araştırma ekibi böyle bir meteor çarpmasının yaratması gereken türden bir krater bulamadı. Bölge son derece ağaçlıktı; yaklaşık 50 kilometre çapındaki bir alanda tüm ağaçlar, merkezden dışarı doğru uzanacak şekilde devrilmiş ve yanmıştı. Tuhaf bir şekilde, bu 50 kilometre çapındaki alanın merkezinde (normalde kraterin olması beklenen yerde) yeralan bazı ağaçlar hala dimdik ayakta duruyordu.
Günümüzde bilimin kabul ettiği açıklama, bir gök cisminin (meteor veya kuyrukluyıldız) dünya atmosferine girdikten sonra havada patladığı yönündedir. Patlama havada gerçekleştiği için yerde krater oluşmamıştır. Buna rağmen patlamanın gücünün Nagazaki’ye atılan bombadan 1000 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çarpışma 4 saat sonra gerçekleşecek olsa, dünyanın dönüş hızı nedeniyle Rus İmparatorluğu’nun başkenti olan Saint Petersburg’un üzerinde meydana geleceği ve şehri yerle bir edebileceği hesaplanmıştır.
Bu teori tüm soruları cevaplayamadığı için Tunguska Olayı olarak literatüre geçen bu olayın meydana gelişi hakkında alternatif açıklamalar ortaya atılmıştır:
- Dünya bir kara delikten geçmiş olabilir (öyle olsa kara delikten çıkış sırasında ikinci bir patlama olması gerekirmiş)
- Dünyaya karşı madde öbeği çarpmış olabilir (bu teori olay mahalinde bulunan yüksek miktardaki mineral kalıntılarını açıklayamıyor)
- Dünyaya UFO düşmüş olabilir (Abartma Tozu ekibi olarak favori teorimiz tabii ki budur)
- Nikola Tesla geliştirmekte olduğu ölümcül ışın silahının denemesini yapmıştır (bu da ikinci favorimiz).
0
HD 209458 B gezegenine işçi alınacak
21 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
Dönemin en tanınmış astronomlarından Sir John Herschel’in asistanı olduğunu iddia eden Dr. Andrew Grant’in imzasını taşıyan yazılarda, tamamen yeni prensiplere göre çalışan dev bir teleskop ile yapılan gözlemler sonucunda Ay’da hayat bulunduğuna dair kesin kanıtlar elde edildiği açıklanmakta ve gözlemlenen yaratıklar ayrıntılı olarak tanıtılmaktaydı.
Yazılara göre, Ay’da bizonlar, keçiler, boynuzlu atlar, kuyruksuz kunduzlar ve yarasa gibi kanatları olan insansı yaratıklar yaşamaktaydı. Ağaçlar, okyanuslar ve kumsallar vardı.
Yazılar inanılmaz olsa da, Sir John Herschel adına duyulan güvenden dolayı uzun süre doğru olarak kabul edildi. Tümünün aldatmacadan ibaret olduğu haftalar sonra ortaya çıktı. Herschel ilk başta yazıları keyifle okuduğunu söyleyerek kendi bulgularının bu kadar eğlenceli olmadığını belirtti; ancak kısa süre sonra yazılara inanmakta direnen insanların sürekli kendine yönelttikleri sorulardan bunaldı. Yazılarda imzası bulunan Dr. Andrew Grant’in uydurma bir isim olduğu ortaya çıktı; yazıları gerçekte kimin yazdığı tam olarak bilinemedi.
Yazıların neden yazıldığına ilişkin çok sayıda spekülasyon yapıldı (gerçi biz Abartma Tozu ekibi olarak kendilerini gayet iyi anlıyoruz). Öncelikle o zamanlar sınırlı tirajı olan New York Sun’ın tirajını artırmak için böyle bir sansasyona başvurduğu söylendi. Gerçekten de gazetenin tirajı bu yazılar ile yükselmiş ve bir daha düşmemişti. New York Sun artık birinci ligde oynuyordu (bu arada yazılar hiçbir zaman tekzip edilmedi).
Rivayete göre yazıların bir diğer hedefi de o dönemin abartılı astronomik iddialarıyla dalga geçmekti. Çok kısa süre önce Münih Üniversitesi’nden yapılan bir açıklamada, Ay’da çok sayıda farklı canlı türünün bulunduğu ve bunlar tarafından inşa edilen yapılara ilişkin belirtilerin gözlemlendiği açıklanmıştı. Yine o dönemde çok popüler olan bir “Hristiyan Filozof” kitabında sadece güneş sisteminde 21 trilyonun üzerinde canlı bulunduğunu, Ay’da 4.200.000.000 civarında canlı olması gerektiğini iddia etmişti.
Bu yazıların, kısa bir süre önce kendi Ay aldatmacasını yazmış olan Edgar Allan Poe için ilham kaynağı olduğu ve aynı gazetede yayımlanan “Balon Aldatmacası” adlı öyküsünü bu yazılardan esinlenerek yazdığı söylenir. Poe’nun bu öyküsü, bilinen ilk bilim-kurgu öyküsü olarak kabul edilmektedir.
1
Mars’taki insan yüzü
31 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1976 yılında bugün, NASA, Viking 1 uzay aracı tarafından çekilen ünlü “Mars’taki insan yüzü” fotoğrafını yayınladı.
Viking 1′den alınan ilk fotoğrafları inceleyen bilimadamları, Mars’ın “Cydonia Mensae” diye adlandırılan bölgesine ait fotoğraflarda görülen insan yüzünü ilk başta “ışık ve gölge oyunu” diyerek gözardı ettiler. Ancak Viking 1′in Mars etrafındaki yörüngesinde 35 kez daha döndükten sonra gönderdiği yeni görüntülerde yüz yeniden belirlendi.
NASA’nın resmî açıklaması, Mars’taki insan yüzünün, doğal yoldan oluşmuş bir tepeden ibaret olduğu, insan yüzüne olan benzerliğin ise bakış açısı ve ışık-gölge açısı nedeniyle ortaya çıkan bir yanılsamadan kaynaklandığı yönündedir.
Richard Hoagland’ın başını çektiği kimi yorumcular ise, yüzün, çok uzun zaman önce yokolmuş bir Mars uygarlığının kalıntısı olduğunu iddia etmişlerdir. Bu iddia ve görüntünün inandırıcılığı sayesinde Mars’taki insan yüzü popüler kültürde kendine yer edinmiş ve filmlere (Mission to Mars), televizyon dizilerine (The X-Files) ve popüler müzik parçalarına (Muse: Knights of Cydonia) konu olmuştur.
