0
Gezi rehberi: Fitdünya adası (Bölüm 3)

15 Ağustos 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Bölüm 1 Bölüm 2

Herşey bu altı gencin başkaldırması ile başlamış

(Gezi Rehberi)-Fitdünya adasında geçirdiğimiz üçüncü gündeyiz ve  burada yaşayanlar için bugün son derece önemli. Çünkü bugün adanın kurtuluş günü. Bu nedenle yazımızın üçüncü bölümünde merakla beklediğiniz “Fitdünya Geceleri” yazısını biraz daha geciktirip, kısaca adanın tarihi ve siyasi yapısından, ayrıca tanık olduğumuz “Kurtuluş Günü” kutlamalarından söz edeceğiz.

Fitdünya 1968 yılının 10 Ağustos günü Malta’ya karşı başlatmış olduğu isyan sonucu özgürlüğüne kavuşuyor ve bu isyan yalnızca 6 kişi ile gerçekleştiriliyor. Evet yanlış duymadınız yalnızca 6 kişi. Bu durum aynı zamanda 1964 yılında kurulan Malta’nın 4 yıl sonra bölünmeyi başarabilmesi nedeniyle bir dünya rekoru olarak litereatüre geçiyor. Akabinde diğer üç adanın (Rabbena, Atina, Haseneten) da başkaldırıp özgürlüklerine kavuşmalarıyla kendi takım ada birliğini kuran bu küçük ülkenin ayrılıkçı bir tutum takınmasının nedeni, Maltalı’ların hantallığı ve aşırı kilolu oluşlarıydı.

Gösteriler için ülkeye kabul edilen siyasetçilerin kimler olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek. Bunlardan en ünlüsü halka hitap ederken. Hemen arkasında Başkan Hans Fitibaldi kendisini dikkatle izliyor.

Bu durumun turizm açısından kendilerini geri bıraktığını, ülkeye gelen turistlere kötü örnek olunduğunu ve giderek normal insanların ayaklarının kesilip, kilolu turistlerin gelmeye başlamasıyla ülke kaynaklarının hızla tüketildiği iddia eden Fitdünyalı 6 genç, “Ne alakası var turizm ile kilolu olmanın?” karşı çıkışlarına aldırmadan, Valletta Hükümet Konağı’nın giriş holünde (üstelik tam da katlar arası merdivenin önünde) bağımsızlık için şınav çekmeye başlıyorlar.

Milli Marş esnasında güvenlik görevlileri

Ağızlarından, hepbirlikte tekrarladıkları “viehed, tnejn, sigra, viehed, tnejn, sigra,…” (bir, iki, üç, bir, iki, üç…) sözcüklerinden başka birşey çıkmayan bu 6 gencin kimi kaynaklara göre 21.465.897 kimi kaynaklara göre de 21.465.762 şınav çektikleri iddia edilmektedir. Üstünde kesin olarak uzlaşılan bilgi ise; bu 6 gencin tam 4 gün boyunca aralarda kısa süreli molalar verip, bir kaç dakikalık dinlenme ve içilen bir kaç yudum suyun ardından bitmek bilmez bir enerjiyle şınav çekmeye devam ettikleri ve sonunda diğer katlara ulaşmada zorluk çeken Malta’lı yetkilileri pes ettirip bağımsızlıklarını kazandıklarıdır.

O günden kısa bir süre sonra kurulan yeni ülkenin ilk yasama yılı açılışında milletvekillerince milli marşın sözleri “viehed, tnejn, sigra, viehed, tnejn, sigra…” olarak oy birliğiyle kabul edilip ayrıca bestelenmesine gerek olmadığı sonucuna varılmış ve kanun hükmünde bir kararname ile milli marş esnasında şınav çekilmesi de zorunlu kılınmıştır.

Jorgen Benefit, Oleg Fitibaldi (şimdiki başkanın babası), Poly Holyfit, Gutte Joyfit, Inge Garlfit (Sara’nın babası) ve Hunge Bullshit (göçmen bir ailenin çocuğuymuş) adlı bu 6 genç ülkede halen minnetle anılmaktadır. Aralarında en irisi ve en gözü karası olan ilk başkan Jorgen Benefit’in Maltalı yetkilileri pes ettirdikleri o zafer anında ağzından dökülen “Herkes şişman, tombul, doyumsuz ve hımbıl olabilir ama herkesin vücut kütle oranı 24.5, vücut yağ aranı %25’in altında olamaz.” sözüne adanın her yerinde rastlamak mümkün. Belki de tarihin en ilginç özgürlük savaşının özeti bu sözde gizli.

