3
İlk bilim kurgu filmi
1 Eylül 2008 tarihinde Doruk Somunkıran tarafından yazıldı. Kategori: Günlük Yazılar
1902 yılında bugün, ilk bilim kurgu filmi olarak kabul edilen Le Voyage Dans la Lune (Ay’a Yolculuk, A Trip to the Moon) Fransa’da gösterime girdi. Georges Méliès’nin yazıp yönettiği, prodüktörlüğünü yaptığı ve oynadığı bu 14 dakikalık sessiz film, kısa süre içinde tüm dünyada son derece popüler hale geldi. Bunun en önemli nedeni, filmde o dönemin teknolojik kısıtlamalarının son derece yaratıcı yöntemlerle aşılması ve o zamana kadar görülmemiş animasyon ve özel efekt yöntemlerinin kullanılmasıydı.
Filmde, altı cesur astronot Ay’a gitmek üzere mermiye benzeyen bir kapsüle biner. Kapsül bir top aracılığıyla Ay’a doğru fırlatılır ve Ay’daki insan yüzünün (Türkçe’de Aydede diye adlandırdığımız zat-ı muhterem) tam gözüne isabet eder. Bu “yumuşak iniş”in ardından Ay yüzeyine çıkan ekip, Ay’da yaşayan çeşitli canlılar ve tanrılarla cebelleşir ve… neyse filmin sonunu anlatmayalım.
Yapımcı ve yönetmen Méliès, filmi Fransa’dan sonra ABD’de gösterime sokarak önemli bir getiri sağlamayı planlıyordu. Ancak Thomas Edison’ın film teknisyenlerinin ondan önce davranıp gizlice filmin kopyalarını çıkarmaları ve tüm ABD’ye dağıtmaları sonucunda Méliès filmden beklediği geliri elde edemedi ve sonuçta iflas etti (korsan “paylaşımın” yeni bir olay olmadığını ve en az yüz yıldır yaratıcılığı baltaladığını gösteren bir ibret öyküsü!).
1902′deki gösterimden sonra filmin bazı bölümleri kayboldu, fakat tam 100 yıl sonra, 2002′de, Fransa’daki bir çiftlikte filmin eksiksiz bir kopyası bulundu. Baştan sona elle renklendirilmiş olan bu kopya, dijital ortamda yenilenerek satışa sunuldu.
Ay’a Yolculuk’ta kullanılan görsel efektler zamanının çok ötesinde olsa da, eleştirmenler filmin sinema dili açısından “ilkel” bir yapıya sahip olduğunu kaydetmişlerdir. Filmin kurgusu, bilindik sinema anlatımından ziyade, ilginç birtakım sahnelerin ardarda eklenmesinden ibaret gibidir; filmde kurgu, anlatım unsuru olmaktan çok işlevsel bir görev taşımaktadır.
0
BMW film oluyor
12 Ağustos 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Bavyeralı epik kral Wurstmöller’in yaşamı film oluyor. Kısaca BMW (Bayern Monarch Wurstmöller- Bavyera Kralı Wurstmöller) olarak tanınan bu ünlü kral da son zamanlarda tarihi kişiliklere ilgi duymaya başlayan film sektörünün dikkatini çekmekte geç kalmadı.
Efsaneyi hepimiz biliriz: Bavyera kralı Wurstmöller ve ordusu, düşmanları Germen Kralı 2. Überschaft’a yenilir ve kendisinin de dahil olduğu 100 kişi kurtulur ancak. Onlar da fazla uzağa kaçamaz ve kendilerini kovalayan Germen ordusu tarafından kısa sürede yakalanıp esir düşerler. O devirlerde esirlerin oracıkta öldürülmesi adeti yaygındır ama düşman kral 2. Überschaft eski rakibine duyduğu saygıdan dolayı ona son bir şans daha vermeye karar verir. Aralarında bir oyun oynayacaklardır. Sabah güneş doğar doğmaz Wurstmöller de dahil tüm esir askerler tek sıra halinde dizilip oturacaklar ve kafalarına birer şapka bırakılacaktır. Bunların kimisi beyaz kimisi mavi olacaktır. Aynı yenik Bavyera krallığının renkleri gibi. Kaç sayıda mavi ya da kaç sayıda beyaz olacağı belli değildir. Esirler kendi şapkasını göremeyecek ama diğer askerlerin şapkalarını görebilecektir. En arkadaki askerden sorulmaya başlanacak ve kafasındaki şapkanın rengini bilenler serbest bırakılıp bilemeyenlerin kellesi kesilecektir.