5
Tanrı’nın gözü
12 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bu nefes kesici fotoğraf, NASA web sitesinde günün astronomi fotoğrafı bölümünde yayınlandıktan hemen sonra bir email mesajı ekinde dünyayı dolaşmaya başlamıştı:
Konu: Fw: İleti: Hubble resmi, tanrının gözü
Bu çok nadir bir fotodur ve NASA tarafından çekilmiştir. Bu tür bir olay yalnızca 3000 yılda bir meydana gelir. Nasa bu resmi hubble teleskobu ile çekmiştir. Adı “tanrının gözü”dür. Silinemeyecek kadar muhteşem. Paylaşılmaya değer.
Tanrı sizi sever ve sürekli gözetir.
3000 yılda bir gerçekleştiği iddia edilen olay, aslında Helix nebulasının vesikalık fotoğrafından ibarettir. (Gerçi burada çok daha gizli ve derinden kodlanmış bir mesaj olabilir; örneğin bu fotoğrafın benzeri en son 3000 yıl önce Atlantis uygarlığı tarafından çekilmiştir. O uygarlığın yokolmasının ardından insanlığın benzer bir fotoğrafı çekecek teknoloji düzeyine ulaşması 3000 yıl almıştır. Dolayısıyla 3000 yılda bir tekrarlanan şey aslında fotoğrafın kendisidir. Bilemem.)
Fotoğraf “Tanrı’nın gözü” altyazısıyla posta kutuma geldiğinde “Tanrı’nın gözü maviymiş demek” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Oysa dıştaki kırmızı bölge daha çok Sauron’un gözü çağrışımı yapıyordu… Herneyse, bütün bunlar biz insanların yakıştırması maalesef, zira Hubble teleskobunun çektiği fotoğrafların orijinalleri aslında siyah beyaz ve gördüğümüz fotoğraflardaki tüm renkler sonradan ekleniyor.
Hayal kırıklığı, biliyorum. Günümüz teknolojisi, cep telefonu kameralarına bile 5 megapiksel sığdırabilmişken…
Sahi, Atlantis’te bluetooth var mıydı acaba?
1
Babil balığı
10 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Babil balığı, Douglas Adams tarafından yazılan Otostopçunun Galaksi Rehberi roman serisinde yer alan hayali bir canlı türüdür:
Babil balığı küçüktür, sarıdır ve sülüğe benzer; muhtemelen tüm evrendeki en tuhaf yaratıktır. Taşıyıcısı değil de etrafındakiler tarafından yayılan beyin dalgalarının enerjisiyle beslenir. Bu enerjinin içerdiği tüm bilinç dışı frekansları emerek kendini bunlarla doyurur. Sonra bilinçli düşünce frekanslarıyla, o düşünceyi sağlayan beynin konuşma merkezindeki sinir uyarılarını birleştirerek taşıyıcısının zihnine telepatik bir matriks dışkılar. Tüm bunların uygulamadaki olumlu yanı şudur: kulağınıza babil balığı tıkarsanız, size her dilde söylenen herşeyi anında anlayabilirsiniz.
Daha önce okuduğu bilim kurgu romanlarında ve izlediği filmlerde uzaylıların İngilizce konuşmalarını çok tuhaf bulan Adams, babil balığını kullanışlı bir unsur olarak romana yerleştirmiş ve farklı uzaylı türlerinin aralarında anlaşabilmelerini bu sayede açıklayabilmiştir.
Roman serisinde, otostop macerasını tamamlayıp dünyaya dönen Arthur Dent, kulağındaki babil balığını çıkararak japon balıklarının bulunduğu bir akvaryuma koyar; artık onu yalnızca yabancı filmleri izlerken kullanacaktır.
0
Roswell olayının 61. yıldönümü
8 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
0
İnanmama kültürü
5 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1968 yılında, Apollo 8 ekibi Ay yörüngesinde 10 tur attıktan sonra iniş yapmış ve ardından başarıyla Dünya’ya dönmüştü. Ekibin çektiği bu nefes kesici fotoğrafta Dünya’nın doğuşu görülüyor.
Kimileri A.B.D.’nin Ay’a insan gönderdiğine hiç inanmadı; onlara göre tüm bunlar, A.B.D.’nin, Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, uzay yarışında S.S.C.B.’den daha önde olduğunu göstermek için giriştiği bir aldatmacadan ibaretti.
Bu iddiayı desteklemek için, Apollo misyonlarına ilişkin ne kadar belge, görüntü, kayıt varsa didiklendi; fotoğraflarda neden gökyüzünde yıldız görünmediğinden başlayarak, dünyayla yapılan konuşmaların ses kayıtlarında meydana gelen gecikmelerin neden çok kısa olduğuna dek herşey sorgulandı.
Bu arada Apollo misyonlarının aldatmaca olduğuna ilişkin en “tutarlı” iddia, Dünya’nın küre şeklinde olmadığını, düz olduğunu iddia eden Düz Dünya Derneği’nden geldi (bkz. International Flat Earth Society). Derneğin o zamanki Başkanı Charles K. Johnson, yukarıdaki fotoğraf ve benzerlerinde yeralan küresel dünya görüntüsünün, fotoğrafların sahte olduğunu kanıtladığını öne sürdü.
2
Tunguska bilmecesi
30 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bundan tam 100 sene önce, Tunguska’da, kimsenin tam olarak anlayamadığı ve açıklayamadığı birşey oldu.
Binlerce kilometre çapındaki bir alanda yaşayan insanlar, güneş kadar parlak mavi bir ışık sütunu gördüklerini, bu sütunun gökyüzünü adeta ikiye böldüğünü ve korkunç bir patlamayla yokolduğunu aktardılar.
1 Temmuz 1908 tarihinde meydana gelen olay, yerleşim merkezlerinden çok uzak bir bölgede gerçekleştiği için yalnızca tek bir kişinin ölümüyle atlatıldı: olayın şiddeti, 30 kilometre kadar uzakta bulunan bir çobanı havaya savurup bir ağaca çarpmıştı.
Bölgenin uzaklığı ve erişilmezliği nedeniyle, ilk araştırma ekibi ancak 1927 yılında oraya ulaşabildi. O zamana kadar en yaygın kabul gören teori, Tunguska’ya bir meteorun düşmüş olabileceğiydi. Fakat araştırma ekibi böyle bir meteor çarpmasının yaratması gereken türden bir krater bulamadı. Bölge son derece ağaçlıktı; yaklaşık 50 kilometre çapındaki bir alanda tüm ağaçlar, merkezden dışarı doğru uzanacak şekilde devrilmiş ve yanmıştı. Tuhaf bir şekilde, bu 50 kilometre çapındaki alanın merkezinde (normalde kraterin olması beklenen yerde) yeralan bazı ağaçlar hala dimdik ayakta duruyordu.