Fitdünya Halk Dansları Ekibi gösterilere renk kattı

Artık günümüzde adadaki gençlerin büyük bölümü İngilizce konuştuğundan, orta yaşlılar hariç Maltaca yazılmış milli marşın sözlerini anlayan pek yok. Bununla birlikte geleneklerine son derece bağlı Fitdünyalı’lar sözleri “one, two, tree, one, two, tree…” olarak değiştirmeye de pek yanaşmıyorlar. Bu konuyla ilgili geçen yaz kanun teklifi veren ve bu sayede gençlerin oylarını alacağını düşünen muhalefet partisi büyük tepkilerle karşılaşılaşınca tasarıyı geri çekmek ve tüm ada halkından özür dilemek zorunda kalmış.

Kurtuluş Günü Kutlamaları için başvuruda bulunan dünyanın sayılı siyaset ve devlet adamları içinden yalnızca vücut-yağ oranı uygun olanlarının katılabildiği bu seçkin törene tanıklık ettiğimiz için son derece memnunduk. Tüm liderlerin üçer dakika ada halkına hitap ettikleri gösteriler esnasında Rus Lider Putin’in “İyi ki zamanında judo ile uğraşmışım yoksa şimdi aranızda olamazdım” dediğine kulaklarımızla şahit olduk.

Gün boyu çoşku içinde dans edip birbirlerine sarılan ve gönüllerince kurtuluş günlerini kutlayan ada halkının haklı gururu gözlerinden okunmaktaydı. Hele akşam üzeri hoparlörlerden milli marşın okunacağı anons edildiğinde insanların nasıl hep birlikte şınav çekmeye başladıklarını görmeliydiniz.

Hepsinin ağzından aynı sözcükler dökülüyordu “viehed, tnejn, sigra, viehed, tnejn, sigra…”

Devam edecek…

4
Gezi Rehberi: Tantunya (Bölüm 3)

8 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Tantunya gezi rehberimizin birinci bölümünde, Tantunya’ya uçuşumuz sırasında yaşadığımız macerayı, ikinci bölümünde ise havaalanından otele gidene kadar başımızdan geçenleri anlatmıştık.

Daha sonra gezi rehberi çalışmalarımıza ara vermek zorunda kaldık. Hatırlayacağınız gibi, ekibimizin gastro-antropolog üyesi Hidayet Külbastı havaalanından otele giderken kayıplara karışmıştı. Kayıp duyurusu yapmak için gittiğimiz polis karakolunda, yetkililer verdiğimiz eşkale dayanarak Hidayet’in sağlam ve atletik yapısından dolayı organ mafyası için cazip bir av olduğunu ve onlar tarafından kaçırılmış olabileceğini söylediler.

Ekibin diğer iki üyesi, ben ve fotoğrafçımız Müeyyide Taşdeler, göreve onsuz devam edip edemeyeceğimizi tartışırken, otelin hemen dışında toplanan heyecanlı kalabalığı farkedip merakla dışarı fırladık. Müeyyide kamerasını kuşanırken ben bir Tantuni gence yaklaşıp neler olduğunu sordum.

“Balabala!” diye bağırdı genç, ve heyecanla devam etti: “Balabala, büyük festival. Çok büyük. Hemen başlıyor, siz benimle gelin!”

Hidayet için endişelenecek zaman değildi, görev bizi çağırıyordu. Müeyyide ile gencin peşinden koşmaya başladık. Kalabalığın ortasına doğru ilerlerken, tuhaf üniformalı bir adam önümüzü kesti: “Siz turist?”

“Biz gazeteci” dedim, “balabala’nın fotoğraflarını çekmek istiyoruz.”

“Siz turist?” diye tekrarlayan adam bizi baştan aşağı süzerek yanındaki kutudan iki poşet çıkardı ve bize doğru fırlattı: “Giyin bunları. Kostüm çok önemli. Turist kırmızı.”

Poşetlerin içinde birer kırmızı tişört vardı. Yerel geleneklere saygılı olmak adına üniformalı adamın dediğini yaptık, hoş saygılı olmasak da fazla seçeneğimiz yoktu. Tantunya’da herkes Türkçe anlayıp konuşabildiği halde istemedikleri hiçbirşeyi söylememek gibi bir tavırları vardı.

O ana kadar itişe kakışa ilerleyebildiğimiz kalabalık, kırmızı tişörtleri giymemizle birlikte birden iki yana açıldı ve ikimiz, aslında geniş bir meydan olduğunu farkettiğimiz bir alanda, yoğun bir kalabalığın ortasında açılmış yuvarlak bir deliğin tam ortasında kalakaldık.

İkimiz ve bir de boğa.

Kocaman, koskocaman, ve de çok kızgın bir boğa.