Tamamen şansa dayalı olan bu oyunda tüm esirler kurtulabilir ama aynı zamanda ölebilirlerdi de. Şöhret düşkünü Germen kralı, kendi icadı bu oyunun bölgede gelenek halini almasını istiyordu. Savaş esirleri için bundan sonra “Überschaft oyunu” oynanacaktı. Çözümsüzdü ve şansı olan kurtulabilirdi ancak.
Bu acımasız teklifi çaresizlik içinde kabul eden ve aynı zamanda dahi bir matematikçi olan Wurstmöller’ın aklına gecenin sonuna doğru ilginç bir fikir geldi. Bulduğu bu metoda göre, en arkadaki asker hariç herkes şapka rengini kesinlikle bilecekti. Bu aynı zamanda bir kişi hariç herkesin kesinlikle kurtulması da demekti.
Metod şuydu: Şapkaların kendininki hariç tümünü gören en arkadaki asker bilir ki, mavi ya da beyaz şapkalardan bir renk mutlaka tek sayı, diğeri de çift sayıdır. Zira kendininki hariç 99 tane şapka olacaktır. İşte işin püf noktası da buradadır. En arkadaki asker şayet tek sayıdaki rengi söylerse diğer tüm askerler kafalarındaki şapka rengini bileceklerdir. Örneğin, mavi şapkalar 50, beyaz şapkalar 49 tane olsun. En arkadaki asker kendi şapka rengine beyaz der ve diyelim ki bilemez ve öldürülür. Önündeki asker artık beyaz şapkanın tek sayıda olduğunu ve arkasındaki askerin kafasındaki şapkanın da beyaz olmadığını bilir ve önündeki beyazları saymaya başlar. Şayet sonuç tek sayı ise kafasındaki şapka mavi, sonuç çift sayı ise beyazdır. Böylece 99 asker de aynı metodu uygulayarak şapka renklerini bilecek ve kurtulacaklardır.
Sabaha kadar her olasılığı hesaplayan ve ne olursa olsun sonucun değişmediğini gören Bavyeralılar için tek bir sorun vardır artık. En arkadaki asker kim olacaktır?
İşte bu noktada devreye Kral Wurstmöller girer ve tüm itirazlara ve karşı çıkmalara rağmen kendini feda edip en arkaya geçmeye karar verir.
Efsanenin sonrasını hepimiz biliyoruz. Yarı yarıya yaşama şansı olan bu dahi kral kafasındaki şapkanın renginin mavi olduğunu söyler zira maviler tek sayıdır. Yıllarca kraliyet şapkası olarak maviyi kullanmıştır ve kendisine uğur getirdiğini düşündüğünden bir an için sevinir. Oysa mavi şapka bu sefer uğurlu gelmez. Taktığı şapkanın rengi beyazdır ve soruyu bilemediği için kafası kesilerek oracıkta öldürülür. Diğer askerler ise büyük bir yas ve gözyaşları içinde oyuna devam edip kurtulurlar.
Yazılı bir metni olmayan ama özellikle Bavyera bölgesinde dilden dile anlatılan bu efsanevi kral şayet yaşıyor olsaydı dünya ne halde olurdu bilemeyiz tabii. Tek bildiğimiz şey, bu efsanenin konu edildiği filmin çekimlerine olayın geçtiği Bavyera eyaletinde başlanmış olduğu.
Halk arasında “Blau monarch weiß (BMW)” yani “Mavi beyaz kral” olarak da anılan bu efsanevi Bavyera kralı artık film sektörü sayesinde tüm dünya tarafından tanınacak. Alman-İngiliz ortak yapımı filmde BMW’yi ünlü alman oyuncu Henrich Gutt oynuyor. Diğer önemli rolleri Amanda Belkich, Holden Stanford’un paylaştığı filmin yönetmenliğini ünlü Sırp sinema adamı Dejan Severich yapıyor.
1902 yılında bugün, ilk bilim kurgu filmi olarak kabul edilen Le Voyage Dans la Lune (Ay’a Yolculuk, A Trip to the Moon) Fransa’da gösterime girdi. Georges Méliès’nin yazıp yönettiği, prodüktörlüğünü yaptığı ve oynadığı bu 14 dakikalık sessiz film, kısa süre içinde tüm dünyada son derece popüler hale geldi. Bunun en önemli nedeni, filmde o dönemin teknolojik kısıtlamalarının son derece yaratıcı yöntemlerle aşılması ve o zamana kadar görülmemiş animasyon ve özel efekt yöntemlerinin kullanılmasıydı.