Günümüzde bilimin kabul ettiği açıklama, bir gök cisminin (meteor veya kuyrukluyıldız) dünya atmosferine girdikten sonra havada patladığı yönündedir. Patlama havada gerçekleştiği için yerde krater oluşmamıştır. Buna rağmen patlamanın gücünün Nagazaki’ye atılan bombadan 1000 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çarpışma 4 saat sonra gerçekleşecek olsa, dünyanın dönüş hızı nedeniyle Rus İmparatorluğu’nun başkenti olan Saint Petersburg’un üzerinde meydana geleceği ve şehri yerle bir edebileceği hesaplanmıştır.
Bu teori tüm soruları cevaplayamadığı için Tunguska Olayı olarak literatüre geçen bu olayın meydana gelişi hakkında alternatif açıklamalar ortaya atılmıştır:
- Dünya bir kara delikten geçmiş olabilir (öyle olsa kara delikten çıkış sırasında ikinci bir patlama olması gerekirmiş)
- Dünyaya karşı madde öbeği çarpmış olabilir (bu teori olay mahalinde bulunan yüksek miktardaki mineral kalıntılarını açıklayamıyor)
- Dünyaya UFO düşmüş olabilir (Abartma Tozu ekibi olarak favori teorimiz tabii ki budur)
- Nikola Tesla geliştirmekte olduğu ölümcül ışın silahının denemesini yapmıştır (bu da ikinci favorimiz).
0
HD 209458 B gezegenine işçi alınacak
21 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
1976 yılında bugün, NASA, Viking 1 uzay aracı tarafından çekilen ünlü “Mars’taki insan yüzü” fotoğrafını yayınladı.
Viking 1′den alınan ilk fotoğrafları inceleyen bilimadamları, Mars’ın “Cydonia Mensae” diye adlandırılan bölgesine ait fotoğraflarda görülen insan yüzünü ilk başta “ışık ve gölge oyunu” diyerek gözardı ettiler. Ancak Viking 1′in Mars etrafındaki yörüngesinde 35 kez daha döndükten sonra gönderdiği yeni görüntülerde yüz yeniden belirlendi.
NASA’nın resmî açıklaması, Mars’taki insan yüzünün, doğal yoldan oluşmuş bir tepeden ibaret olduğu, insan yüzüne olan benzerliğin ise bakış açısı ve ışık-gölge açısı nedeniyle ortaya çıkan bir yanılsamadan kaynaklandığı yönündedir.
5
Tanrı’nın gözü
12 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bu nefes kesici fotoğraf, NASA web sitesinde günün astronomi fotoğrafı bölümünde yayınlandıktan hemen sonra bir email mesajı ekinde dünyayı dolaşmaya başlamıştı:
Konu: Fw: İleti: Hubble resmi, tanrının gözü
Bu çok nadir bir fotodur ve NASA tarafından çekilmiştir. Bu tür bir olay yalnızca 3000 yılda bir meydana gelir. Nasa bu resmi hubble teleskobu ile çekmiştir. Adı “tanrının gözü”dür. Silinemeyecek kadar muhteşem. Paylaşılmaya değer.
Tanrı sizi sever ve sürekli gözetir.
3000 yılda bir gerçekleştiği iddia edilen olay, aslında Helix nebulasının vesikalık fotoğrafından ibarettir. (Gerçi burada çok daha gizli ve derinden kodlanmış bir mesaj olabilir; örneğin bu fotoğrafın benzeri en son 3000 yıl önce Atlantis uygarlığı tarafından çekilmiştir. O uygarlığın yokolmasının ardından insanlığın benzer bir fotoğrafı çekecek teknoloji düzeyine ulaşması 3000 yıl almıştır. Dolayısıyla 3000 yılda bir tekrarlanan şey aslında fotoğrafın kendisidir. Bilemem.)
Fotoğraf “Tanrı’nın gözü” altyazısıyla posta kutuma geldiğinde “Tanrı’nın gözü maviymiş demek” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Oysa dıştaki kırmızı bölge daha çok Sauron’un gözü çağrışımı yapıyordu… Herneyse, bütün bunlar biz insanların yakıştırması maalesef, zira Hubble teleskobunun çektiği fotoğrafların orijinalleri aslında siyah beyaz ve gördüğümüz fotoğraflardaki tüm renkler sonradan ekleniyor.
Hayal kırıklığı, biliyorum. Günümüz teknolojisi, cep telefonu kameralarına bile 5 megapiksel sığdırabilmişken…
Sahi, Atlantis’te bluetooth var mıydı acaba?
1
Babil balığı
10 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Babil balığı, Douglas Adams tarafından yazılan Otostopçunun Galaksi Rehberi roman serisinde yer alan hayali bir canlı türüdür:
Babil balığı küçüktür, sarıdır ve sülüğe benzer; muhtemelen tüm evrendeki en tuhaf yaratıktır. Taşıyıcısı değil de etrafındakiler tarafından yayılan beyin dalgalarının enerjisiyle beslenir. Bu enerjinin içerdiği tüm bilinç dışı frekansları emerek kendini bunlarla doyurur. Sonra bilinçli düşünce frekanslarıyla, o düşünceyi sağlayan beynin konuşma merkezindeki sinir uyarılarını birleştirerek taşıyıcısının zihnine telepatik bir matriks dışkılar. Tüm bunların uygulamadaki olumlu yanı şudur: kulağınıza babil balığı tıkarsanız, size her dilde söylenen herşeyi anında anlayabilirsiniz.
Daha önce okuduğu bilim kurgu romanlarında ve izlediği filmlerde uzaylıların İngilizce konuşmalarını çok tuhaf bulan Adams, babil balığını kullanışlı bir unsur olarak romana yerleştirmiş ve farklı uzaylı türlerinin aralarında anlaşabilmelerini bu sayede açıklayabilmiştir.
Roman serisinde, otostop macerasını tamamlayıp dünyaya dönen Arthur Dent, kulağındaki babil balığını çıkararak japon balıklarının bulunduğu bir akvaryuma koyar; artık onu yalnızca yabancı filmleri izlerken kullanacaktır.