Kalabalık bir anda sessizleşmiş, bizi izlemeye başlamıştı. Boğa bize dönüp burnundan şiddetli bir nefes verdi.

“Paniğe kapılma!” dedim yavaşça Müeyyide’ye. “Sakince geri çekilip kalabalığın içine karışalım”

“Lanet olsun!” dedi Müeyyide, boğaya kamerasının SLR düzeneğinden bakıp objektifi ayarlarken, “güneş tam tepede ve hiç gölge yok!”

“Saçmalama, kamerayı bırak ve tişörtünü çıkar” dedim, yine usulca, “boğa bize saldıracak çünkü bir tek biz kırmızı giyiyoruz. Baksana, bizden başka herkes beyaz giymiş.”

“Evet, o yüzden güneşin altında deli gibi parlıyorlar zaten” dedi Müeyyide.

Müeyyide Taşdeler, New Orleans, 2005

Müeyyide Taşdeler, New Orleans, 2005

Müeyyide’nin mesleğine olan kayıtsız şartsız bağlılığı, başımızı ilk kez derde sokmuyordu. 2005 yılında Katrina fırtınası yüzünden New Orleans sular altında kaldığında kendisini Mississippi nehrinin gazabından zor kurtarmıştım. Bir an önce kendisine gelmesini sağlamalıydım.

“Çabuk o kamerayı bırak ve tişörtünü çıkar!” diye bağırdım. Boğanın bizi tepelemesini seyretmeye hazırlanan kalabalık bunu duyunca önce şaşırdı, sonra gösteriye eklenen katma değeri farkedip coşkuyla tekrarlamaya başladı:

“Tİ-ŞÖRT! Tİ-ŞÖRT!”

Tezahürat yükselerek devam ederken çileden çıkan boğa da harekete geçti. Paniğe kapılıp tamamen kendimi kaybetmeden önceki son mantıklı anlarımda Tantunya’nın uzun yıllar İspanya’nın sömürgesi olarak kaldığını hatırladım; bu boğa eğlencesi de o dönemden kalma bir miras olmalıydı. Que mierda… Bize verilen kırmızı tişörtleri giymekle kendimizi boğa için canlı hedef haline getirmiştik. Tantunya’ya ilişkin az sayıdaki turistik belgede balabala’dan ve bu çılgınca oyundan neden hiç bahsedilmediği de ortadaydı; bu tuzağa düşen hiçbir turist memleketine sağ salim dönüp başına gelenleri aktaramıyordu. Kriz anlarında zaman elastiktir, öyle uzar gider… Müeyyide… kamerası… kırmızı tişört pek de yakışmıştı oysa… çocukluğum… ilk tren maketim… ve…

Müeyyide'nin kamerası parçalanmadan önce çekebildiği son fotoğraf

Müeyyide'nin kamerası parçalanmadan önce çekebildiği son fotoğraf

Gerisini ancak hayal meyal hatırlayabiliyorum. Kırmızı tişörtümü ne zaman çıkardığımı hatırlamasam da, onu boğanın önünde flama gibi salladığımı, iyice delirmesini sağladıktan sonra rock star edasıyla kalabalığın üstüne atladığımı ve kalabalığın panik içinde dağılmaya başladığını hatırlıyorum. Kaçışan Tantunilerin ardından olanca sesimle Türkçe bilgilerini sınayan birtakım sözcükler yağdırırken, boğanın, kırmızı tişörtü boynuna kravat yaptığım adamı kovalamadığını farkettim. Boğa geri dönmüştü. İnatla tişörtünü çıkarmayıp, fotoğraf çekmeye devam eden Müeyyide’ye ulaşmak üzereydi.

****

“Heryer karanlık” dedi Müeyyide.

“Karanlık değil, kafan bandaj içinde. O yüzden birşey göremiyorsun” dedim.

“Ölmedim mi?”

“Hayır, hastanedesin.”

“Kaç gündür?”

“Dört.”

“Kameram?”

“Yenisini alırız.”

“Hidayet?”

“Yan odada. Uzun hikaye, sonra anlatırım.”

“Peki ne zaman…”

“Birkaç gün içinde ikinizi de çıkaracaklar. Olay büyük yankı yarattı. Tantun hükümeti resmi açıklama yaparak özür diledi. Tüm hastane ve otel masraflarımızı onlar karşılayacak. Siz iyileşir iyileşmez gezi rehberine kaldığımız yerden devam ediyoruz. Devlet konuğuyuz artık!”