Filmde, altı cesur astronot Ay’a gitmek üzere mermiye benzeyen bir kapsüle biner. Kapsül bir top aracılığıyla Ay’a doğru fırlatılır ve Ay’daki insan yüzünün (Türkçe’de Aydede diye adlandırdığımız zat-ı muhterem) tam gözüne isabet eder. Bu “yumuşak iniş”in ardından Ay yüzeyine çıkan ekip, Ay’da yaşayan çeşitli canlılar ve tanrılarla cebelleşir ve… neyse filmin sonunu anlatmayalım.
Yapımcı ve yönetmen Méliès, filmi Fransa’dan sonra ABD’de gösterime sokarak önemli bir getiri sağlamayı planlıyordu. Ancak Thomas Edison’ın film teknisyenlerinin ondan önce davranıp gizlice filmin kopyalarını çıkarmaları ve tüm ABD’ye dağıtmaları sonucunda Méliès filmden beklediği geliri elde edemedi ve sonuçta iflas etti (korsan “paylaşımın” yeni bir olay olmadığını ve en az yüz yıldır yaratıcılığı baltaladığını gösteren bir ibret öyküsü!).
1902′deki gösterimden sonra filmin bazı bölümleri kayboldu, fakat tam 100 yıl sonra, 2002′de, Fransa’daki bir çiftlikte filmin eksiksiz bir kopyası bulundu. Baştan sona elle renklendirilmiş olan bu kopya, dijital ortamda yenilenerek satışa sunuldu.
Ay’a Yolculuk’ta kullanılan görsel efektler zamanının çok ötesinde olsa da, eleştirmenler filmin sinema dili açısından “ilkel” bir yapıya sahip olduğunu kaydetmişlerdir. Filmin kurgusu, bilindik sinema anlatımından ziyade, ilginç birtakım sahnelerin ardarda eklenmesinden ibaret gibidir; filmde kurgu, anlatım unsuru olmaktan çok işlevsel bir görev taşımaktadır.
0
BMW film oluyor
12 Ağustos 2008 tarihinde moz tarafından yazıldı. Kategori: Haber Merkezi
(Haber Merkezi) - Bavyeralı epik kral Wurstmöller’in yaşamı film oluyor. Kısaca BMW (Bayern Monarch Wurstmöller- Bavyera Kralı Wurstmöller) olarak tanınan bu ünlü kral da son zamanlarda tarihi kişiliklere ilgi duymaya başlayan film sektörünün dikkatini çekmekte geç kalmadı.
Efsaneyi hepimiz biliriz: Bavyera kralı Wurstmöller ve ordusu, düşmanları Germen Kralı 2. Überschaft’a yenilir ve kendisinin de dahil olduğu 100 kişi kurtulur ancak. Onlar da fazla uzağa kaçamaz ve kendilerini kovalayan Germen ordusu tarafından kısa sürede yakalanıp esir düşerler. O devirlerde esirlerin oracıkta öldürülmesi adeti yaygındır ama düşman kral 2. Überschaft eski rakibine duyduğu saygıdan dolayı ona son bir şans daha vermeye karar verir. Aralarında bir oyun oynayacaklardır. Sabah güneş doğar doğmaz Wurstmöller de dahil tüm esir askerler tek sıra halinde dizilip oturacaklar ve kafalarına birer şapka bırakılacaktır. Bunların kimisi beyaz kimisi mavi olacaktır. Aynı yenik Bavyera krallığının renkleri gibi. Kaç sayıda mavi ya da kaç sayıda beyaz olacağı belli değildir. Esirler kendi şapkasını göremeyecek ama diğer askerlerin şapkalarını görebilecektir. En arkadaki askerden sorulmaya başlanacak ve kafasındaki şapkanın rengini bilenler serbest bırakılıp bilemeyenlerin kellesi kesilecektir.
Tamamen şansa dayalı olan bu oyunda tüm esirler kurtulabilir ama aynı zamanda ölebilirlerdi de. Şöhret düşkünü Germen kralı, kendi icadı bu oyunun bölgede gelenek halini almasını istiyordu. Savaş esirleri için bundan sonra “Überschaft oyunu” oynanacaktı. Çözümsüzdü ve şansı olan kurtulabilirdi ancak.
