0
Earl “Madman” Muntz
23 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Televizyon’a TV demeyi ilk akıl eden insan olmasının yanısıra, yarattığı “deli adam” profiliyle reklamlara çıkan, tuhaf kostümler giyip olmayacak iddialarla süslediği bu reklamlar sayesinde inanılmaz sayıda otomobil ve elektronik eşya satmayı başaran ilginç kişilik…
Elektroniğe merak salıp bu alanda kendi kendini yetiştiren Muntz, televizyonun pahalı ve lüks bir eşya olarak görüldüğü dönemlerde geliştirdiği “Muntzlama” (Muntzing) tekniği ile 100 doların altında satılan ilk TV alıcılarını geliştirmiş ve pazarlamıştır. Şöyle ki:
1940′larda ve 50′lerde, TV alıcıları, 30′dan fazla lamba, reosta ve ağır elektronik aksam içeren karmaşık cihazlardı. Bunun başlıca nedeni, o dönemde TV vericilerinin az sayıda olması ve sinyal dalgalarının çok zayıf olmasıydı; bu sinyali yükseltmek için ekstra bir takım yükseltici devrelerinin kullanılması gerekiyor ve bu da maliyeti yükseltiyordu. Muntz, deneme ve yanılmayla, bir TV alıcısının içindeki çok sayıdaki parçayı çıkarıp atabileceğini ve alıcının buna rağmen hala çalışır durumda kalabileceğini keşfetti. Çıkrarıp attığı parçalar muhtemelen bu ekstra güçlendirici katlarına aitti ve sinyalin güçlü olduğu şehir içi bölgelerdeki kullanıcılar için zaten gerekli değildi. Muntz kendi atölyesinde çalışan TV montaj ustalarının üzerinde çalıştıkları bir TV alıcısında “fazla mühendislik” olduğunu düşündüğünde içindeki parçaları teker teker söküp atmaya başlıyordu, ta ki alıcı çalışmaz hale gelene dek. O noktaya gelindiğinde söktüğü son parça tekrar yerine takılıyor ve televizyon o haliyle piyasaya sürülüyordu.
Bu yöntem, TV vericilerine yakın yerlerde yaşayan ailelerin daha makul fiyata televizyon edinebilmelerini sağlarken, parça sayısındaki azalma sayesinde alıcılardaki ısınmayı da azaltıyor ve ömürlerini uzatıyor, ağırlıklarını düşürüyor ve enerji tasarrufu sağlıyordu.
54
Baba Vanga
22 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
(Teşekkürler vanillin!) - 1911 yılında Bulgaristan’ın ücra bir köyünde doğup büyüyen, ömrünün çoğunu orada geçiren bir kadın. Küçük yaşlardan beri gözleri görmüyor. Öyle koyu bir köylü aksanıyla konuşuyor ki şehirde yaşayan Bulgarlar anlamıyorlar ne dediğini. Konuşmaları televizyonda altyazıyla veriliyor. Gerçi bu bir yerde iyi birşey, çünkü her söylediğinin anlaşılmaması gerek. Ağzı son derece bozuk. O yüzden eski Sovyet lideri Leonid Brezhnev kendisini ziyarete geldiğinde tercümanın ekstra dikkatli davranması gerekiyor.
Peki ama ne işi var bu kadının televizyonda? Koskoca Sovyet lideri neden onu ziyaret ediyor? Oooo büyükanne, dişlerin neden bu kadar büyük?
Çocukluğunda Vanga oldukça sıradan bir kızdı. Sarı saçlı, mavi gözlü, doktorculuk oynayıp arkadaşlarına şifa dağıtan… sonra ne olduysa oldu ve rivayete göre bir fırtınada kayboldu. Uzun süre bulunamadı. Bulunduğunda gözleri toprakla kaplıydı ve açamıyordu. Hiçbir tedavi işe yaramadı. Ailesinin sınırlı maddi olanakları da gözönüne alındığında fazla bir tedavi fırsatı da olmadı zaten. Sonuçta gözlerini kaybetti.