Devam edecek (başımıza bir iş gelmezse tabii)…

0
Gezi rehberi: Fitdünya adası (Bölüm 2)

28 Temmuz 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Bölüm 1

Havalanı yetkilileri tarafından vücut kütle ve yağ oranları ölçülen bir yolcu

(Gezi Rehberi) - Yazımızın ikinci bölümünde, merakla beklediğinize inandığımız ve ayrıntılarına sonra değineceğimiz Fitdünya gecelerinin öncesinde neler yaşadığımıza, havaalanında, yolda, otelde, lokantada neler görüdüklerimize de değinmek istiyoruz.

Belediye otobüsünde objektifimize takılanlar. Bir elinde kitap, diğer elinde halter ile tipik bir Fitdünyalı

Özel izinli olduğumuz için kolayca geçtiğimiz pasaport kontrolü esnasında uzaktan şahit olduklarımıza şaşırmadık desek yalan olur. Tombul kişilerin hiç acımadan sınırdışı edilmesi ve geldikleri uçakla geri gönderilmeleri dışında, 90-60-90 görünümündeki bir çok kadının teker teker vücut kütle oranlarının kontrol edildiğine şahit oldukça Hayati abinin “Boşverin çocuklar belime sıkıca bir kuşak sararız göbek möbek kalmaz, bir şeycik olmaz” demesine aldanmayıp özel izin için elçilik görevlisinin karşısında çektiğimiz 100 mekiğe şükrettik.

Otelde bizi güler yüzle karşılayan resepsiyon görevlisi Sara Garlfit

Havaalanı çıkışında ise daha büyük bir süpriz bekliyordu bizi. Ülkede belediye otobüsü haricinde hiç bir ulaşım aracı yoktu. Neden hiç taksi olmadığını sorduğumuz ve “Taksi?” diye mırıldanıp, ne dediğimizi anlamadığını göstermek istercesine kafasını sağa sola sallayan ama neden sonra, geçen yaz tatilini Meksika’da geçirmiş bir yolcunun “Taxi o taxi” uyarısıyla “Oooo, taxi, şimdi oldu” diyen otobüs şöförünün “Her yere otobüs var, olmadı koşabilirsiniz gideceğiniz yere kadar, taxiye gerek yok” diyerek tatlı tatlı gülümsemesine aynı tebessümle yanıt verip otelimize doğru yollandık.

Bayan Komi geleneksel Fitdünya yataklarına nasıl uzanacağımız konusunda bize bilgi verirken

Süprizler peşimizi otelde de bırakmadı ne yazık ki. Özel izinli olduğumuzu öğrenen ve otel girişinden itibaren bizimle özel olarak ilgilenen resepsiyon görevlisi bayan Sara Garlfit, ayrı ayrı rezervasyon yaptığımız odaları hemen oracıkta iptal edip, bize üç yataklı aynı odayı vermişti. Fitdünya geleneklerine göre aynı odada yatmak büyük bir onur olduğundan, bu sevimli bayan resepsiyo görevlisi sözde bize büyük bir iyilik ve jest yapmıştı. Her ne kadar Hayati abi “Bizim oralarda aynı odada yatılmaz. Hele kadın erkek hiç olmaz. Etmeyin eylemeyin, hanım duyarsa kafamın etini yer” diye olayı çözmeye çabalasa da yabancı bir ülkede bulunduğumuz ve geleneklerini saygıyla karşılamamız gerektiği gerçeğiyle yüzleşip, aynı odada kalmanın ayrı odalarda kalmaya göre üç kat daha pahalı olduğunu öğrendiğimizde kısa bir şok yaşamamıza rağmen olayı kabullenmek zorunda kaldık.

Okul Rektörü Bay Oliver Scofit

Bize içeriye girene kadar eşlik edip, o ana dek hiç görmediğimiz geleneksel Fitdünya yataklarıyla dekore edilmiş odamıza yerleşmemize ve “Yahu ben bundan aşağı kayarım” diye mızmızlanan Hayati abiye “Yoo! Şöyle hafif yan yatarsanız hiçbir şey olmaz. Bakın ben hiç kayıyor muyum?” diyerek biraz olsun sakinleşmesine yardım eden bayan Komi’ye teşekkür edip kendimizi o meşhur Fitdünya gecelerine bıraktık.

Ayrıntılarına sonra gireceğimiz Fitdünya geceleri sonrası otele döner dönmez hemen yatıp ertesi günü sırt ağrılarımızın elverdiği kadarıyla ülkenin tarihsel ve kültürel yerlerini gezmeye ayırdık. İlk iş olarak alt kat komşum Nuri abiye söz vermem dolayısıyla, üç yıldır bir türlü üniversiteyi kazanamayan kızı Selin için ülkenin en büyük üniversitesi FIT’in (Faculty of Information Technology) yıllık aidatlarını sormak ve sağını solunu incelemek üzere okul kampüsüne doğru yola çıktık.