0
Roswell olayının 61. yıldönümü
8 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
0
İnanmama kültürü
5 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1968 yılında, Apollo 8 ekibi Ay yörüngesinde 10 tur attıktan sonra iniş yapmış ve ardından başarıyla Dünya’ya dönmüştü. Ekibin çektiği bu nefes kesici fotoğrafta Dünya’nın doğuşu görülüyor.
Kimileri A.B.D.’nin Ay’a insan gönderdiğine hiç inanmadı; onlara göre tüm bunlar, A.B.D.’nin, Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, uzay yarışında S.S.C.B.’den daha önde olduğunu göstermek için giriştiği bir aldatmacadan ibaretti.
Bu iddiayı desteklemek için, Apollo misyonlarına ilişkin ne kadar belge, görüntü, kayıt varsa didiklendi; fotoğraflarda neden gökyüzünde yıldız görünmediğinden başlayarak, dünyayla yapılan konuşmaların ses kayıtlarında meydana gelen gecikmelerin neden çok kısa olduğuna dek herşey sorgulandı.
Bu arada Apollo misyonlarının aldatmaca olduğuna ilişkin en “tutarlı” iddia, Dünya’nın küre şeklinde olmadığını, düz olduğunu iddia eden Düz Dünya Derneği’nden geldi (bkz. International Flat Earth Society). Derneğin o zamanki Başkanı Charles K. Johnson, yukarıdaki fotoğraf ve benzerlerinde yeralan küresel dünya görüntüsünün, fotoğrafların sahte olduğunu kanıtladığını öne sürdü.
2
Tunguska bilmecesi
30 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bundan tam 100 sene önce, Tunguska’da, kimsenin tam olarak anlayamadığı ve açıklayamadığı birşey oldu.
Binlerce kilometre çapındaki bir alanda yaşayan insanlar, güneş kadar parlak mavi bir ışık sütunu gördüklerini, bu sütunun gökyüzünü adeta ikiye böldüğünü ve korkunç bir patlamayla yokolduğunu aktardılar.
1 Temmuz 1908 tarihinde meydana gelen olay, yerleşim merkezlerinden çok uzak bir bölgede gerçekleştiği için yalnızca tek bir kişinin ölümüyle atlatıldı: olayın şiddeti, 30 kilometre kadar uzakta bulunan bir çobanı havaya savurup bir ağaca çarpmıştı.
Bölgenin uzaklığı ve erişilmezliği nedeniyle, ilk araştırma ekibi ancak 1927 yılında oraya ulaşabildi. O zamana kadar en yaygın kabul gören teori, Tunguska’ya bir meteorun düşmüş olabileceğiydi. Fakat araştırma ekibi böyle bir meteor çarpmasının yaratması gereken türden bir krater bulamadı. Bölge son derece ağaçlıktı; yaklaşık 50 kilometre çapındaki bir alanda tüm ağaçlar, merkezden dışarı doğru uzanacak şekilde devrilmiş ve yanmıştı. Tuhaf bir şekilde, bu 50 kilometre çapındaki alanın merkezinde (normalde kraterin olması beklenen yerde) yeralan bazı ağaçlar hala dimdik ayakta duruyordu.
Günümüzde bilimin kabul ettiği açıklama, bir gök cisminin (meteor veya kuyrukluyıldız) dünya atmosferine girdikten sonra havada patladığı yönündedir. Patlama havada gerçekleştiği için yerde krater oluşmamıştır. Buna rağmen patlamanın gücünün Nagazaki’ye atılan bombadan 1000 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çarpışma 4 saat sonra gerçekleşecek olsa, dünyanın dönüş hızı nedeniyle Rus İmparatorluğu’nun başkenti olan Saint Petersburg’un üzerinde meydana geleceği ve şehri yerle bir edebileceği hesaplanmıştır.
Bu teori tüm soruları cevaplayamadığı için Tunguska Olayı olarak literatüre geçen bu olayın meydana gelişi hakkında alternatif açıklamalar ortaya atılmıştır:
- Dünya bir kara delikten geçmiş olabilir (öyle olsa kara delikten çıkış sırasında ikinci bir patlama olması gerekirmiş)
- Dünyaya karşı madde öbeği çarpmış olabilir (bu teori olay mahalinde bulunan yüksek miktardaki mineral kalıntılarını açıklayamıyor)
- Dünyaya UFO düşmüş olabilir (Abartma Tozu ekibi olarak favori teorimiz tabii ki budur)
- Nikola Tesla geliştirmekte olduğu ölümcül ışın silahının denemesini yapmıştır (bu da ikinci favorimiz).
0
HD 209458 B gezegenine işçi alınacak
21 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
Bu nefes kesici fotoğraf, NASA web sitesinde günün astronomi fotoğrafı bölümünde yayınlandıktan hemen sonra bir email mesajı ekinde dünyayı dolaşmaya başlamıştı:
Konu: Fw: İleti: Hubble resmi, tanrının gözü
Bu çok nadir bir fotodur ve NASA tarafından çekilmiştir. Bu tür bir olay yalnızca 3000 yılda bir meydana gelir. Nasa bu resmi hubble teleskobu ile çekmiştir. Adı “tanrının gözü”dür. Silinemeyecek kadar muhteşem. Paylaşılmaya değer.
Tanrı sizi sever ve sürekli gözetir.
3000 yılda bir gerçekleştiği iddia edilen olay, aslında Helix nebulasının vesikalık fotoğrafından ibarettir. (Gerçi burada çok daha gizli ve derinden kodlanmış bir mesaj olabilir; örneğin bu fotoğrafın benzeri en son 3000 yıl önce Atlantis uygarlığı tarafından çekilmiştir. O uygarlığın yokolmasının ardından insanlığın benzer bir fotoğrafı çekecek teknoloji düzeyine ulaşması 3000 yıl almıştır. Dolayısıyla 3000 yılda bir tekrarlanan şey aslında fotoğrafın kendisidir. Bilemem.)
Fotoğraf “Tanrı’nın gözü” altyazısıyla posta kutuma geldiğinde “Tanrı’nın gözü maviymiş demek” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Oysa dıştaki kırmızı bölge daha çok Sauron’un gözü çağrışımı yapıyordu… Herneyse, bütün bunlar biz insanların yakıştırması maalesef, zira Hubble teleskobunun çektiği fotoğrafların orijinalleri aslında siyah beyaz ve gördüğümüz fotoğraflardaki tüm renkler sonradan ekleniyor.
Hayal kırıklığı, biliyorum. Günümüz teknolojisi, cep telefonu kameralarına bile 5 megapiksel sığdırabilmişken…
Sahi, Atlantis’te bluetooth var mıydı acaba?