Ne olduysa ondan sonra oldu; Vanga yanına gelen insanların geleceklerini ve geçmişlerini görebildiğini iddia etmeye başladı. Hastalara doğal tedavi yolları ile şifa dağıttığına inananlar kapısında kuyruk oldu. Vanga tıbbi yöntemleri asla reddetmese de, çok fazla ilaç almanın iyi birşey olmadığını çünkü ilaçların “doğanın vücuttaki dengeyi düzeltmek için kullandığı kapıları kapadığını” söyledi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Vanga’nın ünü tüm dünyayı sardı; yakınlarını savaşa gönderenler onların akibetini öğrenmek için Vanga’ya akın etti. Sonraki yıllarda Bulgar hükümet yetkilileri Vanga’ya danıştılar, Leonid Brezhnev yılda en az bir kez kendisini ziyaret etti.
“Kötü” ya da “günahkar” olduğunu düşündüğü insanlara son derece kaba davranabildiği ve yaptıkları kötü işleri yüzlerine vurduğu için kendi köyünde hep dışlandı.
1939 yılında ciddi bir akciğer rahatsızlığı geçiren ve çok kısa ömrü kaldığı söylenen Vanga, 1996 yılına kadar yaşadı. Ölüm tarihini kesin olarak bildiği ve yerine kimin geçeceğini dahi söylediği iddia edildi. Kendi sözcükleriyle ölümü şöyle tanımladı Vanga:
Ölümden sonra insanın vücudu çürür… fakat bir parçası -ruh, ya da adını bilmediğim birşey- çürümez. Siz yeniden doğum diyorsunuz buna. Ben ne denir bilmiyorum. Ama insandan geriye kalan- bu ruhtur. Çürümez, gelişmeye devam eder ve daha üst mevkilere ulaşır. Bu, ruhun sonsuzluğudur.
2
Otto Witte
13 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Otto Witte, beş günlüğüne de olsa Arnavutluk Kralı olmayı başardığını iddia eden Alman kökenli bir sirk akrobatı ve gösteri sanatçısıdır.
1913 yılında Arnavutluk, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrıldığında, ülkedeki Müslümanlar, Padişahın kuzeni olan Halim Eddine’yi tahta çıkarmak üzere Arnavutluk’a davet ettiler. Eddine’nin fotoğraflarını gorüp kendisine ne kadar benzediğini farkeden Witte, kılıç yutma gösterileri yapan arkadaşı Max Schlepsig ile birlikte Durres’e (Dıraç) giderek kendini Eddine olarak tanıtmayı ve 13 Ağustos 1913 tarihinde tahta geçmeyi başardığını iddia etti.
İddiasına göre, Witte, beş gün boyunca yeni hükümdar için hazırlanan haremin tadını çıkarıp, Karadağ’a savaş ilan ettikten sonra, foyasının meydana çıkması sonucu hazineden önemli miktarda servet alarak haremin de yardımıyla ülkeden kaçmayı başarmıştır.
Sonradan yapılan röportajlarda Witte’nin iddiasının olanaksızlıklarla ve çelişkilerle dolu olduğu ortaya çıkmış ve ifadelerinin hiçbiri yerel kaynaklarca doğrulanmamış olsa da, Almanya’da meşhur olmasına yetmiştir. Berlin valiliği, Witte’nin resmi kimlik belgesinde “Eski Arnavutluk Kralı” ibaresini taşımasına izin vermiştir. Witte ömrünün sonuna dek kendisine bu ünvanla hitap edilmesi konusunda ısrar etmiş ve sonuçta sözkonusu ünvan mezar taşına işlenmiştir.
Televizyon’a TV demeyi ilk akıl eden insan olmasının yanısıra, yarattığı “deli adam” profiliyle reklamlara çıkan, tuhaf kostümler giyip olmayacak iddialarla süslediği bu reklamlar sayesinde inanılmaz sayıda otomobil ve elektronik eşya satmayı başaran ilginç kişilik…
Elektroniğe merak salıp bu alanda kendi kendini yetiştiren Muntz, televizyonun pahalı ve lüks bir eşya olarak görüldüğü dönemlerde geliştirdiği “Muntzlama” (Muntzing) tekniği ile 100 doların altında satılan ilk TV alıcılarını geliştirmiş ve pazarlamıştır. Şöyle ki:
1940′larda ve 50′lerde, TV alıcıları, 30′dan fazla lamba, reosta ve ağır elektronik aksam içeren karmaşık cihazlardı. Bunun başlıca nedeni, o dönemde TV vericilerinin az sayıda olması ve sinyal dalgalarının çok zayıf olmasıydı; bu sinyali yükseltmek için ekstra bir takım yükseltici devrelerinin kullanılması gerekiyor ve bu da maliyeti yükseltiyordu. Muntz, deneme ve yanılmayla, bir TV alıcısının içindeki çok sayıdaki parçayı çıkarıp atabileceğini ve alıcının buna rağmen hala çalışır durumda kalabileceğini keşfetti. Çıkrarıp attığı parçalar muhtemelen bu ekstra güçlendirici katlarına aitti ve sinyalin güçlü olduğu şehir içi bölgelerdeki kullanıcılar için zaten gerekli değildi. Muntz kendi atölyesinde çalışan TV montaj ustalarının üzerinde çalıştıkları bir TV alıcısında “fazla mühendislik” olduğunu düşündüğünde içindeki parçaları teker teker söküp atmaya başlıyordu, ta ki alıcı çalışmaz hale gelene dek. O noktaya gelindiğinde söktüğü son parça tekrar yerine takılıyor ve televizyon o haliyle piyasaya sürülüyordu.