Okul kafeteryası

Bu yıl tadilat gören dersliklerin son durumu

Görünüm olarak dıştan bakıldığında Amerika’daki benzerlerinden hiç bir farkı olmayan üniversitenin, dersliklerine ve kafeteryasına adım atar atmaz insana “Bunlar fitness olayıyla kafayı sıyırmışlar yahu, Allah sonlarını hayır etsin” dedirten bir dekorasyon tarzıyla karşılaşıyorsunuz. Okul ücretleri son derece makul ama vücut kütle ve vücut yağ oranı değerlerinin tutturulması tahmin edeceğiniz gibi mutlak uyulması gereken bir ön koşul. Makamında ziyaret ettiğimiz Üniversitenin Rektörü bay Oliver Scofit ile yaptığımız kısa bir görüşmenin ve okul turunun ardından vedalaşıp oradan ayrılırken, rektör beyin masasının hemen arkasında büyük bir resmi aslı olan ülkenin kurucusu ve ilk başkanı Jorgen Benefit’in o ünlü sözü çınlıyor kulaklarımızda:

“Herkes şişman, tombul, doyumsuz ve hımbıl olabilir ama herkesin vücut kütle oranı 24.5, vücut yağ aranı %25’in altında olamaz.”

Devam edecek…

2
Gezi rehberi: Fitdünya adası (Bölüm 1)

27 Temmuz 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

Hostes hanım bize oturacağımız yeri gösterip "İşte tam burası" derken

(Gezi Rehberi) - Öncelikle “Hoppala! Hani siz Tantunya’daydınız? Yemeyin bizi allahaşkına. Oturduğunuz yerden mi yazıyorsunuz bunları?” dediğinizi duyar gibi olduğumuzdan, birbirinden bağımsız iki adet Abartma Tozu gezi ekibinin olduğunu, vardiya usulü çalıştığını ve her ay düzenli olarak SSK pirimlerinin yatırıldığını belirterek başlamak istiyorum yazıma.

 Evet, daha Tantunya’ya uğurladığımız arkadaşlarımızın yokluğuna alışamadan, bizi ayakta tutan görev bilinci ile yeni yerleri keşfe doğru yola çıktık hemen. Bu seferki uğrak yerimiz, “Rabbena, Atina, Fitdünya, Haseneten” adalarından oluşan Nintendo takım adasının belki de en ünlü üyesi Fitdünya adasıydı.

  

Personel yolculuk boyunca tombul yolcularla özel olarak ilgilendi.

Fitdünya adından da anlaşılacağı üzere, vücut kütle oranının erkeklerde 26.4 bayanlarda ise 25.8’ den fazla olamayacağı anayasa ile teminat altına alınmış bir cennet köşesi. Dünyaca ününü, ülkeye tatil için gelen Tony Soprano, komşu Lost adasından Hurley ve ülkemizden Semra Özal’ın da listede olduğu bir çok ünlüyü daha havaalanında durdurup sınır dışı etmesiyle kazanan Fitdünya, şişmanlara (hatta şişmanlık sınırındakilere bile) özel izin alındığı taktirde iki gün serbest dolaşım izni veriyor yalnızca. Vatandaşlık başvurularında ayrıca BIA (Bioelectrical Impedance Analysis) tekniği ile ölçümü yapılmış vücüt yağ oranının da kanunlara uygunluğunu denetleyen (Max. Erkekler için %25 kadınlar için %31) Fitdünya, başvuruların çoğunu geri çevirmektedir.

Hemen hergün birçok şişman turist daha havaalanına iner inmez ülkelerine geri gönderiliyorlar.

Ekibimizin fotoğrafçısı Hayati Abinin biraya olan düşkünlüğü nedeniyle karın bölgesinde özenle oluşturduğu ve “Balkonsuz ev, göbeksiz erkek olmaz” diye gururla taşıdığı 20 kiloluk fazlalığın hepimizin sınırdışı edilmesine neden olabileceğini düşündüğümüzden, işi daha baştan sıkı tutmaya karar verdik. Fitdünya büyükelçiliğinden aldığımız formu doldurup, gerekli evrakları hazırladıktan sonra, konsolosluk görevlisiyle kısa bir sohbet sonrası huzurunda 100 mekik çekerek aldığımız özel iznin verdiği rahatlıkla başladık maceramıza.

 

Ülkenin şimdiki başkanı Hans Fitibaldi ve hemen arkasında ilk başkan Jorgen Benefit'in bronzdan heykeli.