1
Babil balığı
10 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Babil balığı, Douglas Adams tarafından yazılan Otostopçunun Galaksi Rehberi roman serisinde yer alan hayali bir canlı türüdür:
Babil balığı küçüktür, sarıdır ve sülüğe benzer; muhtemelen tüm evrendeki en tuhaf yaratıktır. Taşıyıcısı değil de etrafındakiler tarafından yayılan beyin dalgalarının enerjisiyle beslenir. Bu enerjinin içerdiği tüm bilinç dışı frekansları emerek kendini bunlarla doyurur. Sonra bilinçli düşünce frekanslarıyla, o düşünceyi sağlayan beynin konuşma merkezindeki sinir uyarılarını birleştirerek taşıyıcısının zihnine telepatik bir matriks dışkılar. Tüm bunların uygulamadaki olumlu yanı şudur: kulağınıza babil balığı tıkarsanız, size her dilde söylenen herşeyi anında anlayabilirsiniz.
Daha önce okuduğu bilim kurgu romanlarında ve izlediği filmlerde uzaylıların İngilizce konuşmalarını çok tuhaf bulan Adams, babil balığını kullanışlı bir unsur olarak romana yerleştirmiş ve farklı uzaylı türlerinin aralarında anlaşabilmelerini bu sayede açıklayabilmiştir.
Roman serisinde, otostop macerasını tamamlayıp dünyaya dönen Arthur Dent, kulağındaki babil balığını çıkararak japon balıklarının bulunduğu bir akvaryuma koyar; artık onu yalnızca yabancı filmleri izlerken kullanacaktır.
0
Roswell olayının 61. yıldönümü
8 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
0
İnanmama kültürü
5 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1968 yılında, Apollo 8 ekibi Ay yörüngesinde 10 tur attıktan sonra iniş yapmış ve ardından başarıyla Dünya’ya dönmüştü. Ekibin çektiği bu nefes kesici fotoğrafta Dünya’nın doğuşu görülüyor.
Kimileri A.B.D.’nin Ay’a insan gönderdiğine hiç inanmadı; onlara göre tüm bunlar, A.B.D.’nin, Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, uzay yarışında S.S.C.B.’den daha önde olduğunu göstermek için giriştiği bir aldatmacadan ibaretti.
Bu iddiayı desteklemek için, Apollo misyonlarına ilişkin ne kadar belge, görüntü, kayıt varsa didiklendi; fotoğraflarda neden gökyüzünde yıldız görünmediğinden başlayarak, dünyayla yapılan konuşmaların ses kayıtlarında meydana gelen gecikmelerin neden çok kısa olduğuna dek herşey sorgulandı.
Bu arada Apollo misyonlarının aldatmaca olduğuna ilişkin en “tutarlı” iddia, Dünya’nın küre şeklinde olmadığını, düz olduğunu iddia eden Düz Dünya Derneği’nden geldi (bkz. International Flat Earth Society). Derneğin o zamanki Başkanı Charles K. Johnson, yukarıdaki fotoğraf ve benzerlerinde yeralan küresel dünya görüntüsünün, fotoğrafların sahte olduğunu kanıtladığını öne sürdü.
2
Tunguska bilmecesi
30 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bundan tam 100 sene önce, Tunguska’da, kimsenin tam olarak anlayamadığı ve açıklayamadığı birşey oldu.
Binlerce kilometre çapındaki bir alanda yaşayan insanlar, güneş kadar parlak mavi bir ışık sütunu gördüklerini, bu sütunun gökyüzünü adeta ikiye böldüğünü ve korkunç bir patlamayla yokolduğunu aktardılar.
1 Temmuz 1908 tarihinde meydana gelen olay, yerleşim merkezlerinden çok uzak bir bölgede gerçekleştiği için yalnızca tek bir kişinin ölümüyle atlatıldı: olayın şiddeti, 30 kilometre kadar uzakta bulunan bir çobanı havaya savurup bir ağaca çarpmıştı.
Bölgenin uzaklığı ve erişilmezliği nedeniyle, ilk araştırma ekibi ancak 1927 yılında oraya ulaşabildi. O zamana kadar en yaygın kabul gören teori, Tunguska’ya bir meteorun düşmüş olabileceğiydi. Fakat araştırma ekibi böyle bir meteor çarpmasının yaratması gereken türden bir krater bulamadı. Bölge son derece ağaçlıktı; yaklaşık 50 kilometre çapındaki bir alanda tüm ağaçlar, merkezden dışarı doğru uzanacak şekilde devrilmiş ve yanmıştı. Tuhaf bir şekilde, bu 50 kilometre çapındaki alanın merkezinde (normalde kraterin olması beklenen yerde) yeralan bazı ağaçlar hala dimdik ayakta duruyordu.
Günümüzde bilimin kabul ettiği açıklama, bir gök cisminin (meteor veya kuyrukluyıldız) dünya atmosferine girdikten sonra havada patladığı yönündedir. Patlama havada gerçekleştiği için yerde krater oluşmamıştır. Buna rağmen patlamanın gücünün Nagazaki’ye atılan bombadan 1000 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çarpışma 4 saat sonra gerçekleşecek olsa, dünyanın dönüş hızı nedeniyle Rus İmparatorluğu’nun başkenti olan Saint Petersburg’un üzerinde meydana geleceği ve şehri yerle bir edebileceği hesaplanmıştır.
Bu teori tüm soruları cevaplayamadığı için Tunguska Olayı olarak literatüre geçen bu olayın meydana gelişi hakkında alternatif açıklamalar ortaya atılmıştır:
- Dünya bir kara delikten geçmiş olabilir (öyle olsa kara delikten çıkış sırasında ikinci bir patlama olması gerekirmiş)
- Dünyaya karşı madde öbeği çarpmış olabilir (bu teori olay mahalinde bulunan yüksek miktardaki mineral kalıntılarını açıklayamıyor)
- Dünyaya UFO düşmüş olabilir (Abartma Tozu ekibi olarak favori teorimiz tabii ki budur)
- Nikola Tesla geliştirmekte olduğu ölümcül ışın silahının denemesini yapmıştır (bu da ikinci favorimiz).