Bu yöntem, TV vericilerine yakın yerlerde yaşayan ailelerin daha makul fiyata televizyon edinebilmelerini sağlarken, parça sayısındaki azalma sayesinde alıcılardaki ısınmayı da azaltıyor ve ömürlerini uzatıyor, ağırlıklarını düşürüyor ve enerji tasarrufu sağlıyordu.
54
Baba Vanga
22 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
(Teşekkürler vanillin!) - 1911 yılında Bulgaristan’ın ücra bir köyünde doğup büyüyen, ömrünün çoğunu orada geçiren bir kadın. Küçük yaşlardan beri gözleri görmüyor. Öyle koyu bir köylü aksanıyla konuşuyor ki şehirde yaşayan Bulgarlar anlamıyorlar ne dediğini. Konuşmaları televizyonda altyazıyla veriliyor. Gerçi bu bir yerde iyi birşey, çünkü her söylediğinin anlaşılmaması gerek. Ağzı son derece bozuk. O yüzden eski Sovyet lideri Leonid Brezhnev kendisini ziyarete geldiğinde tercümanın ekstra dikkatli davranması gerekiyor.
Peki ama ne işi var bu kadının televizyonda? Koskoca Sovyet lideri neden onu ziyaret ediyor? Oooo büyükanne, dişlerin neden bu kadar büyük?
Çocukluğunda Vanga oldukça sıradan bir kızdı. Sarı saçlı, mavi gözlü, doktorculuk oynayıp arkadaşlarına şifa dağıtan… sonra ne olduysa oldu ve rivayete göre bir fırtınada kayboldu. Uzun süre bulunamadı. Bulunduğunda gözleri toprakla kaplıydı ve açamıyordu. Hiçbir tedavi işe yaramadı. Ailesinin sınırlı maddi olanakları da gözönüne alındığında fazla bir tedavi fırsatı da olmadı zaten. Sonuçta gözlerini kaybetti.
Ne olduysa ondan sonra oldu; Vanga yanına gelen insanların geleceklerini ve geçmişlerini görebildiğini iddia etmeye başladı. Hastalara doğal tedavi yolları ile şifa dağıttığına inananlar kapısında kuyruk oldu. Vanga tıbbi yöntemleri asla reddetmese de, çok fazla ilaç almanın iyi birşey olmadığını çünkü ilaçların “doğanın vücuttaki dengeyi düzeltmek için kullandığı kapıları kapadığını” söyledi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Vanga’nın ünü tüm dünyayı sardı; yakınlarını savaşa gönderenler onların akibetini öğrenmek için Vanga’ya akın etti. Sonraki yıllarda Bulgar hükümet yetkilileri Vanga’ya danıştılar, Leonid Brezhnev yılda en az bir kez kendisini ziyaret etti.
“Kötü” ya da “günahkar” olduğunu düşündüğü insanlara son derece kaba davranabildiği ve yaptıkları kötü işleri yüzlerine vurduğu için kendi köyünde hep dışlandı.
1939 yılında ciddi bir akciğer rahatsızlığı geçiren ve çok kısa ömrü kaldığı söylenen Vanga, 1996 yılına kadar yaşadı. Ölüm tarihini kesin olarak bildiği ve yerine kimin geçeceğini dahi söylediği iddia edildi. Kendi sözcükleriyle ölümü şöyle tanımladı Vanga:
Ölümden sonra insanın vücudu çürür… fakat bir parçası -ruh, ya da adını bilmediğim birşey- çürümez. Siz yeniden doğum diyorsunuz buna. Ben ne denir bilmiyorum. Ama insandan geriye kalan- bu ruhtur. Çürümez, gelişmeye devam eder ve daha üst mevkilere ulaşır. Bu, ruhun sonsuzluğudur.