Şans mı desek yoksa çalışarak hakedilmiş bir ödül mü? Sözün kısası daha bizi Fitdünya’ya götürecek uçağın kapısından içeri adımımızı atıp da hostesimizin bizi güler yüzle ve yerel kıyafetler (ve pozisyon) içinde beklediğini gördüğümüz anda anladık nasıl bir yere doğru yelken açtığımızı. (Lafın gelişi)

 

Yolculuk esnasında; sınır dışı edilme olasılığı taşıyan hafif toplu esmer bir bayana canla başla yardım edilmesinden, dağıtılan yiyeceklere, hostes hanımın güler yüzlülüğü ve cömertliğinden ikinci pilota sarkan muhabir arkadaşımız Nermin’i güç bela sakinleştirmemize kadar daha anlatmadığımız bir dolu şeyi içeren mükemmel bir kaç saatin ardından havaalanına indik.

 

Şehir merkezindeki 5 yıldızlı otelimize gelene ve odamıza (bu da ayrı bir hikaye) yerleşip kısa bir şehir turununa çıkana kadar başımızdan geçenleri anlatmayı ileriki bölümlere bırakıp,  o meşhur bitmek bilmez Fitdünya gecelerine atılmak için biraz enerji toplamak üzere kısa bir şekerleme için yataklarımıza uzandığımızda, Tantunya’da görev yapan arkadaşlarımızı anımsayıp gururla mırıldandık “Evet, lanet olsun evet! Biz bir takımız.”

Devam edecek…

 

Devlet destekli wiifit (Biz fitiz) adlı vitamin hapı ülkede en çok rağbet gören ürün olmaya devam ediyor.

Fitdünya merkez parkından bir görüntü. Vücut kütle oranlarını korumaya çalışan kadınlı erkekli Fitdünya vatandaşları egzersiz yaparken.

.

1
Gezi rehberi: Tantunya (Bölüm 2)

25 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

(Gezi Rehberi) - Bu yazının birinci bölümünde, Tantunya’ya uçuş maceramız sırasında uçaktaki Tantunîlerle dost olduğumuzu aktarmıştık. Uçakta yakaladığımız sıcak ortam Tımkıt havaalanına indikten sonra da devam etti. Uçaktaki tüm diğer yolcularla birlikte güle oynaya ve birbirimizin kulaklarını çeke çeke gümrük muayene noktasına kadar geldik. Gümrük memuru çantamızı açıp içindeki dizüstü bilgisayarı çıkardığında herkesin yüzündeki gülümseme bir anda dondu. Herkes sanki bomba görmüş gibi telaşla geri çekildi.

Gümrük muayene memuru bilgisayarımızda virüs temizliği yaparken

Gümrük muayene memuru bilgisayarımızda virüs temizliği yaparken

“Senin bilgisayar virüs var, çok fır fır” dedi gümrük memuru. Bilgisayarı tutuşundan, virüsün kendisine de bulaşabileceğinden endişe ettiği anlaşılıyordu. Tantunîlerin teknofobik insanlar olduklarını daha önce duymuştuk. O yüzden gülümseyerek “merak etmeyin bilgisayarda virüs yok, daha yeni tarandı. Olsa bile size zarar vermez.” diyerek kendisini yatıştırmaya çalıştık. Memur bize doğru eğilerek yavaşça tekrarladı: “se-nin-bil-gi-sa-yar-vi-rüs-var-çok-fır-fır…” Aklımıza gelen tek kurtuluş yöntemi, virüs tarayıcı programı çalıştırıp bilgisayarda virüs olmadığını göstermek oldu. “Bakın şimdi…” diyerek bilgisayarın kapağını açmamızla birlikte memurun, nereden bulduğunu anlamadığımız bir kap dolusu suyu bilgisayarın üstüne boşaltması bir oldu. Suratımızda beliren şaşkınlık ifadesine birkaç saniye baktıktan sonra bir kahkaha patlatan gümrük memuru, eğilip kulağımızı çekerek “Tertemiz yaptım. Senin bilgisayar bum bum!” dedikten sonra, bize havaalanının çıkışına kadar eşlik etti.