0
HD 209458 B gezegenine işçi alınacak
21 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
Babil balığı, Douglas Adams tarafından yazılan Otostopçunun Galaksi Rehberi roman serisinde yer alan hayali bir canlı türüdür:
Babil balığı küçüktür, sarıdır ve sülüğe benzer; muhtemelen tüm evrendeki en tuhaf yaratıktır. Taşıyıcısı değil de etrafındakiler tarafından yayılan beyin dalgalarının enerjisiyle beslenir. Bu enerjinin içerdiği tüm bilinç dışı frekansları emerek kendini bunlarla doyurur. Sonra bilinçli düşünce frekanslarıyla, o düşünceyi sağlayan beynin konuşma merkezindeki sinir uyarılarını birleştirerek taşıyıcısının zihnine telepatik bir matriks dışkılar. Tüm bunların uygulamadaki olumlu yanı şudur: kulağınıza babil balığı tıkarsanız, size her dilde söylenen herşeyi anında anlayabilirsiniz.
Daha önce okuduğu bilim kurgu romanlarında ve izlediği filmlerde uzaylıların İngilizce konuşmalarını çok tuhaf bulan Adams, babil balığını kullanışlı bir unsur olarak romana yerleştirmiş ve farklı uzaylı türlerinin aralarında anlaşabilmelerini bu sayede açıklayabilmiştir.
Roman serisinde, otostop macerasını tamamlayıp dünyaya dönen Arthur Dent, kulağındaki babil balığını çıkararak japon balıklarının bulunduğu bir akvaryuma koyar; artık onu yalnızca yabancı filmleri izlerken kullanacaktır.
0
Roswell olayının 61. yıldönümü
8 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
0
İnanmama kültürü
5 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1968 yılında, Apollo 8 ekibi Ay yörüngesinde 10 tur attıktan sonra iniş yapmış ve ardından başarıyla Dünya’ya dönmüştü. Ekibin çektiği bu nefes kesici fotoğrafta Dünya’nın doğuşu görülüyor.
Kimileri A.B.D.’nin Ay’a insan gönderdiğine hiç inanmadı; onlara göre tüm bunlar, A.B.D.’nin, Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, uzay yarışında S.S.C.B.’den daha önde olduğunu göstermek için giriştiği bir aldatmacadan ibaretti.
Bu iddiayı desteklemek için, Apollo misyonlarına ilişkin ne kadar belge, görüntü, kayıt varsa didiklendi; fotoğraflarda neden gökyüzünde yıldız görünmediğinden başlayarak, dünyayla yapılan konuşmaların ses kayıtlarında meydana gelen gecikmelerin neden çok kısa olduğuna dek herşey sorgulandı.
Bu arada Apollo misyonlarının aldatmaca olduğuna ilişkin en “tutarlı” iddia, Dünya’nın küre şeklinde olmadığını, düz olduğunu iddia eden Düz Dünya Derneği’nden geldi (bkz. International Flat Earth Society). Derneğin o zamanki Başkanı Charles K. Johnson, yukarıdaki fotoğraf ve benzerlerinde yeralan küresel dünya görüntüsünün, fotoğrafların sahte olduğunu kanıtladığını öne sürdü.
2
Tunguska bilmecesi
30 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bundan tam 100 sene önce, Tunguska’da, kimsenin tam olarak anlayamadığı ve açıklayamadığı birşey oldu.
Binlerce kilometre çapındaki bir alanda yaşayan insanlar, güneş kadar parlak mavi bir ışık sütunu gördüklerini, bu sütunun gökyüzünü adeta ikiye böldüğünü ve korkunç bir patlamayla yokolduğunu aktardılar.
1 Temmuz 1908 tarihinde meydana gelen olay, yerleşim merkezlerinden çok uzak bir bölgede gerçekleştiği için yalnızca tek bir kişinin ölümüyle atlatıldı: olayın şiddeti, 30 kilometre kadar uzakta bulunan bir çobanı havaya savurup bir ağaca çarpmıştı.
Bölgenin uzaklığı ve erişilmezliği nedeniyle, ilk araştırma ekibi ancak 1927 yılında oraya ulaşabildi. O zamana kadar en yaygın kabul gören teori, Tunguska’ya bir meteorun düşmüş olabileceğiydi. Fakat araştırma ekibi böyle bir meteor çarpmasının yaratması gereken türden bir krater bulamadı. Bölge son derece ağaçlıktı; yaklaşık 50 kilometre çapındaki bir alanda tüm ağaçlar, merkezden dışarı doğru uzanacak şekilde devrilmiş ve yanmıştı. Tuhaf bir şekilde, bu 50 kilometre çapındaki alanın merkezinde (normalde kraterin olması beklenen yerde) yeralan bazı ağaçlar hala dimdik ayakta duruyordu.
Günümüzde bilimin kabul ettiği açıklama, bir gök cisminin (meteor veya kuyrukluyıldız) dünya atmosferine girdikten sonra havada patladığı yönündedir. Patlama havada gerçekleştiği için yerde krater oluşmamıştır. Buna rağmen patlamanın gücünün Nagazaki’ye atılan bombadan 1000 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çarpışma 4 saat sonra gerçekleşecek olsa, dünyanın dönüş hızı nedeniyle Rus İmparatorluğu’nun başkenti olan Saint Petersburg’un üzerinde meydana geleceği ve şehri yerle bir edebileceği hesaplanmıştır.
Bu teori tüm soruları cevaplayamadığı için Tunguska Olayı olarak literatüre geçen bu olayın meydana gelişi hakkında alternatif açıklamalar ortaya atılmıştır:
- Dünya bir kara delikten geçmiş olabilir (öyle olsa kara delikten çıkış sırasında ikinci bir patlama olması gerekirmiş)
- Dünyaya karşı madde öbeği çarpmış olabilir (bu teori olay mahalinde bulunan yüksek miktardaki mineral kalıntılarını açıklayamıyor)
- Dünyaya UFO düşmüş olabilir (Abartma Tozu ekibi olarak favori teorimiz tabii ki budur)
- Nikola Tesla geliştirmekte olduğu ölümcül ışın silahının denemesini yapmıştır (bu da ikinci favorimiz).
0
HD 209458 B gezegenine işçi alınacak
21 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
0
İnanmama kültürü
5 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1968 yılında, Apollo 8 ekibi Ay yörüngesinde 10 tur attıktan sonra iniş yapmış ve ardından başarıyla Dünya’ya dönmüştü. Ekibin çektiği bu nefes kesici fotoğrafta Dünya’nın doğuşu görülüyor.
Kimileri A.B.D.’nin Ay’a insan gönderdiğine hiç inanmadı; onlara göre tüm bunlar, A.B.D.’nin, Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, uzay yarışında S.S.C.B.’den daha önde olduğunu göstermek için giriştiği bir aldatmacadan ibaretti.