2
Otto Witte
13 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Otto Witte, beş günlüğüne de olsa Arnavutluk Kralı olmayı başardığını iddia eden Alman kökenli bir sirk akrobatı ve gösteri sanatçısıdır.
1913 yılında Arnavutluk, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrıldığında, ülkedeki Müslümanlar, Padişahın kuzeni olan Halim Eddine’yi tahta çıkarmak üzere Arnavutluk’a davet ettiler. Eddine’nin fotoğraflarını gorüp kendisine ne kadar benzediğini farkeden Witte, kılıç yutma gösterileri yapan arkadaşı Max Schlepsig ile birlikte Durres’e (Dıraç) giderek kendini Eddine olarak tanıtmayı ve 13 Ağustos 1913 tarihinde tahta geçmeyi başardığını iddia etti.
İddiasına göre, Witte, beş gün boyunca yeni hükümdar için hazırlanan haremin tadını çıkarıp, Karadağ’a savaş ilan ettikten sonra, foyasının meydana çıkması sonucu hazineden önemli miktarda servet alarak haremin de yardımıyla ülkeden kaçmayı başarmıştır.
Sonradan yapılan röportajlarda Witte’nin iddiasının olanaksızlıklarla ve çelişkilerle dolu olduğu ortaya çıkmış ve ifadelerinin hiçbiri yerel kaynaklarca doğrulanmamış olsa da, Almanya’da meşhur olmasına yetmiştir. Berlin valiliği, Witte’nin resmi kimlik belgesinde “Eski Arnavutluk Kralı” ibaresini taşımasına izin vermiştir. Witte ömrünün sonuna dek kendisine bu ünvanla hitap edilmesi konusunda ısrar etmiş ve sonuçta sözkonusu ünvan mezar taşına işlenmiştir.
(Teşekkürler vanillin!) - 1911 yılında Bulgaristan’ın ücra bir köyünde doğup büyüyen, ömrünün çoğunu orada geçiren bir kadın. Küçük yaşlardan beri gözleri görmüyor. Öyle koyu bir köylü aksanıyla konuşuyor ki şehirde yaşayan Bulgarlar anlamıyorlar ne dediğini. Konuşmaları televizyonda altyazıyla veriliyor. Gerçi bu bir yerde iyi birşey, çünkü her söylediğinin anlaşılmaması gerek. Ağzı son derece bozuk. O yüzden eski Sovyet lideri Leonid Brezhnev kendisini ziyarete geldiğinde tercümanın ekstra dikkatli davranması gerekiyor.
Peki ama ne işi var bu kadının televizyonda? Koskoca Sovyet lideri neden onu ziyaret ediyor? Oooo büyükanne, dişlerin neden bu kadar büyük?
Çocukluğunda Vanga oldukça sıradan bir kızdı. Sarı saçlı, mavi gözlü, doktorculuk oynayıp arkadaşlarına şifa dağıtan… sonra ne olduysa oldu ve rivayete göre bir fırtınada kayboldu. Uzun süre bulunamadı. Bulunduğunda gözleri toprakla kaplıydı ve açamıyordu. Hiçbir tedavi işe yaramadı. Ailesinin sınırlı maddi olanakları da gözönüne alındığında fazla bir tedavi fırsatı da olmadı zaten. Sonuçta gözlerini kaybetti.
Ne olduysa ondan sonra oldu; Vanga yanına gelen insanların geleceklerini ve geçmişlerini görebildiğini iddia etmeye başladı. Hastalara doğal tedavi yolları ile şifa dağıttığına inananlar kapısında kuyruk oldu. Vanga tıbbi yöntemleri asla reddetmese de, çok fazla ilaç almanın iyi birşey olmadığını çünkü ilaçların “doğanın vücuttaki dengeyi düzeltmek için kullandığı kapıları kapadığını” söyledi.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Vanga’nın ünü tüm dünyayı sardı; yakınlarını savaşa gönderenler onların akibetini öğrenmek için Vanga’ya akın etti. Sonraki yıllarda Bulgar hükümet yetkilileri Vanga’ya danıştılar, Leonid Brezhnev yılda en az bir kez kendisini ziyaret etti.
“Kötü” ya da “günahkar” olduğunu düşündüğü insanlara son derece kaba davranabildiği ve yaptıkları kötü işleri yüzlerine vurduğu için kendi köyünde hep dışlandı.