Bu acımasız teklifi çaresizlik içinde kabul eden ve aynı zamanda dahi bir matematikçi olan Wurstmöller’ın aklına gecenin sonuna doğru ilginç bir fikir geldi. Bulduğu bu metoda göre, en arkadaki asker hariç herkes şapka rengini kesinlikle bilecekti. Bu aynı zamanda bir kişi hariç herkesin kesinlikle kurtulması da demekti.
Metod şuydu: Şapkaların kendininki hariç tümünü gören en arkadaki asker bilir ki, mavi ya da beyaz şapkalardan bir renk mutlaka tek sayı, diğeri de çift sayıdır. Zira kendininki hariç 99 tane şapka olacaktır. İşte işin püf noktası da buradadır. En arkadaki asker şayet tek sayıdaki rengi söylerse diğer tüm askerler kafalarındaki şapka rengini bileceklerdir. Örneğin, mavi şapkalar 50, beyaz şapkalar 49 tane olsun. En arkadaki asker kendi şapka rengine beyaz der ve diyelim ki bilemez ve öldürülür. Önündeki asker artık beyaz şapkanın tek sayıda olduğunu ve arkasındaki askerin kafasındaki şapkanın da beyaz olmadığını bilir ve önündeki beyazları saymaya başlar. Şayet sonuç tek sayı ise kafasındaki şapka mavi, sonuç çift sayı ise beyazdır. Böylece 99 asker de aynı metodu uygulayarak şapka renklerini bilecek ve kurtulacaklardır.
Sabaha kadar her olasılığı hesaplayan ve ne olursa olsun sonucun değişmediğini gören Bavyeralılar için tek bir sorun vardır artık. En arkadaki asker kim olacaktır?
İşte bu noktada devreye Kral Wurstmöller girer ve tüm itirazlara ve karşı çıkmalara rağmen kendini feda edip en arkaya geçmeye karar verir.
Efsanenin sonrasını hepimiz biliyoruz. Yarı yarıya yaşama şansı olan bu dahi kral kafasındaki şapkanın renginin mavi olduğunu söyler zira maviler tek sayıdır. Yıllarca kraliyet şapkası olarak maviyi kullanmıştır ve kendisine uğur getirdiğini düşündüğünden bir an için sevinir. Oysa mavi şapka bu sefer uğurlu gelmez. Taktığı şapkanın rengi beyazdır ve soruyu bilemediği için kafası kesilerek oracıkta öldürülür. Diğer askerler ise büyük bir yas ve gözyaşları içinde oyuna devam edip kurtulurlar.
Yazılı bir metni olmayan ama özellikle Bavyera bölgesinde dilden dile anlatılan bu efsanevi kral şayet yaşıyor olsaydı dünya ne halde olurdu bilemeyiz tabii. Tek bildiğimiz şey, bu efsanenin konu edildiği filmin çekimlerine olayın geçtiği Bavyera eyaletinde başlanmış olduğu.
Halk arasında “Blau monarch weiß (BMW)” yani “Mavi beyaz kral” olarak da anılan bu efsanevi Bavyera kralı artık film sektörü sayesinde tüm dünya tarafından tanınacak. Alman-İngiliz ortak yapımı filmde BMW’yi ünlü alman oyuncu Henrich Gutt oynuyor. Diğer önemli rolleri Amanda Belkich, Holden Stanford’un paylaştığı filmin yönetmenliğini ünlü Sırp sinema adamı Dejan Severich yapıyor.
(Haber Merkezi) - Bavyeralı epik kral Wurstmöller’in yaşamı film oluyor. Kısaca BMW (Bayern Monarch Wurstmöller- Bavyera Kralı Wurstmöller) olarak tanınan bu ünlü kral da son zamanlarda tarihi kişiliklere ilgi duymaya başlayan film sektörünün dikkatini çekmekte geç kalmadı.
Efsaneyi hepimiz biliriz: Bavyera kralı Wurstmöller ve ordusu, düşmanları Germen Kralı 2. Überschaft’a yenilir ve kendisinin de dahil olduğu 100 kişi kurtulur ancak. Onlar da fazla uzağa kaçamaz ve kendilerini kovalayan Germen ordusu tarafından kısa sürede yakalanıp esir düşerler. O devirlerde esirlerin oracıkta öldürülmesi adeti yaygındır ama düşman kral 2. Überschaft eski rakibine duyduğu saygıdan dolayı ona son bir şans daha vermeye karar verir. Aralarında bir oyun oynayacaklardır. Sabah güneş doğar doğmaz Wurstmöller de dahil tüm esir askerler tek sıra halinde dizilip oturacaklar ve kafalarına birer şapka bırakılacaktır. Bunların kimisi beyaz kimisi mavi olacaktır. Aynı yenik Bavyera krallığının renkleri gibi. Kaç sayıda mavi ya da kaç sayıda beyaz olacağı belli değildir. Esirler kendi şapkasını göremeyecek ama diğer askerlerin şapkalarını görebilecektir. En arkadaki askerden sorulmaya başlanacak ve kafasındaki şapkanın rengini bilenler serbest bırakılıp bilemeyenlerin kellesi kesilecektir.