Bu iddiayı desteklemek için, Apollo misyonlarına ilişkin ne kadar belge, görüntü, kayıt varsa didiklendi; fotoğraflarda neden gökyüzünde yıldız görünmediğinden başlayarak, dünyayla yapılan konuşmaların ses kayıtlarında meydana gelen gecikmelerin neden çok kısa olduğuna dek herşey sorgulandı.
Bu arada Apollo misyonlarının aldatmaca olduğuna ilişkin en “tutarlı” iddia, Dünya’nın küre şeklinde olmadığını, düz olduğunu iddia eden Düz Dünya Derneği’nden geldi (bkz. International Flat Earth Society). Derneğin o zamanki Başkanı Charles K. Johnson, yukarıdaki fotoğraf ve benzerlerinde yeralan küresel dünya görüntüsünün, fotoğrafların sahte olduğunu kanıtladığını öne sürdü.
2
Tunguska bilmecesi
30 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bundan tam 100 sene önce, Tunguska’da, kimsenin tam olarak anlayamadığı ve açıklayamadığı birşey oldu.
Binlerce kilometre çapındaki bir alanda yaşayan insanlar, güneş kadar parlak mavi bir ışık sütunu gördüklerini, bu sütunun gökyüzünü adeta ikiye böldüğünü ve korkunç bir patlamayla yokolduğunu aktardılar.
1 Temmuz 1908 tarihinde meydana gelen olay, yerleşim merkezlerinden çok uzak bir bölgede gerçekleştiği için yalnızca tek bir kişinin ölümüyle atlatıldı: olayın şiddeti, 30 kilometre kadar uzakta bulunan bir çobanı havaya savurup bir ağaca çarpmıştı.
Bölgenin uzaklığı ve erişilmezliği nedeniyle, ilk araştırma ekibi ancak 1927 yılında oraya ulaşabildi. O zamana kadar en yaygın kabul gören teori, Tunguska’ya bir meteorun düşmüş olabileceğiydi. Fakat araştırma ekibi böyle bir meteor çarpmasının yaratması gereken türden bir krater bulamadı. Bölge son derece ağaçlıktı; yaklaşık 50 kilometre çapındaki bir alanda tüm ağaçlar, merkezden dışarı doğru uzanacak şekilde devrilmiş ve yanmıştı. Tuhaf bir şekilde, bu 50 kilometre çapındaki alanın merkezinde (normalde kraterin olması beklenen yerde) yeralan bazı ağaçlar hala dimdik ayakta duruyordu.
Günümüzde bilimin kabul ettiği açıklama, bir gök cisminin (meteor veya kuyrukluyıldız) dünya atmosferine girdikten sonra havada patladığı yönündedir. Patlama havada gerçekleştiği için yerde krater oluşmamıştır. Buna rağmen patlamanın gücünün Nagazaki’ye atılan bombadan 1000 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çarpışma 4 saat sonra gerçekleşecek olsa, dünyanın dönüş hızı nedeniyle Rus İmparatorluğu’nun başkenti olan Saint Petersburg’un üzerinde meydana geleceği ve şehri yerle bir edebileceği hesaplanmıştır.
Bu teori tüm soruları cevaplayamadığı için Tunguska Olayı olarak literatüre geçen bu olayın meydana gelişi hakkında alternatif açıklamalar ortaya atılmıştır:
- Dünya bir kara delikten geçmiş olabilir (öyle olsa kara delikten çıkış sırasında ikinci bir patlama olması gerekirmiş)
- Dünyaya karşı madde öbeği çarpmış olabilir (bu teori olay mahalinde bulunan yüksek miktardaki mineral kalıntılarını açıklayamıyor)
- Dünyaya UFO düşmüş olabilir (Abartma Tozu ekibi olarak favori teorimiz tabii ki budur)
- Nikola Tesla geliştirmekte olduğu ölümcül ışın silahının denemesini yapmıştır (bu da ikinci favorimiz).
0
HD 209458 B gezegenine işçi alınacak
21 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
1968 yılında, Apollo 8 ekibi Ay yörüngesinde 10 tur attıktan sonra iniş yapmış ve ardından başarıyla Dünya’ya dönmüştü. Ekibin çektiği bu nefes kesici fotoğrafta Dünya’nın doğuşu görülüyor.
Kimileri A.B.D.’nin Ay’a insan gönderdiğine hiç inanmadı; onlara göre tüm bunlar, A.B.D.’nin, Soğuk Savaş’ın en yoğun döneminde, uzay yarışında S.S.C.B.’den daha önde olduğunu göstermek için giriştiği bir aldatmacadan ibaretti.
Bu iddiayı desteklemek için, Apollo misyonlarına ilişkin ne kadar belge, görüntü, kayıt varsa didiklendi; fotoğraflarda neden gökyüzünde yıldız görünmediğinden başlayarak, dünyayla yapılan konuşmaların ses kayıtlarında meydana gelen gecikmelerin neden çok kısa olduğuna dek herşey sorgulandı.
Bu arada Apollo misyonlarının aldatmaca olduğuna ilişkin en “tutarlı” iddia, Dünya’nın küre şeklinde olmadığını, düz olduğunu iddia eden Düz Dünya Derneği’nden geldi (bkz. International Flat Earth Society). Derneğin o zamanki Başkanı Charles K. Johnson, yukarıdaki fotoğraf ve benzerlerinde yeralan küresel dünya görüntüsünün, fotoğrafların sahte olduğunu kanıtladığını öne sürdü.
2
Tunguska bilmecesi
30 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Bundan tam 100 sene önce, Tunguska’da, kimsenin tam olarak anlayamadığı ve açıklayamadığı birşey oldu.
Binlerce kilometre çapındaki bir alanda yaşayan insanlar, güneş kadar parlak mavi bir ışık sütunu gördüklerini, bu sütunun gökyüzünü adeta ikiye böldüğünü ve korkunç bir patlamayla yokolduğunu aktardılar.
1 Temmuz 1908 tarihinde meydana gelen olay, yerleşim merkezlerinden çok uzak bir bölgede gerçekleştiği için yalnızca tek bir kişinin ölümüyle atlatıldı: olayın şiddeti, 30 kilometre kadar uzakta bulunan bir çobanı havaya savurup bir ağaca çarpmıştı.
Bölgenin uzaklığı ve erişilmezliği nedeniyle, ilk araştırma ekibi ancak 1927 yılında oraya ulaşabildi. O zamana kadar en yaygın kabul gören teori, Tunguska’ya bir meteorun düşmüş olabileceğiydi. Fakat araştırma ekibi böyle bir meteor çarpmasının yaratması gereken türden bir krater bulamadı. Bölge son derece ağaçlıktı; yaklaşık 50 kilometre çapındaki bir alanda tüm ağaçlar, merkezden dışarı doğru uzanacak şekilde devrilmiş ve yanmıştı. Tuhaf bir şekilde, bu 50 kilometre çapındaki alanın merkezinde (normalde kraterin olması beklenen yerde) yeralan bazı ağaçlar hala dimdik ayakta duruyordu.