1939 yılında ciddi bir akciğer rahatsızlığı geçiren ve çok kısa ömrü kaldığı söylenen Vanga, 1996 yılına kadar yaşadı. Ölüm tarihini kesin olarak bildiği ve yerine kimin geçeceğini dahi söylediği iddia edildi. Kendi sözcükleriyle ölümü şöyle tanımladı Vanga:
Ölümden sonra insanın vücudu çürür… fakat bir parçası -ruh, ya da adını bilmediğim birşey- çürümez. Siz yeniden doğum diyorsunuz buna. Ben ne denir bilmiyorum. Ama insandan geriye kalan- bu ruhtur. Çürümez, gelişmeye devam eder ve daha üst mevkilere ulaşır. Bu, ruhun sonsuzluğudur.
2
Otto Witte
13 Ağustos 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
Otto Witte, beş günlüğüne de olsa Arnavutluk Kralı olmayı başardığını iddia eden Alman kökenli bir sirk akrobatı ve gösteri sanatçısıdır.
1913 yılında Arnavutluk, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrıldığında, ülkedeki Müslümanlar, Padişahın kuzeni olan Halim Eddine’yi tahta çıkarmak üzere Arnavutluk’a davet ettiler. Eddine’nin fotoğraflarını gorüp kendisine ne kadar benzediğini farkeden Witte, kılıç yutma gösterileri yapan arkadaşı Max Schlepsig ile birlikte Durres’e (Dıraç) giderek kendini Eddine olarak tanıtmayı ve 13 Ağustos 1913 tarihinde tahta geçmeyi başardığını iddia etti.
İddiasına göre, Witte, beş gün boyunca yeni hükümdar için hazırlanan haremin tadını çıkarıp, Karadağ’a savaş ilan ettikten sonra, foyasının meydana çıkması sonucu hazineden önemli miktarda servet alarak haremin de yardımıyla ülkeden kaçmayı başarmıştır.
Sonradan yapılan röportajlarda Witte’nin iddiasının olanaksızlıklarla ve çelişkilerle dolu olduğu ortaya çıkmış ve ifadelerinin hiçbiri yerel kaynaklarca doğrulanmamış olsa da, Almanya’da meşhur olmasına yetmiştir. Berlin valiliği, Witte’nin resmi kimlik belgesinde “Eski Arnavutluk Kralı” ibaresini taşımasına izin vermiştir. Witte ömrünün sonuna dek kendisine bu ünvanla hitap edilmesi konusunda ısrar etmiş ve sonuçta sözkonusu ünvan mezar taşına işlenmiştir.
Otto Witte, beş günlüğüne de olsa Arnavutluk Kralı olmayı başardığını iddia eden Alman kökenli bir sirk akrobatı ve gösteri sanatçısıdır.
1913 yılında Arnavutluk, Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrıldığında, ülkedeki Müslümanlar, Padişahın kuzeni olan Halim Eddine’yi tahta çıkarmak üzere Arnavutluk’a davet ettiler. Eddine’nin fotoğraflarını gorüp kendisine ne kadar benzediğini farkeden Witte, kılıç yutma gösterileri yapan arkadaşı Max Schlepsig ile birlikte Durres’e (Dıraç) giderek kendini Eddine olarak tanıtmayı ve 13 Ağustos 1913 tarihinde tahta geçmeyi başardığını iddia etti.
İddiasına göre, Witte, beş gün boyunca yeni hükümdar için hazırlanan haremin tadını çıkarıp, Karadağ’a savaş ilan ettikten sonra, foyasının meydana çıkması sonucu hazineden önemli miktarda servet alarak haremin de yardımıyla ülkeden kaçmayı başarmıştır.
Sonradan yapılan röportajlarda Witte’nin iddiasının olanaksızlıklarla ve çelişkilerle dolu olduğu ortaya çıkmış ve ifadelerinin hiçbiri yerel kaynaklarca doğrulanmamış olsa da, Almanya’da meşhur olmasına yetmiştir. Berlin valiliği, Witte’nin resmi kimlik belgesinde “Eski Arnavutluk Kralı” ibaresini taşımasına izin vermiştir. Witte ömrünün sonuna dek kendisine bu ünvanla hitap edilmesi konusunda ısrar etmiş ve sonuçta sözkonusu ünvan mezar taşına işlenmiştir.