Tipik bir Tantun taksisi

Tipik bir Tantun taksisi

Her havaalanında olduğu gibi, Tımkıt’ın da yolcu çıkışında taksiler bekliyor. Fakat Tantunya otomotiv sanayiinin yıllardır ekonomik sınıf otomobiller üretmesi ve otomobil dışalımının yasaklanmış olması nedeniyle, bulabileceğiniz taksilerin hepsi çok küçük ve en fazla bir yolcu alabiliyor. Bu yüzden herbirimiz birer taksiye binip konvoy halinde otelimizin yolunu tutuyoruz. Daha doğrusu, havaalanından otelimize doğru konvoy halinde başladığımız yolculuk kısa süre içinde bireysel maceralara dönüşüyor. Her taksi şoförü otele farklı bir yoldan gitmeyi seçtiği için Tantun’u farklı yönleriyle tanıma fırsatını elde ediyoruz. Otele ilk varan fotoğrafçımız Müeyyide Taşdeler, 15 dakika süren taksi yolculuğu için 15,816 Tantun Lavaşı ödüyor. İkinci olarak varan bendeniz yaklaşık yarım saatlik bir yolculuğu 10 Amerikan Doları artı koltukta unuttuğum cep telefonu bedeliyle tamamlıyorum. Ekibimizin Gastro-antropolog üyesi Hidayet Külbastı için ise polis karakoluna gidip kayıp duyurusu yapmak zorunda kalıyoruz.

Eşyalarımızı otele yerleştirip, karakola kayıp duyurusunu da yaptıktan sonra, yorgunluğumuzu üzerimizden atmak ve açlığımızı bastırmak için yakındaki restoranlardan birine girip yemek yiyoruz. Tantun mutfağı hakkındaki gözlemlerimize daha sonraki bir yazımızda geniş biçimde yer vereceğiz.

Otele dönüşte, oda servis görevlilerinden birini, bahçede dizüstü bilgisayarımız üzerinde çalışırken yakalıyoruz. Bizi görünce işini bırakıp “Oda 209?” diye soruyor. Başımızla onaylayınca bilgisayarı bize uzatıp gülümsüyor: “Virüs yok, tertemiz yaptım. Senin bilgisayar bum bum!”

Oda servisi bilgisayarımızı temizlerken

Oda servisi bilgisayarımızı temizlerken

2
Gezi rehberi: Tantunya

23 Temmuz 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar

(Gezi Rehberi) - Uzun süredir merak ettiğimiz bir ülkeydi Tantunya; şurada burada kulağımıza çalınan birkaç heyecan verici söz dışında internette veya basılı kaynaklar arasında bu gizemli ülkeye dair hiçbir bilgiye ulaşamamıştık. Geçen gün masamızın üstüne bırakılmış bir zarfın içinden çıkan uçak biletlerinin üzerinde TantunAir logosunu görünce anladık ki kader (ya da şaka yapmayı seven bir dostumuz) Abartma Tozu Gezi Rehberi Ekibi’ni göreve çağırıyor.

Tantunya’daki deneyimlerimizi ve bu nefes kesici ülke hakkındaki gözlemlerimizi önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağız. Ama Tantunya Gezi Rehberimizin bu ilk bölümünü, bizi Tantunya’ya ulaştıran uçuş boyunca yaşadığımız maceraya ayırmak istedik.

Tantunya’nın başkenti Tantun’da yeralan ülkenin tek havalimanı Tımkıt’taki son İngilizce konuşan görevlinin 1983 yılında vefatından bu yana, uluslararası havayolları bu ülkeyi boykot ederek sefer düzenlemeyi bırakmışlar. O yüzden ulaşım sadece ülkenin ulusal havayolu TantunAir ile sağlanabiliyor. Bu firmanın da yalnızca bir uçağı kaldığı için bu uçak 24 saat uçuşta. Tabii durum böyle olunca uçağın rutin bakım ve onarım işlemlerinin de havadayken yapılması gerekiyor. Tantun ekonomisinin 40 yıldır içinde bulunduğu ekonomik kriz dolayısıyla personel alımları durdurulduğundan, 1. pilot aynı zamanda bakım elemanı, 2. pilot aynı zamanda host olarak görev yapıyor.

Parçalı bulutlu, sakin bir Temmuz sabahında Frankfurt Havalimanı’ndan Tantun’a doğru TantunAir TA 227 sayılı uçuşu gerçekleştirmek üzere havalanıyoruz. Uçakta bizden başka turist yok gibi. Olağan geçen kalkışın hemen ardından uçak yükselmeye devam ederken, pilot Tantun dilindeki anonsunu yaptığı sırada sol motordan feci bir gürültü duyuluyor.

Kalkıştan hemen sonra sol motor

Kalkıştan hemen sonra sol motor

Penceremizden dışarı baktığımızda motoru sarıp koruyan metal panellerden birinin açıldığını görüyoruz. Yolcular arasında gözlenen belli belirsiz heyecan hali, pilotun anonsunda söylediğini tahmin ettiğimiz yatıştırıcı sözlerden sonra yokoluyor. Yan sırada oturan ve gözlerimizdeki merakı yakalayan bir Tantunî (Tantun ırkından gelenlere Tantunî deniyor), bize dönüp “Panik yok, sol motor bumbum” diyor. Türkçe’yi nerede öğrendiğini kendisine sorduğumuzda, aynı şeyi heceleyerek tekrar ediyor: “Pa-nik yok. Sol mo-tor bum-bum”.