Günümüzde bilimin kabul ettiği açıklama, bir gök cisminin (meteor veya kuyrukluyıldız) dünya atmosferine girdikten sonra havada patladığı yönündedir. Patlama havada gerçekleştiği için yerde krater oluşmamıştır. Buna rağmen patlamanın gücünün Nagazaki’ye atılan bombadan 1000 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çarpışma 4 saat sonra gerçekleşecek olsa, dünyanın dönüş hızı nedeniyle Rus İmparatorluğu’nun başkenti olan Saint Petersburg’un üzerinde meydana geleceği ve şehri yerle bir edebileceği hesaplanmıştır.
Bu teori tüm soruları cevaplayamadığı için Tunguska Olayı olarak literatüre geçen bu olayın meydana gelişi hakkında alternatif açıklamalar ortaya atılmıştır:
- Dünya bir kara delikten geçmiş olabilir (öyle olsa kara delikten çıkış sırasında ikinci bir patlama olması gerekirmiş)
- Dünyaya karşı madde öbeği çarpmış olabilir (bu teori olay mahalinde bulunan yüksek miktardaki mineral kalıntılarını açıklayamıyor)
- Dünyaya UFO düşmüş olabilir (Abartma Tozu ekibi olarak favori teorimiz tabii ki budur)
- Nikola Tesla geliştirmekte olduğu ölümcül ışın silahının denemesini yapmıştır (bu da ikinci favorimiz).
0
HD 209458 B gezegenine işçi alınacak
21 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
Bundan tam 100 sene önce, Tunguska’da, kimsenin tam olarak anlayamadığı ve açıklayamadığı birşey oldu.
Binlerce kilometre çapındaki bir alanda yaşayan insanlar, güneş kadar parlak mavi bir ışık sütunu gördüklerini, bu sütunun gökyüzünü adeta ikiye böldüğünü ve korkunç bir patlamayla yokolduğunu aktardılar.
1 Temmuz 1908 tarihinde meydana gelen olay, yerleşim merkezlerinden çok uzak bir bölgede gerçekleştiği için yalnızca tek bir kişinin ölümüyle atlatıldı: olayın şiddeti, 30 kilometre kadar uzakta bulunan bir çobanı havaya savurup bir ağaca çarpmıştı.
Bölgenin uzaklığı ve erişilmezliği nedeniyle, ilk araştırma ekibi ancak 1927 yılında oraya ulaşabildi. O zamana kadar en yaygın kabul gören teori, Tunguska’ya bir meteorun düşmüş olabileceğiydi. Fakat araştırma ekibi böyle bir meteor çarpmasının yaratması gereken türden bir krater bulamadı. Bölge son derece ağaçlıktı; yaklaşık 50 kilometre çapındaki bir alanda tüm ağaçlar, merkezden dışarı doğru uzanacak şekilde devrilmiş ve yanmıştı. Tuhaf bir şekilde, bu 50 kilometre çapındaki alanın merkezinde (normalde kraterin olması beklenen yerde) yeralan bazı ağaçlar hala dimdik ayakta duruyordu.
Günümüzde bilimin kabul ettiği açıklama, bir gök cisminin (meteor veya kuyrukluyıldız) dünya atmosferine girdikten sonra havada patladığı yönündedir. Patlama havada gerçekleştiği için yerde krater oluşmamıştır. Buna rağmen patlamanın gücünün Nagazaki’ye atılan bombadan 1000 kat daha fazla olduğu belirlenmiştir. Çarpışma 4 saat sonra gerçekleşecek olsa, dünyanın dönüş hızı nedeniyle Rus İmparatorluğu’nun başkenti olan Saint Petersburg’un üzerinde meydana geleceği ve şehri yerle bir edebileceği hesaplanmıştır.
Bu teori tüm soruları cevaplayamadığı için Tunguska Olayı olarak literatüre geçen bu olayın meydana gelişi hakkında alternatif açıklamalar ortaya atılmıştır:
- Dünya bir kara delikten geçmiş olabilir (öyle olsa kara delikten çıkış sırasında ikinci bir patlama olması gerekirmiş)
- Dünyaya karşı madde öbeği çarpmış olabilir (bu teori olay mahalinde bulunan yüksek miktardaki mineral kalıntılarını açıklayamıyor)
- Dünyaya UFO düşmüş olabilir (Abartma Tozu ekibi olarak favori teorimiz tabii ki budur)
- Nikola Tesla geliştirmekte olduğu ölümcül ışın silahının denemesini yapmıştır (bu da ikinci favorimiz).
0
HD 209458 B gezegenine işçi alınacak
21 Haziran 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.
(Haber Merkezi) - Ekonomik durgunluk nedeniyle iş bulmakta zorlananlar için yeni bir umut ışığı daha belirdi. Pegasus takımyıldızı’ndaki gezegenlerden biri olan HD 209458 B, çalışmak isteyen dünyalılara kucak açıyor.
“Gördüğünüz gibi, çalışmak isteyene evrenin hiçbir noktasında engel yok” diyen Galaksiler Arası Meslek Edindirme Kurumu Genel Başkanı Güneş Işıkyılı, sözlerini “şu an yapmakta oldukları dev alışveriş merkezlerinin inşaatında çalışacak vasıflı ve vasıfsız işçiler arıyorlar. Gönderdiğimiz işçilerin performansından memnun kalmaları halinde, önümüzdeki yıllarda bu merkezlerin hizmete girmesiyle yönetici, satış temsilcisi ve kasiyer gereksinimlerini de dünyadan karşılayacaklardır” diye sürdürdü.
Konuyla ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz işçi adayları, gezegenin dünyadan 150 ışık yılı kadar uzakta olmasının aileler için zorluk yaratabileceğini ifade ederken, gezegende lojman olanaklarının bulunduğunu, ancak HD 209458 B sakinlerinin pek o kadar sakin olmadıklarını ve geçtiğimiz aylarda turistik amaçla gezegenlerini ziyaret eden bir grup insanı yediklerini hatırlattılar. Güneş Işıkyılı bu endişelere cevaben “her işte bir miktar risk mevcuttur” değerlendirmesinde bulundu.