Tamamen şansa dayalı olan bu oyunda tüm esirler kurtulabilir ama aynı zamanda ölebilirlerdi de. Şöhret düşkünü Germen kralı, kendi icadı bu oyunun bölgede gelenek halini almasını istiyordu. Savaş esirleri için bundan sonra “Überschaft oyunu” oynanacaktı. Çözümsüzdü ve şansı olan kurtulabilirdi ancak.
Bu acımasız teklifi çaresizlik içinde kabul eden ve aynı zamanda dahi bir matematikçi olan Wurstmöller’ın aklına gecenin sonuna doğru ilginç bir fikir geldi. Bulduğu bu metoda göre, en arkadaki asker hariç herkes şapka rengini kesinlikle bilecekti. Bu aynı zamanda bir kişi hariç herkesin kesinlikle kurtulması da demekti.
Metod şuydu: Şapkaların kendininki hariç tümünü gören en arkadaki asker bilir ki, mavi ya da beyaz şapkalardan bir renk mutlaka tek sayı, diğeri de çift sayıdır. Zira kendininki hariç 99 tane şapka olacaktır. İşte işin püf noktası da buradadır. En arkadaki asker şayet tek sayıdaki rengi söylerse diğer tüm askerler kafalarındaki şapka rengini bileceklerdir. Örneğin, mavi şapkalar 50, beyaz şapkalar 49 tane olsun. En arkadaki asker kendi şapka rengine beyaz der ve diyelim ki bilemez ve öldürülür. Önündeki asker artık beyaz şapkanın tek sayıda olduğunu ve arkasındaki askerin kafasındaki şapkanın da beyaz olmadığını bilir ve önündeki beyazları saymaya başlar. Şayet sonuç tek sayı ise kafasındaki şapka mavi, sonuç çift sayı ise beyazdır. Böylece 99 asker de aynı metodu uygulayarak şapka renklerini bilecek ve kurtulacaklardır.
Sabaha kadar her olasılığı hesaplayan ve ne olursa olsun sonucun değişmediğini gören Bavyeralılar için tek bir sorun vardır artık. En arkadaki asker kim olacaktır?
İşte bu noktada devreye Kral Wurstmöller girer ve tüm itirazlara ve karşı çıkmalara rağmen kendini feda edip en arkaya geçmeye karar verir.
Efsanenin sonrasını hepimiz biliyoruz. Yarı yarıya yaşama şansı olan bu dahi kral kafasındaki şapkanın renginin mavi olduğunu söyler zira maviler tek sayıdır. Yıllarca kraliyet şapkası olarak maviyi kullanmıştır ve kendisine uğur getirdiğini düşündüğünden bir an için sevinir. Oysa mavi şapka bu sefer uğurlu gelmez. Taktığı şapkanın rengi beyazdır ve soruyu bilemediği için kafası kesilerek oracıkta öldürülür. Diğer askerler ise büyük bir yas ve gözyaşları içinde oyuna devam edip kurtulurlar.
Yazılı bir metni olmayan ama özellikle Bavyera bölgesinde dilden dile anlatılan bu efsanevi kral şayet yaşıyor olsaydı dünya ne halde olurdu bilemeyiz tabii. Tek bildiğimiz şey, bu efsanenin konu edildiği filmin çekimlerine olayın geçtiği Bavyera eyaletinde başlanmış olduğu.
Halk arasında “Blau monarch weiß (BMW)” yani “Mavi beyaz kral” olarak da anılan bu efsanevi Bavyera kralı artık film sektörü sayesinde tüm dünya tarafından tanınacak. Alman-İngiliz ortak yapımı filmde BMW’yi ünlü alman oyuncu Henrich Gutt oynuyor. Diğer önemli rolleri Amanda Belkich, Holden Stanford’un paylaştığı filmin yönetmenliğini ünlü Sırp sinema adamı Dejan Severich yapıyor.