Diğer yolcuların sakinliğinden, uçağın diğer motorla da idare edebileceği çıkarımını yaparak arkamıza yaslanıyor ve servise çoktan başlamış olan 2. pilotun uzattığı Tantun krakerlerini kemirmeye başlıyoruz.

Çok geçmeden gösterilmeye başlayan bir Tantun filmi, bizi keşfetmek üzere olduğumuz bu heyecan verici ülkenin manzaralarıyla ve sesleriyle sarıp sarmalıyor. İkinci pilotun ikram ettiği Tantun şarabının da etkisiyle kendimizi iyice kaptırıp mest olmuşken…

Birinci pilot sağ motorun bakımını yaparken

Birinci pilot sağ motorun bakımını yaparken

… bu kez sağdaki motordan gelen feci bir gürültüyle kendimize geliyoruz. Yolcularda gözlenen belli belirsiz heyecan hali, az sonra yapılan anonsla yatışıyor. Yan sıradaki Tantunî bize doğru eğilip “Panik yok, birinci pilot bumbum” diyor.

Kendisine, bizi o an birinci pilottan çok sağ motorun durumunun ilgilendirdiğini, zira sol motorun kalkıştan hemen sonra bumbum olduğunu, sağ motorun da bumbum olması halinde bir mega-bumbum durumunun sözkonusu olabileceğini ifade ediyoruz. Bunun üzerine yavaş yavaş aynı şeyi tekrarlıyor: “Pa-nik yok. Bi-rin-ci pi-lot bum-bum.”

Yüzümüzdeki çaresizliğe acıyan bir başka Tantunî arka sıradan lafa karışıyor: “Bumbum, yani… iyi demek” Hayretle “siz hepiniz Türkçe biliyor musunuz yoksa?” diye sorduğumuzda verdiği cevap bizi şaşırtmıyor: “Bum-bum ya-ni… i-yi de-mek.”

Sonradan edindiğimiz bir Tantunca-Türkçe sözlükten, bumbum sözcüğünün “çok iyi, bomba gibi” anlamına geldiğini öğreniyoruz.

Yolculuğun geri kalan bölümü sakin ve olaysız geçiyor; birinci pilot havadaki bakım operasyonunu bitirip kabine döndükten sonra ikinci pilot yemek servisini yapıyor. Bir çeşit tavuk türevi olduğunu varsaydığımız son derece lezzetli yemeğin ardından tüm yolcular tabakların toplanıp servis bölümüne götürülmesine yardım ediyorlar. TantunAir’de tek kullanımlık tabak yok, onun yerine melamin tabak kullanılıyor. Yemeğin ardından kabinin arka duvarına asılan dev bir dart tahtası etrafında heyecanlı bir turnuva başlıyor.

İniş esnasında Tantunya manzaraları

İniş esnasında Tantunya manzaraları

Çok geçmeden duyduğumuz bir anons ve kulaklarımızdaki tıkanma uçağın inmek üzere alçalmaya başladığını gösteriyor. Artık Tantunya toprakları üzerindeyiz. Etraftaki harika manzaranın tadını çıkararak inişe geçiyoruz. Özgürlükler ülkesi Tantunya’da sigara yasağı anayasal haklara aykırı olduğu için uygulanmıyor; bu nedenle uçak inerken dahi sigara içmek mümkün (uçak havadayken cep telefonu kullanmak ve SMS göndermekten bahsetmiyoruz bile).

Uçağın tekerlekleri yere değer değmez yolcular ayağa kalkıp eşyalarını toparlamaya başlıyorlar. Yolculuğun verdiği keyif ve hedefimize varmış olmanın verdiği rahatlamayla Abartma Tozu Gezi Rehberi Ekibi olarak “Bumbum Tantunya!” diye bağırmaya başlıyoruz. Etrafımızdaki yolcular bundan çok hoşlanarak sırtımıza vurmaya ve kulaklarımızı çekiştirmeye başlıyorlar. Bunun da Tantun vücut dilinde bir sevgi gösterisi olduğunu anlamamız çok sürmüyor.

Ve işte Tantunya’dayız. Hava sıcaklığı 35 derece, nem oranı % 80, Türkiye ile saat farkı çok. Abartma Tozu Gezi Rehberi Ekibi, keşfetmeye, maceraya hazır bir şekilde Tantun’un renkli yaşamına karışıyor. Pek yakında bu sayfalarda…

Bu yazının ikinci bölümünü okumak için tıklayınız.